Kategori: Blog

Home Blog Page 48

Hamilelikte Vitamin ve Mineraller

Hamilelikte Vitamin ve Mineraller şöyledir: Demir: Gebelik sırasında kan hücrelerinin boyutu büyür. Bu nedenden ötürü hamilelerin kanlarında demir oranı düşebilir. Bu durumun önüne geçmek için demir takviyesi alınabilir. Magnezyum: Erken dönemde başlayan kramp ve kasılmalar magnezyum eksikliğine delalet olabilir. Kalsiyum: Bebeklerin kemik oluşumu için gereklidir ve anne adaylarında düşük olması durumunda bebekler var olan stokları tüketmek zorunda kalır. Bu nedenle anne adaylarının yeterli kalsiyum alması gerekir. Çinko: Saç ve deri sağlığı için gerekli bir mineraldir. Tıpkı kalsiyum gibi gebe kadınlarda düşüşe geçer ve bazen dışarıdan takviye ihtiyacı doğar. B, B12, C ve D vitaminlerini de dışarıdan almak gerekebilir. Hamileler için takviye gıdalar daha da artırılabilir. Hamilelikte Vitamin Kullanımı Gebelikte vitamin kullanımı elzem bir durum olarak kabul edilir ve vitaminlerin bünye üzerindeki etkileri şöyle özetlenebilir: C: Demirin emilimini kolaylaştırır. Vücutta depolanamadığı için periyodik olarak alınması gerekir. B12: Kan hücresi oluşumu için kritik bir vitamin olarak bilinir. Kırmızı etle arası pek iyi olmayan yada hayvansal gıdalardan uzak duran (vejetaryen veya vegan) kişilerde eksikliği görülebilir. Kırmızı et, ciğer, yumurta, süt, peynir ve balıkta bulunur. Dışarıdan takviye olarak da alınabilir. B: Mide bulantılarını azaltır. D: Bebek ve annenin kemik sağlığı üzerinde direkt bir etkisi vardır. Tüm bunlara ek olarak A vitamininden de bahsetmek gerekir. Fazla miktarda A vitamini bebeğin sağlığını olumsuz etkiler. Yapılan kan testleri sonucu hekimler gerekli durumlarda anne adayını uyaracaktır. Hamilelikte Vitamin Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler Gebelikte vitamin kullanırken önemli olan konular şöyle listelenebilir: Planlı bir gebelik söz konusuyla cinsel birleşmelerin gerçekleştiği dönemde (herhangi bir vitamin eksikliği varsa) vitamin takviyelerine başlamak gerekir. Sperm hücresi ve yumurtanın buluştuğu vakitteki kan değerleri ve partnerlerin sağlık durumu bebeğin sağlığını etkiler. Kullanılan vitamin takviyelerin içerikleri mutlaka okunmalıdır. Bazı vitaminler fazla miktarda şeker, tatlandırıcı ve boyar madde içerir. Kulaktan dolma bilgilerle takviye gıda kullanmak faydasız olabilir ve fazladan masrafa yol açabilir. Bu konuda hekimlerin oluşturduğu yol haritasını takip etmek uygundur. Kullanılan takviyeler hakkında detaylı bilgi sahibi olmak ve şüphe uyandıran durumlarda önlem almak gerekir. Hamilelikte Gerekli Takviyeler Nelerdir? Gebelik sırasında ihtiyaç duyulan takviye gıdalar şöyle sıralanır: Folik asit: Gebeliği malum olan neredeyse her kadın kullanır. Hatta gebelik öncesi kullanılması da oldukça yaygındır. Bebeklerde anomali oluşma ihtimalini epey azaltır. Omega 3: Bebeklerin beyin ve göz sağlıkları için elzemdir. Balık çeşitlerinde ve cevizde bol miktarda bulunur. Halk arasında balık yağı olarak bilinen omega 3-6-9 takviyeleri de kullanılabilir. Omega 3’ün diğer yağlarla eş zamanlı olarak kullanıldığında etkili olduğunu öne süren çalışmalar vardır. Hamile Beslenmesi Nasıl Olmalıdır? Gebelik beslenmesi mümkün mertebe dengeli bir programla ilerletilmeli ve bu program her türlü aşırılıktan kaçılarak oluşturulmalıdır. Bu süreç içerisinde hamilelere “iki canlı” muamelesi yaparak onları fazla yemeye teşvik etmenin doğru olmaması gibi gebelerin kilo alma korkusuyla ağır diyetler yapması da yanlıştır. Günlük hayatta sahip olunması gereken dengeli beslenme rutini önemli ölçüde takip edilebilir. Sadece bebeğin ve büyümekte olan bebekle değişen kadın bedeninin ihtiyaçlarını karşılayacak takviyeler yapılır. Bu takviyeler genellikle kan değerlerine göre şekillenir. Gebelik sırasında tüketilen besinlerin içeriksel dağılımı şu şekilde olmalıdır: %12-15 kadar protein %25-30 yağ %55-60 karbonhidrat Son zamanlarda oldukça revaçta olan yeme alışkanlarının bir kısmı karbonhidratın ne denli zararlı olduğuna dair yanlış bilgilerin yayılmasına sebep olurlar. Karbonhidrat oldukça temel bir makro besindir ve herkesçe tüketilmesi gerekir. Sadece basit karbonhidrat adı verilen beyaz şeker, işlenmiş un ve şeker oranı yüksek tahıllardan uzak durmak gerekir. Lifli, kepekli ve tam buğdaylı tahıllar tüketilebilir. Bunlara ek olarak hamilelik için takviye gıdalar tüketilir. Hamileler Hangi Besinleri Tüketebilir? Hamilelerin yiyebileceği besinler şöyle sıralanır: Çiğ kuruyemişler Tam tahıllı ekmekler veya lifli olan her tahıl grubu Meyve Sebze Yumurta Peynir (sert olmak kaydıyla) Kuru baklagiller Süt, yoğurt, ayran ve kefir Balık, tavuk ve kırmızı et Tüm bu süreç esnasında anne adaylarının bedenlerini dinlemeleri tavsiye edilir. Aşırı beslenmek bebekleri daha sağlıklı yapmaz. Hekimler sık sık ve doyacak kadar yemek yenmesini salık verir. Tam tersi bir biçimde az yemek de kişileri kilo almaktan alıkoymaz. Vücutta yağ oluşumunu engellemek için benimsenen diyetler bebeğe ve anne adayının bedenine zarar verebilir. Hamilelikte Kilo Artışı Gebelikte kilo alma miktarı genelde kişilerin gebelik öncesi beden kitle indekslerine ve gebelik esnasında beslenmelerine göre değişir. Alınan kilo miktarı genellikle 8 ile 15 kg arasında değişmektedir. Tekil doğumlar için geçerli olan bu sayılar ikiz doğumlarda 18 kg’a dek çıkabilir. Bu seviyenin üstünde alınan kilolar direkt olarak gebelikle alakalı değildir. Gebelikten kaynaklı stres ve endişelerle bir araya gelen yanlış beslenme alışkanlıkları anne adaylarının 40 kg’a kadar kilo almalarına yol açabilir. Sağlıklı düzeyde alınan kiloların dağılımı şöyledir: İlk üç ay: 1-2 kg İkinci üç ay: 5-7 kg Son üç ay: 4-5 kg Sağlıklı sınırların ötesinde alınan kilolar bebeklerde gereğinden fazla yağ dokusu oluşmasına neden olur. Bu durum da doğum işlemini zorlaştırabilir. Hamilelik Öncesi Babalar Neler Yemelidir? Hamilelik öncesi babaların beslenmesi şöyle özetlenebilir: Kaliteli yağ içeren çiğ kuruyemişler tüketilmelidir. Vitamin ve mineral açısından zengin sebze ve meyvelerin oranı beslenme programında artırılmalıdır. Gerekli durumlarda bu ihtiyaçlara yanıt olan takviyeler alınabilir. Tuzu azaltmak gerekir. Tam tahıllı ekmeklere geçilmeli ve bel çevresindeki yağlanma kontrol altına alınmalıdır. Kafein azaltılmalıdır. Baba adaylarının beslenme alışkanlıkları çocukların kalp damar sağlığını direkt olarak etkiler. Araştırmalara göre kilolu babaların kız çocuklarında diyabet, erkek çocuklarında ise kalp hastalıkları daha sık görülür. Gebelikten üç ay öncesinde temiz bir beslenme programı uygulanmaya başlanmalıdır. Ebeveynlerin beslenme düzenlerinin bebeklere olan etkisi şaşırtıcı düzeyde yüksektir ve kötü beslenme bariz bir risk olarak kabul edilir. Son yapılan araştırmalara göre cinsel birleşmenin olduğu esnada babaların mental durumları bile bebeklerin genlerini değiştirebilmektedir. Hamileler İçin Beslenme Önerileri Gebeler için beslenme tavsiyeleri şu şekilde maddelenebilir: Kafein tüketimi azaltılmalıdır. Fazla miktarda kafein stres hormonu olan kortizolü artırır. Bu süre zarfında fazladan stres en son ihtiyaç duyulan şeydir. Ayrıca çay ve kahve gibi içecekler kansızlığı tetikler. Zeytinyağına ek olarak başka bitkisel yağlar da kullanılabilir. Tüm bu süreçte kaliteli yağlar hamile beslenmesi için önemlidir. Yemeklerdeki tuz miktarı azaltılmalıdır. İşlenmiş gıdalarla araya mesafe koymak gerekir. Et ve balık tüketiminin alışkanlık haline getirilmesi tavsiye edilir. Vegan yada vejetaryen olan kişilerin gerekli proteini ve B12 vitaminini mutlaka tedarik etmesi gerekir. Sebze ve meyveler titizlikle yıkanarak kullanılmalıdır. Vücudun dışarıdan enfeksiyon kapması kötü sonuçlar doğurabilir. Kaliteli yağ asitleri içeren çiğ kuruyemişler belli porsiyonlarla tüketilir. Hamilelik için takviye gıdalar sıklıkla kullanılır. En doğru ürünler için hekimlerin tavsiyelerini baz almak ve

Erkekte Varikosel

Erkeklerde varikosel, kısırlık sorunu ile başvuru yapan erkeklerin % 40’ında bulunan ve testislerde yer alan kan boşaltıcı toplardamarların varisleşmesi problemidir. Varikosel, testis toplardamarlarının, bacaklarda yer alan varislere benze şekilde genişlemeleri sonucunda oluşur. Erkekte varikosel, testis ısısının bozulmasına, kirli kan içerisinde yer alan toksit maddelerin testiste birikmesine ve sperm üretim seviyesinin bozulmasına yol açar. Erkekte Varikosel Belirtileri Nelerdir? Erkeklerde varikosel semptomları hakkında detaylar şöyledir: Testislerde şişlik, Testislerde kabarma, Ağrı oluşumu, Testis alanında terleme ve sıcaklık artışı, Bu semptomların gözlemlenmesi halinde erkekte varikosel oluşumundan söz edilir. Varikosel probleminde oluşan damarlarda genişleme bir süre sonra dışarıdan gözlemlenebilecek boyuta ulaşır. Bacaklarda yer alan varis görünümlerinin, testis üzerinde yer alamsı halinde varikosel probleminden şüphelenilir. Semptomların yansıması sırasında testislerde şişme, sıcaklık artışı ve terleme problemleri aynı anda gözlemlenir. Nadir olarak bu semptomlara ek olarak testislerde küçülme gözlemlenir. Erkekte Varikosel Neden Oluşur? Erkeklerde varikoselin oluşma sebepleri hakkında detaylar şöyledir: Sol tarafta yer lan testislerin, sağ tarafta olan testislere göre daha aşağıda yer almaları, Testisin sol tarafında yer alan toplardamarın, sağ tarafta yer alan toplardamara göre daha uzun bir yapıya sahip olması, Sol tarafta yer alan toplardamarın karın içinde yer alan komşu organlar ile arasında yer alan anatomik ilişki ve bozukluklar, Bu sebeplere bağlı olara oluşan erkekte varikosel problemi, % 90 oranında sol testis bölümünde gözlemlenir. Toplumda çocuk sahibi olan erkelerin dahi % 15’inde görülen varikosel problemi, kısırlık sebebi ile tedavi görme talebinde bulunana bireylerde bu oranın daha üstü seviyelerde tespit edilir. Kısırlık problemi ile tıbbi yardım alan erkeklerin % 40’ında görülen varikosel, ikincil infertilite diğer bir ifade ile ikinci kez kısırlık tedavisi ile çocuk sahip olma amaçlı yardım alan erkelerde % 60 oranında görülür. Erkekte Varikosel Nasıl Anlaşılır? Erkeklerde varikosel’in fark edilmesi hakkında bilgiler şu şekilde sıralanır: Uzun süre ayakta kalma, spor yapma ve cinsel aktivitede bulunma işlemleri ardından, testislerde şiddetli ağrı oluşması halinde varikosel probleminin varlığı fark edilir. Varikosel’in tam şekilde anlaşılması ve tespit edilmesi ise kısırlık problemi ile yapılan başvurular kapsamında gerçekleştirilen uzman hekim muayeneleri sonucunda mümkündür. Genital muayenenin bir parçası olarak gerçekleştirilen varikosel kontrolü ile hastalık hakkında tam tanı konulur. Erkeler, 21 ila 22 derecelik oda sıcaklığına sabit olan ortamda, ayakta pozisyonda muayene edilirler. Ayakta dik pozisyonda duran hastanın testis anatomisi ve gerekli olan tüm detaylar kontrol edilir. Kişiye hareket manevraları ve ıkınma faaliyeti yaptırılarak, testis’in durumu gözlemlenir. Bu faaliyetler sırasında testis damarlarında genişleme olup olmadığı gözlemlenir. Muayene ile damarların genişlediğinin gözlemlenmesi halinde, klinik teşhisin doğrulanması amacıyla, Skrotal Doppler ultrasonografi çekimleri yapılır. Bu çekimler sonunda erkekte varikosel oluşumunun varlığı hakkında tam yorum yapılarak, teşhis koyma ve varikosel’in derecesini belirleme işlemleri tamamlanır. Erkekte Varikosel Tedavisi Nasıl Yapılır? Erkeklerde varikosel’in tedavi edilmesi hakkında bilgiler şu şekilde sıralanır: Testislerin Kontrol Aşaması: Bu aşamada, varikosel tanısı ardından, testis boyutları arasında fark olup olmadığı kontrol edilir. Aynı zamanda testislerin sertlik, yumuşaklık derecelerine bakılır. Semen Analizi: Bu analiz yönteminde, sperm parametreleri değerlendirilir. Semen analizi ile sperm parametrelerinde sorun olup olmadığı tespit edilerek, ileri derecede ve tehlikeli sorunların tespit edilmesi halinde ameliyat ile müdahale kararı ele alınır. Sperm Parametrelerini Bozabilecek Durumların Değerlendirilmesi: Bu aşamada bireyden, beslenme alışkanlıkları, sigara ve alkol kullanımı, toksik maddelere maruz kalma durumu hakkında gerekli bilgiler edinilir. Karar Aşaması: Bu aşamada yapılan tüm tıbbi müdahaleler ve alınan bilgiler değerlendirilir. Varikosel teşhisi koyulan fakat infertilite problemine sahip olmayan bireylere, destek tedavileri uygulanır. Anti Oksidan Ajan Kullanımı: Tedavide yer alan bu aşama, çok şiddetli sperm kaybı problemi olmayan, sperm şekli bozukluğu düşük seviyede olan erkeler için antioksidan ajanların verilmesi yöntemidir. Ameliyat: Tedavi kapsamında ameliyat yapılması ise uzaman hekim karına bağlı olarak verilir. İleri derecede kısırlık problemi yaşayan ve sperm parametleri ileri düzeyde bozuk olan hastalar için tercih edilir. Erkekte Varikosel Hakkında Önemli Detaylar Erkelerde varikosel konusunda öneli ayrıntılar şu şekilde sıralanır: Sperm parametreleri normal düzeyde olan, sadece radyolojik varikosel saptanan, reflü problemi bulunmayan hastaların ameliyat edilmesi tercih edilmez. Yetişkinlik periyodunda varikosel problemlerinin oluşmaması için testislerin boyutlarının ve kıvamlarının klinik koşullarda kontrol ettirilmesi öne taşır. Sadece ağrı tespit edilmesi halinde varikosel ameliyatı yapılması yaklaşımı tercih edilmez. Tedavi işlemleri ardından, sperm parametleri üzerinde % 60 ila 70 oranı arasından düzelme gözlemlenir. Tedavi işlemleri ardından 6. Ayda sperm parametrelerinin takip edilmesi gerekir. Ameliyat ile tedavi işlemlerinde tercih edilen yöntem, korkulacak şartlara sahip olmayan mikrocerrahi ile kasık bölgesinden gerçekleştirilen müdahalelerdir. Erkekte Varikosel Daha Çok Kimlerde Gözlemlenir? Erkekte varikoselin yüksek gözlemlendiği kişiler: Kilo değeri yüksek olan bireyler, Karın içi basıncı arttıran yüksek ağırlıklı spor yapan kişiler, Kronik astım ve bundan kaynaklı öksürük nöbetleri geçirenler, Karın içinde yer alan basıncı yükselten kronik kabızlık problemi yaşayan kişiler, Devamlı olara ayakta kalmayı gerektiren meslekleri ömür boyu yapan kişiler, Bu bireylerde varikosel probleminin bulunma riski daha yüksektir. Bu hastalık bir toplardamar hastalığı olduğu için bacaklarda varis problemi olan kişilerde, varis problemi olmayan bireylere oarnla görülme oranı daha yükseltir. Kanın iletiminde sorunlara neden olan kronik hastalıkları taşıyan bireyler, erkekte varikosel problemi ile daha sık şekilde karşılaşırlar. Erkekte Varikosel Kısırlığa Neden Olur Mu? Erkekte varikosel’in kısırlığa neden olması mümkündür. Varikosel, erkelerde kısırlığa sebep olan etmeler arasında ilk sıralarda yer alır. Diğer yandan kısırlığa sebep olma etkisi, varikosel’in düzeyine göre belirlenir. Her tip düzeyde varikoselin kısırlığa sebep olamadığı, tedavi koşulları sonucunda ise sperm değerlerinin düzeltildiği bilgileri dikkate alınmalıdır. Erkekte Varikoselin Dereceleri Nelerdir? Erkelerde varikoselin düzeyleri hakkında detaylar şöyledir: Derece Varikosel: Ayakta muayene edilen hastalarda her hangi bir belirti gözlemlenmeyip, ıkınıldığı zaman el ile varikoselîn tespit edildiği durumdur. Derece Varikosel: Ayakta muayenede hafif derecede gözlemlenen, ıkınma manevrası sırasında belirgin şekilde görülür hale gelen varikoseldir. Derece Varikosel: Ayakta muayene olan hastada ıkınma manevrası gerekmeden belirgin şekilde gözlenen, ıkınma manevrası ile damarların yüksek oranda belirgin hale gelmesi ile tespit edilen varikosellerdir. Erkekte Varikosel Ameliyatı Kararı Ne Zaman Verilir? Erkekte varkosel için ameliyat kararı verilen zaman hakkında bilgiler şöyledir: Testis kıvamında aşırı yumuşama ve testis boyutlarında ileri düzeyde küçülme oluşması anında, Doppler ultrasonografi ile damarların genişlemesinin 3mm üzerinde olduğunun tespit edilmesi halinde, Doppler ile kan geri kaçışlarının belirlenmesi halinde, Semen analizinde sperm parametrelerinin ileri düzeyde bozuk olduğunun belirlenmesi halinde, Bu koşulların tespit edilmesi durumunda erkekte varikosel için ameliyat kararı değerlendirilir.

Hamilelikte Bağışıklık Sistemin Önemi

Kadınların hamilelik dönemlerinde bağışıklık sistemi zayıflaması hamilelikte yaşanan birçok değişikliğin arasında sayılabilir. Hamile kadınlar, bu dönemde hem fizyolojik açıdan hem de psikolojik açıdan birçok değişiklik yaşamaktadır. Bağışıklık sisteminde oluşan değişimler de buna dahildir. Gebelik dönemi süresince kadınların bağışıklık sisteminin normale göre daha zayıf olduğu dolayısıyla da enfeksiyon ve hastalıklara daha açık hale gelebildiği yapılan araştırmalarca saptanmıştır. Hamilelikte bağışıklık sistemi zayıflaması nedeniyle de anne adaylarının hem anne hem de bebek sağlığı için gebelik döneminde kendilerine daha fazla dikkat etmeleri gerekmektedir. Hamilelikte Bağışıklık Sisteminin Zayıflaması Hamilelik döneminde bağışıklık sistemi zayıflamasının en büyük sebeplerinden biri olarak gebelik döneminde vücutta gerçekleşen hormonal değişimler gösterilmektedir. Vücut, gebelik esnasında “hCG” olarak bilinen bir hormon (glikoprotein) salgılamaktadır. Hamilelik ilerledikçe bu hormonun üretimi vücutta beklenmeyen birçok değişikliğe sebep olmakta ve genel olarak hamilelik belirleyici olan durumların ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Bu belirtiler arasında regl (adet) döneminin gecikmesi, ani ruh değişimleri, mide bulantısı ve halsizlik sayılabilir. Bu olumsuzluklar sonucunda ise anne adayı psikolojik ve fizyolojik olarak etkilenmekte ve vücudun savunma sistemi zayıflamaya başlamaktadır. Özellikle gebelik döneminin başlarında mide bulantısı ve değişiklik gösteren ruh halleri nedeniyle anne adaylarında iştahsızlık görülmekte dolayısıyla iyi beslenemeyen vücudun da bağışıklık sisteminin zayıflamasında rolü olduğu görülmektedir. Bunların yanı sıra kişide diş eti hastalığı, sık idrar yolu iltihaplanması, sık tekrarlayan grip, nezle gibi vücuda giren patojenler dolayısıyla da bağışıklık sistemi zayıflamış olabilir. Ayrıca stres altında olmak, hijyen koşulları, uyku problemleri/uykusuzluk vb. durumlar da bağışıklık sisteminin zayıflamasında rol oynayabilmektedir. Hamilelikte Bağışıklık Sisteminin Zayıflamasının Etkileri Hamilelikte bağışıklık sistemi zayıflığının etkileri normalde bağışıklık sistemi zayıflığında yaşanabilecek durumlarla hemen hemen aynıdır. Bağışıklık sistemi vücudu dışarıdan gelen her türlü zararlı ve yabancı maddeye karşı korumakla ve temizlemekle görevli olan bir sistemdir. Bu nedenle bağışıklık sistemi zayıfladığında vücut çeşitli enfeksiyon ve hastalıklara daha açık hale gelmektedir. Vücutta iltihap oluşumu riski artar. Hamilelik belirtilerine ek olarak anne adaylarında aşırı yorgunluk ve halsizlik gibi belirtilere de sebep olabilmektedir. Gebelik süresince ilaç kullanımı da minimize edildiğinden iyileşme süreci de uzun süreli ve yavaş olabilmekte ve kolay geçirilebilecek rahatsızlıklar şiddetli bir şekilde geçirilebilmektedir. Ayrıca normalde kontrol altında olan tansiyonda artış gözlenebilmektedir. Yaşanan olumsuzluk yaratan bu durumlar anne adaylarına zarar verebilmekte hatta ciddiye alınmaması gibi durumlarda bebeğe zarar verici hale bile gelebilmektedir. Bu nedenle bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi ve güçlü tutulması hamilelik dönemi için çok daha önemli bir hale gelmektedir. Hamilelikte Bağışıklık Sistemi Nasıl Güçlendirilir? Hamilelik döneminde bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için gereken en önemli şeylerden biri bağırsak sağlığını güçlü tutmaktır. Bu nedenle de bağırsak sağlığı için gerekli ve florasını düzenleyen gıdaların yani yoğurt, ayran, peynir gibi süt ürünlerinin tüketimi önem taşımaktadır. Yine hamilelikte bağışıklık sistemi güçlendirilmesi ve vücut direncinin artırılması için vücuda alınması gereken mineraller bulunmaktadır ve bunlardan biri çinkodur. Bağırsak için de yararlı olan protein değeri yüksek süt ürünleri çinko da bulunmaktadır. Süt ürünlerinin yanı sıra baklagiller ve kuruyemişler de çinko bakımından zengin gıdalardır. Özellikle ceviz, fındık ve badem gibi yağ bakımından zengin kuruyemişler de E vitamini bulundurması bakımından tercih edilebilir çeşitlerdir. Günlük olarak yaklaşık 2.5-3 litre su tüketimi yapılması gerekmektedir. Su tüketimi bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olurken sindirim ile ilgili problemlerin de çözülmesinde rol oynamaktadır. Doğal besin ve içeceklerin yanı sıra hekim kontrollü olarak ek vitamin tüketiminin yapılması da bağışıklık sistemine fayda sağlamaktadır. Besin takviyelerinin yanı sıra ağırlaşan vücut dolayısı ile normale göre daha çabuk yorulma gibi durumlar oluşabilmektedir. Bu nedenle dinlenme ve uyku için daha fazla zaman ayırılarak bağışıklık sistemine destek olunabilmektedir. Hamilelikte Bağışıklık Sistemini Güçlendiren Besinler Nelerdir? Hamilelikte bağışıklık sistemi güçlendirmek için beslenme en önemli şartlardan biridir. Anne adayının beslenmesi, aldığı vitamin ve mineraller aynı zamanda bebek için kullanıldığından dolayı yeterli ve iyi beslenme bu dönemde iki katı önem taşımaktadır. Bu nedenle anne adayları beslenmelerine hem kendilerinin hem de bebeklerin sağlığını korumak için oldukça dikkat etmelidir. Sebze ve meyve ağırlıklı beslenme; Turunçgiller: Portakal, mandalina, greyfurt ve nar (A ve C vitamini, magnezyum ve kalsiyum) Koyu yeşil yapraklı sebzeler: Brokoli, lahana, ıspanak (Kalsiyum, demir ve potasyum) Soğan, sarımsak, keten tohumu vb. gıdalar Protein bakımından zengin beslenme; Yumurta Süt ve et Balık: Alabalık, hamsi, sardalya, somon (Yüksek oranda civa içermesinden dolayı dip balıkları tercih edilmemelidir.) Hamilelikte Uzak Durulması Gereken Besinler Hamilelik döneminde besin tüketiminin önemi oldukça bilinen bir gerçektir. Anne adaylarının hem kendilerinin hem de bebeklerin sağlığı için tüketmesi gereken gıdalar bulunduğu gibi tüketmemeye dikkat etmesi gereken bazı besinlerde bulunmaktadır. Yüksek cıva içeren balıklar: yüksek miktarda cıva alımı sinir sistemi, bağışıklık sistemi ve böbrekler için zehirli etkiye sebep olmaktadır. Özellikle ton balığı ve diğer dip balıkları yüksek miktarda cıva içermektedir. Az pişmiş ya da çiğ et: tam olarak pişmemiş etler bakteri ve parazit kaynaklı enfeksiyonlara sebep olabilmektedir. Organ etleri: Besin değeri oldukça yüksektir ancak çok fazla miktarda hayvan kaynaklı A vitamini almak sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Kafein: Çay, kahve, meşrubatlar ve kakaoda bulunan kafein, gebelik döneminde 200 mg ile sınırlandırılmalıdır. Yüksek kafein alımı bebek gelişimini yavaşlatabilmektedir. Pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri: bu ürünler çeşitli bakteriler taşımaktadır ve pastörize edilmemiş olarak tüketildiğinde enfeksiyona sebep olabilmektedir. Abur cubur: besin değeri düşük olan bu gıdalar bağışıklık sistemine destek sağlamadığı gibi yetersiz beslenmeye yol açmaktadır. Bu gıdaların bazılarının tüketimi sınırlandırılarak yapılabilmekle birlikte (kafein), bazılarının ise kesinlikle tüketilmemesi gerekmektedir (alkol). Hamilelik ve Probiyotik Bağışıklık sistemini desteklemenin en önemli araçlarından birinin bağırsak sağlığını korumak olduğu bilinmektedir. Yani güçlü bir sindirim sistemi güçlü bir bağışıklık sisteminin adımlarından biridir. Bağırsak sağlığını korumak için tüketilebilecek bazı gıdalar vardır. Bu gıdaların arasında probiyotik temelli gıdalar oldukça önemlidir. Probiyotikler, vücutta bulunan yararlı bakterilerdir ve kalın bağırsak florasını korumak için zararlı bakterilerle savaşmaktadırlar. Bu bakterilerin dışarıdan takviyesi vücutta bulunan yararlı bakteri sayısını arttırmaktadır. Bu artışla birlikte bağırsaklar daha sağlıklı hale gelmeye başlayarak bağışıklık sistemini güçlendirir. Özellikle hamilelikte bağışıklık sistemi çok daha önemli hale geldiğinden probiyotiklerin önemi de artmaktadır. Probiyotiklerin takviyesi probiyotik bazlı gıdalar (yoğurt, kefir, lahana ve salatalık turşusu) ile alınabileceği gibi hekim kontrolünde ve tavsiyesi ile direkt probiyotik takviyesi de yapılabilmektedir. Probiyotikler piyasada toz, kapsül ve şase şeklinde bulunmaktadır. Probiyotik ürünler seçilirken etiketler dikkatlice okunmalı ve gereken bakteri miktarını içerip içermediği kontrol edilmelidir. Toz şeklinde bulunan probiyotikler soğuk su veya asit/karbonat içermeyen içeklere eklenerek veya yoğurt, dondurma gibi soğuk gıdalara eklenerek tüketilebilir. Sıcak yiyecek ve içeceklere katılarak tüketilmemelidir çünkü sıcak yiyecek ve içecekler bakterileri etkisizleştirebilmektedir.

Hamilelikte Omega 3

  Gebelik döneminde omega 3 tüketimi doktor takibi ile uygun bir şekilde yapıldığında hem anne adayı hem de bebek sağlığı için pozitif bir etkiye sahiptir. Özellikle günümüzde 35 yaş üstü dönemde gebelik yaşayan kadınların sayısı oldukça artmış durumdadır ve bu yaş üstü gebelikler genel olarak tehlikeli gebelikler olarak görülmektedir. 35 yaş üstü gebeliklerde anemi, diyabet ve yüksek tansiyon gibi problemler görülebilmekle birlikte erken doğum, bebekte zekâ geriliği ve düşük gibi riskleri de beraberinde getirmektedir. Bu nedenle hamilelik sürecinde alınan vitamin ve mineral takviyeleri anne adayları için daha fazla önem taşımaktadır. Yapılan bazı araştırmalarda ise hamilelikte omega 3 kullanımının hamilelik sonrasında da devam edilmesiyle birlikte çocuklarda koordinasyon ve zekâ fonksiyonlarını olumlu olarak etkilediği belirtilmekte ve hem bebek hem de anne sağlığı için de omega 3 kullanımının önemli olduğu ifade edilmektedir. Omega 3 Nedir? Omega 3 yağ asitleri vücutta üretilemeyen ve bu nedenle beslenme ile alınması gereken çoklu doğmamış yağ asitleri ailesidir. Bu ailede birçok yağ asidi çeşidi bulunmakla birlikte bunların en bilinenleri EPA, DHA ve ALA’dır. EPA: Bu omega 3 çeşidi sinyal moleküllerinin oluşumu için kullandıldığından dolayı yangı, iltihaplanma gibi durumların azalmasında etkili olabilmektedir. Buna ek olarak depresyon başta olmak üzere mental durumları da olumlu olarak etkilediği bilinmektedir. Balık, balık yağları ve deniz ürünlerinde bulunur. DHA: Hücrelerin yapısında bileşen olarak rol alan bu omega 3 çeşidi özellikle beyinde ve gözlerde bulunan sinir hücrelerinde aktif hizmet vermekte dolayısıyla sinir sisteminin gelişimi üzerinde etkili olabilmektedir. Balık, deniz ürünleri, balık yağları ve alglerde bulunur. ALA: Diğer çeşitlerin aksine bitkisel besinlerde bulunmaktadır. İnsan vücudunda çok aktif bir rol oynayamamakta ve aktifleşebilmesi için EPA veya DHA yağ asidine dönüştürülmesi gerekmektedir ki bu nadiren yapılabilmekte ve verimsiz olmaktadır. Bu nedenle omega 3 kaynağı olarak çok yararlı olmamakla birlikte besin yoluyla alınmış olan bu yağ asidi enerji sağlamak için kullanılır. Omega 3 Neden Önemli? Omega 3 kullanımının önemi hamilelik dönemi ve doğum sonrası emzirme döneminde daha da artmaktadır. Prostaglinder hormonuna benzer hormon/salgı/maddelerin üretiminde aktif rol oynayan omega 3’ler dolayısıyla kan basıncı, pıhtılaşması, böbreklerin çalışması ve birçok farklı hormon üretilmesi gibi sağlıklı fizyoloji sağlayabilmek için gerekli sistem düzenlemelerinde de rol oynamaktadırlar. Bu nedenle özellikle hamilelik döneminde kadınların vücutlarında yaşadığı birçok değişime ve vücut fonksiyonlarının düzenli olarak devam ettirilerek hem bebek hem de anne adayı için sağlıklı bir dönem oluşturulmasında da aktif rol almaktadırlar. Bu sebepler ve sağladığı daha birçok fayda ile hamilelikte omega 3 kullanımı önemli ve gerekli hale gelmektedir. Omega 3’ün Faydaları Omega 3 kullanımının sağladığı yararlar hamilelik döneminden itibaren başlamakta ve bebeğin büyüme ve gelişme sürecinde de devam etmektedir. Yapılan araştırmalarda belirtilenlere göre omega 3 bebeklerde nörolojik gelişimi olumlu şekilde etkilemekte ve göz gelişimi içinde gerekli görülmektedir. Bebeğe sağladığı yararlı besin içeriğiyle de bebeklerde bağışıklık sistemini güçlendirmeye destek olmaktadır. Bebek için sağladığı yararların yanı sıra hamilelik döneminde de pozitif etkiler oluşturmaktadır. Anne adaylarının gebeliğe bağlı yaşadığı yüksek tansiyonu ve hamilelik zehirlenmesi gibi riskleri azaltırken kadınların hamilelik ve doğum sonrası dönemlerinde sıklıkla yaşadıkları ruh hali değişiklikleri ve buna bağlı olarak yaşanabilen “lohusa depresyonu” gibi durumlara karşı da koruma sağlamaktadır. Bunlara ek olarak gerekli miktarda omega 3 tüketiminin özellikle erken doğum ve düşük risklerini de azalttığı vurgulanmaktadır. Omega 3 İçeren Besinler Omega 3 açısından zengin olan besinler bitkisel ve hayvansal kaynaklı olmak üzere ayrılmaktadır. Sağlıklı diyet uygulamalarında hem bitkisel hem de hayvansal olarak omega 3 tüketimi yapılabilmektedir ancak son dönemlerde uygulanan batı tarzı beslenme düzeni ile alınması gereken omega 3 miktarına yaklaşmak bile mümkün olmamaktadır. Çünkü batı tarzı diyetler protein, sağlıklı yağ ve lifli gıda yönünden zengin olmamakla birlikte kızarmış gıdalar, tuz ve yağ bakımından oldukça zengin bir diyet türüdür. Bitkisel kaynaklar olarak omega 3 barındıran besinler susam, keten tohumu, ceviz, fındık soya ve yeşil yapraklı sebzeler olarak bilinmektedir. Hayvansal kaynaklar ise özellikle soğuk sularda yaşayan yağlı balıklar (uskumru, somon, ton, sardalya) ve göl alabalıkları olarak bilinmektedir. Bu nedenle özellikle omega 3’ün en zengin kaynağı olarak bilinen balık tüketimine önem verilmektedir. Fakat birçok insan özellikle hamilelik döneminde balıklarda bulunabilen toksik maddeler nedeni ile bitkisel kaynaklı omega 3’lere yönelmektedir. Ancak bitkisel kaynaklı omega 3’ler bu yağ ailesinin ALA olarak bilinen çeşidine girmektedirler ve bu çeşit insan vücudunda omega 3 bakımından istenilen verimi verememektedir. Bu nedenle özellikle gebelik dönemlerinde bitkisel kaynaklı omega 3’lerden ziyade hayvansal kaynaklı omega 3’lere ağırlık verilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Dip Balıkları Hamilelikte Tüketilmemeli Omega 3’ün en değerli kaynağının balık eti olduğu bilinmektedir. Zengin omega 3 içeriğinin yanı sıra protein, vitamin ve mineraller bakımından da balık oldukça zengin ve yararlı bir besin kaynağıdır. Bu nedenle hamilelik döneminde balık tüketiminin arttırılması gerekmektedir. Ancak günden güne artan deniz kirliliği özellikle bebekleri için sağlıklı bir ortam yaratmaya çalışan anne adaylarında balık tüketimi konusunda endişelere sebep olmaktadır. Denizde bulunan ağır metallerden balıklarında etkilenmesi dolayısıyla bazı balıkların tüketiminden uzak durulması gerekmektedir. Balık etindeki birikim balığın beslendiği deniz seviyesi ve yaşama ömrüne göre farklılık göstermekte olduğundan dolayı yaşam ömrü uzun olan ve dip balığı olarak bilinen balıklar özellikle gebelik dönemindeki kadınlara önerilmez. Omega 3 Nasıl Kullanılır? Omega 3 içerikli besinlerin tüketiminin hamilelik döneminde olan kadınlar ve anne karnındaki bebekler için ne kadar önemli olduğu vurgulansa da bazı gebeliklerde anne adayları bazı besinlere karşı negatif tutum geliştirebilmektedirler. Bu hoşlanılmayan besinlerin arasına koku ve tat dolayısıyla genelde omega 3’ün en zengin kaynağı olan balık da girebilmektedir. Bu tutum oluşmamış olsa bile hamilelik döneminde uygulanan beslenmelerde deniz ürünleri tüketimi genelde yüksek oranda olmamaktadır. Bu gibi durumlarda ise gebelik dönemindeki kadınlar takviye gıda olarak balık yağı hapları/omega 3 kapsülleri kullanabilmektedirler. Ancak burada kullanılan tablet/kapsüllerin seçimi büyük bir önem taşımaktadır çünkü kullanılan kapsül hamilelik için uygun olmalıdır. Kullanılacak tabletlerin içeriği yüksek oranda A vitamini içirmemeli dolayısıyla da balık karaciğerinden üretilmiş olan tabletler tüketilmemelidir. Bunun yerine balık gövdesi kullanılarak yapılan omega 3 kapsülleri kullanılmalıdır. Maksimum fayda sağlanabilmesi için hayvansal omega 3 miktarı fazla olan ve en az 300 mg DHA içeren kapsüller seçilmesi gerektiği gibi içeriğinde omega 6 bulunmayan takviyeler tercih edilmelidir. Doğru kapsül seçilmemesi durumunda bebeğin zarar görme riski olduğundan dolayı omega 3 kullanılmadan önce mutlaka doktora danışılmalı ve doktor onayı ile kullanımına başlanmalıdır. Emzirme Döneminde Omega 3 Emzirme döneminde omega 3 kullanımının devam etmesi anne sütünde zaten bulunan DHA miktarının artışını sağlamaktadır. Bu dönemde devam eden omega 3

1 47 48 49 54