Ana Sayfa Blog

AMH Hormonu (AMH Testi) Ne İşe Yarar?

Amh-testi
Amh-testi

Anti müllerian hormon testi olarak da adlandırılan AMH testi, kadınların yumurtalık rezervindeki yumurtalık miktarını ölçmek amacıyla kullanılmaktadır. Özellikle kadınlarda ve ereklerdeki kısırlık dengesini ölçmek için yapılan araştırmalarda kullanılan AMH testi, kişilerin üreme sağlığı konusunda kapsamlı bilgiler sunmaktadır. Kadıların yumurtalık rezervlerini ölçmekte kullanılan AMH testi esnasında, yumurtalıklardaki hormon değerleri sorunsuz şekilde elde edilmektedir. Eski zamanlarda, kısırlık teşhisinin konması ve kısırlık riskinin olup olmadığının ölçülmesi için kullanılan FSH testinin yerine, yeni dönemde AMH testi uygulanmaktadır. FSH testinde, hormon değerleri saatlik olarak değişebildiği için yanlış sonuçlar elde edilmekte ve yanılma payı yaşanmaktadır. AMH testi sayesinde, değişkenlik göstermeyen hormon değerleri üzerinden, kaliteli ve sağlıklı veriler elde edilmektedir.

AMH Hormonu Nedir
AMH Hormonu Nedir

AMH Testinin Özellikleri Nelerdir, AMH Testi Ne İşe Yarar?

AMH testi uygulamasıyla, kişilerin üreme sağlığı hakkında detaylı bilgi alınmaktadır. Özellikle 35 yaşından büyük olan kadınlarda kendini göstermeye başlayan yumurtalık rezervi azalmalarının tespit edilmesi için AMH testi tercih edilmektedir. Yumurtalıklardaki sağlıklı yumurta sayısını doğrudan belirleyen AMH testinde, kişilerin doğurganlık yüzdesi ve hamile kalma oranları hakkında kesin bilgiler verilmektedir. Hem erkeklerin hem de kadınların üreme sağlığı konusunda detaylı bilgi alınan AMH testi, kadınlardaki öncü yumurta keselerindeki değerleri dikkate almaktadır. Tüp bebek tedavisi düşünen kadın ve erkeklerin, sağlıklı bir üreme yapısına sahip olup olmadığının anlaşılması durumunda, AMH testinden faydalanılmaktadır. Kadınların yumurtalıklarında salgılanan ve glikoprotein türü olan AMH değerleri, anne karnından itibaren salgılanmaya başlanmaktadır.

AMH Testinin Önemi Nedir, Neden Yaptırılması Gerekir?

AMH testinin gerekliliği ele alındığında, kişilerin üreme sağlığının değerlendirilmesi için kesin tanılar konulmaktadır. Özelikle doğal yollardan gebe kalmada zorluk yaşayan kişiler, tüp bebek tedavisi görmeden önce AMH testinden faydalanmaktadır. Tüp bebek tedavisi için kişilerde kullanılacak yöntemlerin belirlenmesinde etkili olan AMH testi, tüp bebek tedavisinin başarı yüzdesini artırmaktadır. Tedavide kullanılacak metotların doğrudan ele alındığı AMH testi sayesinde, gebelik şansı artırılır ve yumurtalıkların koruma altına alınması sağlanır. Özellikle ileri yaştaki kadınların dikkate alması gereken testlerden bir tanesi olan AMH testi sayesinde, hamile kalma şansı ve hamilelik sürecinin kalitesi hakkında detaylı bilgi alınmaktadır. Yumurta dondurma fikri bulunan kadınlar, işlem öncesinde AMH testinden geçirilmekte ve yumurtalık rezervlerinin temel kalitesi ele alınmaktadır.

AMH Testinin Uygulanma Sebepleri Nelerdir, Hangi Durumlarda AMH Testi Yaptırılır?

AMH testinin yapılma nedenleri ve uygulamayı gerekli kılan faktörler, aşağıda tüm detaylarıyla ele alınmıştır:

  • AMH testinin uygulanmasındaki en yaygın etken, kadınların yumurtalık rezervlerinin ölçülmesi ve yumurta hücrelerinin genel sağlığı hakkında bilgi alınmasıdır.
  • Kadınların doğuştan gelen yumurtalık rezervleri, yaş ilerledikçe kendiliğinden azalmakta ve menopoz dönemiyle birlikte, tamamen sona ermektedir. Yumurtalık rezervlerinde kalan yumurta miktarının anlaşılması ve tahmini olarak menopoz tarihiyle ilgili bilgi alınması amacıyla, AMH testi uygulanmaktadır.
  • Tüp bebek tedavisine başvuru yapan adayların, sağlıklı şekilde gebelik süreci yaşaması amacıyla, AMH testi uygulanmakta ve tedavi sürecinde tercih edilecek yöntemler belirlenmektedir.
  • Menopoz döneminin başlayıp başlamadığına dair tespit yapılması amacıyla, kadınlara AMH testi uygulanmaktadır.
  • Kadınlarda ve erkeklerde kısırlık riskinin olup olmadığını anlamak amacıyla, kişilere AMH testi uygulanmaktadır. Erkeklerin üreme sağlığının teşhis edilmesinde, AMH hormonunun etkisi oldukça yüksektir ve AMH testi sayesinde hormon değerleri dikkatli şekilde ele alınmaktadır.
  • Menopoz döneminin başlangıcı için tahmini bir tarih belirlenmesinde, AMH testi etkin rol oynamaktadır.
  • Kadınlardaki yumurtalık kanseri şüphelerinin ortadan kalkması ve kişilere kesin tanı konması amacıyla, AMH testi verileri dikkate alınmaktadır.
  • Kanser tedavisi gören kadınların, yumurtalık rezervinde herhangi bir komplikasyonla karşılaşıp karşılaşmadığının anlaşılması için AMH testinden faydalanılmaktadır.
  • Polikistik over sendromunun belirtilerinin yaşanması ve kişilerde Polikistik over sendromunun yaşanması durumunda, yumurtalık sağlığını incelemek için AMH testi uygulanmaktadır.

AMH Testinde AMH Hormonu Düşük Çıkarsa Hangi Durumlarla Karşılaşılmaktadır?

AMH seviyesinin düşük olması, kadınların yumurtalık rezervlerindeki yumurta sayısında azalmalar olduğunu göstermektedir. Özellikle 1 ve altındaki değerlerde kendini gösteren AMH testi sonuçları, yumurtalıkların rezervindeki azalmaları işaret etmektedir. AMH testi sonuçlarının düşük çıkması durumunda, kadınların gebe kalmak için acele etmesi gerektiğine dair sonuçlar elde edilmektedir. Gebelik şansının düştüğünü temsil eden düşük AMH testi sonuçlarının ardından, AMH seviyesini yükseltecek ve kaliteli hale getirecek çeşitli tedaviler uygulanacaktır.

AMH Testi ve FSH Testi Arasındaki Farklar Nelerdir?

FSH testinin özellikleri, AMH testiyle kıyaslandığında, iki test arasında farklılıkların olduğu gözlemlenmiştir. AMH testi ve FSH testi arasındaki temel farklılıklar, aşağıda tüm özellikleriyle ele alınmıştır:

  • FSH testi, anlık olarak farklı sonuçlar oluşturabilen, değişken özelliklere sahiptir. AMH testi kapsamında, yumurtalıkların temel kapasitesinin ölçümü yapıldığından, AMH testi verileri her zaman sabit kalmaktadır.
  • AMH testi verilerinde herhangi bir zamansal farklılık görülmezken, FSH testinde farklılıklar gözlemlenmektedir.
  • AMH testinin uygulanması aşamasında, açlık ve tokluk değeri dikkate alınmazken, FSH testi esnasında açlık durumu dikkate alınmaktadır. FSH testinin saatlik olarak değişiklik göstermesi, testin belirli zaman dilimlerinde uygulanmasını gerekli kılmaktadır.
  • AMH testi, doğrudan kadınların yumurtalık rezervlerindeki yumurta miktarını belirtmektedir.
  • FSH testi için adet tarihinin belirli günlerinde işlem yapılması gerekli görülürken, AMH testi için gün sınırlaması bulunmamakta ve adet tarihinin herhangi bir gününde test sağlıklı şekilde uygulanmaktadır.
  • FSH testinin değerleri, kullanılan doğum kontrol haplarından etkilenmekte ve test sonuçlarında yanılmalar görülmektedir. AMH testinde ise kullanılan ilaçların etkisi dikkate alınmaz ve test sonuçlarında yanılmalarla karşılaşılmaz.

AMH testinin FSH testinden ayıran temel kriterler, test sonuçlarının başarı dengesini doğrudan etkilemektedir. AMH testinin sonuçları ve testten elde edilen veriler, FSH testine kıyasla daha güvenilir sayılmaktadır.

AMH Testi Sonuçları Nasıl Analiz Edilir, AMH Testi Değerleri Kaç Olmalıdır?

AMH testi değerleri ve AMH testi sonrasında, uzmanlar tarafından yapılan analizler, aşağıda detaylı şekilde ele alınmıştır:

  • AMH testinin değerleri, kişilerin yaşına bağlı olarak değişiklik göstermektedir.
  • AMH testinin normal seviyesi, (AMH 1.5 > 4 ng / ml ) olarak belirlenmiştir. Bu seviyeler arasındaki AMH testi değerleri, normal olarak kabul edilir ve kişilere herhangi bir müdahalede bulunulmaz.
  • AMH testinin yüksek kabul edildiği referans aralığı (AMH 1,5 – 4 ng / ml) olarak değerlendirilmiştir. AMH testi sonuçlarının belirtilen referanslarda kalması durumunda, AMH değerinin düşmesi için çeşitli tedavi programları hazırlanmaktadır.
  • AMH testi verilerinin düşük olarak kabul edildiği değer aralığı (AMH < 1,5 ng / ml) olarak değerlendirilmiştir. Belirtilen seviyelerdeki AMH değerleri, kişilerin kısırlık riski taşıdığını göstermektedir. kişilerin çocuk sahibi olabilmesi adına, düşük AMH değerlerinin normal seviyeye çıkarılması gerekmektedir.
  • AMH testi sonuçlarının çok düşük olarak değerlendirildiği referans aralığı (AMH < 0,5 ng / ml) olarak ele alınmıştır. Belirten referans aralığında karşılaşılan AMH testi sonuçlarında, kişilerin yumurta üretiminin neredeyse sonlandığı anlaşılmaktadır. AMH testi seviyesinin normale dönmesi için kişilere gerekli tedavi programı uygulanmaya başlanacaktır.

AMH testi sonuçlarında çok düşük verilerle karşılaşılması durumunda, yumurtalık rezervlerinde azalmalar yaşandığı bilinmelidir. Kişilerin çocuk sahibi olması için zamanı iyi değerlendirmesi ve yumurta rezervi tükenmeden, gerekli tedavilerin başlatılması gerekmektedir.

Çin Takvimi ile Cinsiyet Belirleme

Çin takvimiyle bebek cinsiyeti öğrenme, eski zamanlardan beri uygulanan geleneksel metotlardan bir tanesidir. Sadece varsayımlar üzerinden ilerleyen Çin takvimiyle cinsiyet öğrenme uygulamalarında, anne adaylarının yaşları ve gebe kaldıkları tarihler dikkate alınmaktadır. Yüzyıllar boyunca süregelen bir geleneğin devamı olan Çin takvimiyle cinsiyet öğrenme uygulamalarında, anne adaylarının hangi aylarda gebe kaldığı dikkate alınmaktadır. Herhangi bir kesinliği bulunmayan Çin takvimi cinsiyet belirleme işlemlerinde, sadece varsayım ve tahminler dikkate alınmaktadır. Kişilerin üzerinden yapılan tahminler, her zaman doğru sonuçlar doğurmasa da bebeğinin cinsiyetini öğrenmede acele eden ve tahmin yürütmek isteyen anne adayları için fikir kaynağı olabilir. Çin takvimiyle cinsiyet öğrenmek için yapılması gerekenler ve Çin takviminin genel özellikleri, yazı başlıkları içerisinde detaylı şekilde ele alınmıştır.

Çin Takviminin Özellikleri Nelerdir?

Çin astrolojisi takvimi olarak da adlandırılan Çin takvimi, yüzyıllar önce geliştirilen ve bugün dahi Çin tarafından aktif şekilde kullanılan, takvim türüdür. İçerisinde 12 yıl bulunan Çin takviminde, ayların her birisi için bir hayvan ismi kullanılmıştır. Burçların ve astrolojinin gelişimi için Çin tarafından hala Çin takvimi dikkate alınmaktadır. 12 farklı hayvandan meydana gelen Çin takviminde, her bir hayvan bir yılı temsil etmektedir. Hayvanların oluşturduğu halkadan meydana gelen Çin takvimi, her yıl farklı bir hayvan tarafından temsil edilmektedir. Normal takvim üzerinden ilerleyen astroloji ve burç hesaplamalarına, ek olarak, Çin takvimi de alternatif özellik göstermektedir. 700 yıl boyunca, doğacak çocukların cinsiyetini belirlemek, isimlerini koymak ya da karakteristik özelliklerini hesaplamak amacıyla, Çin takvimi verileri dikkate alınmıştır. Çinliler tarafından hala cinsiyet belirlemek amacıyla kullanılan Çin takvimi, hamile kalınan aylara ve kadınların özelliklerine bağlı olarak, bebek cinsiyetleri hakkında ilgi vermektedir.

Çin Takvimindeki Hayvanların İsimleri Nelerdir?

Çin takvimi yıllarını temsil eden hayvanlar, 12 farklı kolda yer almaktadır. Her yıl için farklı bir simgeleyici özelliği gösteren Çin takvimindeki hayvanlar, aşağıda sırasıyla belirtilmiştir:

  • Fare
  • Manda
  • Kaplan
  • Tavşan
  • Ejderha
  • Yılan
  • At
  • Keçi
  • Maymun
  • Horoz
  • Köpek
  • Domuz

Yukarıdaki sıralama, Çin takvimindeki yılları temsil etmektedir. Hayvanların sıralanış şekilleri aynı şekilde ilerlerken, her yıl farklı bir hayvanın temsil ettiği yılın içerisinde olunmaktadır. Çin takvimi sıralaması, 12 yılda bir olacak şekilde tekrarlanmaktadır.

Çin Takvimiyle Bebek Cinsiyeti Nasıl Belirlenir?

Çin takvimiyle cinsiyet öğrenmek için belli başlı kriterler dikkate alınmaktadır. Annelerin yaşları, hamile kalınan ay ve gün, Çin takvimine göre hangi hayvan yılı içerisinde hamile kalındığı gibi etkenler, doğacak bebeğin cinsiyetini öğrenme konusunda bilgi vermektedir. Bugün dahi kullanılan alternatif yöntemlerden biri olan Çin takvimiyle cinsiyet belirleme uygulaması, tıbbi açıdan herhangi bir kesinlik barındırmamakta ve gerçek olarak kabul edilmemektedir. Halk arasındaki inanış sebebiyle kullanılmaya devam eden bu yöntem, sadece varsayımlardan ibarettir ve kanıtlanamaz. Çin takvimi kullanılarak bebeklerin cinsiyetini öğrenmek için aşağıda belirtilen kriterler dikkate alınmaktadır:

  • Annenin doğduğu gün
  • Annenin doğduğu ay
  • Annenin doğum yılı
  • Hamile kalınan ay

Yukarıdaki bilgiler kullanılarak, doğacak bebeğin cinsiyeti hakkında çıkarımlar yapılmaktadır. Çıkacak sonuçların sadece %50 oranında doğruluk payı olduğunun unutulmaması ve Çin takvimi üzerinden öğrenilen cinsiyetlerde yanılma payı olduğunun bilinmesi, ilerleyen zamanlarda karşılaşılacak hataların önüne geçmektedir. Sadece bir çıkarımdan ibaret olan Çin takvimi, bebeğin cinsiyetini belirleme konusunda herhangi bir kesinlik sunamamaktadır. Bebek cinsiyetlerinin öğrenilmesi için 15 haftalık gebe olunması yeterlidir. Ultrasonografi görüntülemeleri kullanılarak bebeğin cinsiyeti hakkında %100 kesin sonuçlar elde edilmektedir. Sadece Çin takvimi hesaplamasından elde edilecek veriler, kişilerde hayal kırıklığına ve yanılmalara yol açmaktadır.

Çin Takvimine Göre Erkek Bebek Sahibi Olmak İsteyenlerin Ne Zaman İlişkiye Girmesi Gerekir?

Erkek bebek sahibi olmak isteyen kişilerin, Çin takvimi inanışlarına göre gebelik planlaması yapması herhangi bir değişiklik oluşturmayacaktır. Tamamen varsayım üzerinden bilgiler sunan Çin takvimi, doğacak bebeklerin cinsiyeti konusunda %50 oranında ihtimal taşımaktadır. Çin takvimi ya da farklı takvimler üzerinden belirlenen bebek cinsiyetleri, %50 oranda olma ihtimali taşıdığından, bebeklerin kız ya da erkek olmasında takvimlerin herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Doğacak bebeklerin cinsiyetinin belirlenmesinde, ilişkiye girilen gün ya da saatlerin herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Çocukların cinsiyetleri, babadan gelen kromozomların eşleşmesi sonucu belirlenmektedir. DNA üzerinden ilerleyen cinsiyet belirleme süreciyle, Çin takvimi inanışları arasında herhangi bir ilişki söz konusu değildir.

Çin Takvimi Sonuçları Doğru Mudur, Çin Takvimi Güvenilir Sonuçlar Verir Mi?

Çin takvimi verileri ve takvimden elde edilen sonuçlar, herhangi bir kesinliğe sahip değildir. Sadece bir gelenek ve inanışın meyvesi olan Çin takvimi, tıbbi anlamda herhangi bir kesinlik sunamaz. Çin takvimi üzerinden yapılacak bebek cinsiyeti belirlemelerinde, sadece %50 oranında doğruluk payı olduğu ve doğacak bebeklerin kız ya da erkek olma ihtimalinin eşit görüldüğü bilinmelidir. Bebeklerin cinsiyetlerinin belirleme konusunda kesinlik sunmayan Çin takvimi, kişilerin yanılmasına ve yanlış kararlar vermesine yol açabilir. Sadece ultrason görüntülemeleri ve doppler kontrolleriyle belirlenen bebek cinsiyetleri, tarih ya da zamana göre kesinlik ihtimali taşımamaktadır. Çin takvimi üzerinden elde edilen bebek cinsiyeti verilerinden faydalanmak yerine, gebeliğin 15 ve 16. haftaları arasında ultrason görüntülemesine girilmesi daha sağlıklı sonuçlar verecektir. Ultrason görüntülerinin kesinleşmesi için hamileliğin 20. haftasına girilmesi gerekir.

Çin Takvimine Göre Yaş Hesaplaması Nasıl Yapılır?

Çin takvimiyle yaş belirleme işlemlerini yapmak için Çin takvimiyle normal takvim arasındaki farkların kapatılması gerekmektedir. Çin takvimi üzerinden bebek cinsiyetinin belirlenmesi için ilk olarak anne adaylarının yaşlarının, Çin takvimine uygun şekilde hesaplanması gerekmektedir. Miladi takvime göre bilinen anne yaşı, Çin takvimiyle yapılacak bebek cinsiyeti belirleme işlemlerinde yanılmalara yol açacaktır. Çin takvimine göre, anne yaşının hesaplanması için yapılması gereken işlemler, aşağıda tüm özellikleriyle ele alınmıştır:

  • Miladi takvimle arasında çok fazla fark bulunan Çin takvimine göre, kişilerin yaş hesaplamasını yapabilmek için miladi takvim yaşının Çin takvimine uyarlanması gerekir.
  • Mildi takvim üzerinden belirlenen yaşın Çin takvimine uyarlanması için yaşın üzerine 1 ya da 2 yaş eklenmesi gerekmektedir.
  • Çin takvimine göre, miladi yıl yaşına 1 ya da 2 yıl eklenmesinin kararını vermek için kişilerin doğum tarihinin, Çin takviminin başlangıcına denk gelip gelmediği dikkate alınmaktadır.

Çin takvimi başlangıç yılından önce ya da sonra doğan kişilere göre, normal yaş üzerine eklenecek yaş sayısı değişiklik göstermektedir. Çin takvimi için belirlenen başlangıç tarihleri ve yılları, aşağıda sıralanmıştır:

  • 6 şubat 1970
  • 27 ocak 1971
  • 15 şubat 1972
  • 3 şubat 1973
  • 23 ocak 1974
  • 11 şubat 1975
  • 31 ocak 1976
  • 18 şubat 1977
  • 7 şubat 1978

Çin takvimi yıllarının başlangıçları, bu şekilde ilerlemekte ve tarihler arasında aynı oranda artmalar meydana gelmektedir. Çin takvimine göre belirlenen başlangıç yıllarından sonra doğan kişiler, yaşlarına sadece 1 yaş ilave etmelidir. Doğum tarihi, başlangıç yılından öncesine denk gelen kişilerin, yaşlarına 2 yaş ilave etmeleri ve yaşlarını bu şekilde hesaplamaları gerekli görülmüştür. Yanlış şekilde yapılan yaş hesaplamaları, bebek cinsiyeti konusunda yanılmalara yol açacaktır.

 

 

Sperm Sayısı Kaç Olmalı?

Sperm sayısının olması gereken miktar mililitre başına 15 milyon sperm ile 200 milyondan fazla sperm arasında değişir. Mililitre başına 15 milyondan az veya ejakülat başına 39 milyondan az sperm düşük kabul edilir. Düşük sperm sayısı genellikle oligospermi olarak adlandırılır. Yüksek veya ortalamanın üzerindeki sperm sayısı milimetre başına 200 milyonu aşıyor. Normal sperm değerleri ise şu şekildedir:

  • Miktar(volüm) 2.0 ml ve üzeri,
  • pH 7.2 ve üzeri,
  • ml’de sperm sayısı (konsantrasyon) 15 milyon/ml ve üzeri,
  • Total sperm sayısı 30 milyon/ml ve üzeri,
  • Hareketlilik (motilite) %50 ve üzeri A+B derecesinde hareket veya A derecesinde %25 ve üzeri derecelendirme (Grade),
  • +4 veya A: Hızlı ileri hareket,
  • +3 veya B: yavaş ileri hareket,
  • +2 veya C: yerinde hareket,
  • +1 veya D: hareketsiz,
  • Şekil (morfoloji) %4 ve üzeri (Kruger’e göre),
  • Canlılık (viability) %75 ve üzeri,
  • Lökosit (iltihap hücresi) 1 milyon/ml’nin altında.

Sperm Hareketliliği Kaç Olmalı?

İdeal sperm hareketliliği oranı baba olmak için oldukça önemlidir. 100 milyon spermi olan ancak % 30’u aktif olan insanlar ile 50 milyon spermi olan ve %60 hareketliliğe sahip kişilerin çocuk sahibi olma şansları aynıdır. Sperm hareketliliğini değerlendirirken, kaç sperm ilerleyeceği ve hareketsiz sperm sayısı gibi faktörler dikkate alınmalıdır.

Ayrıca, hareketli spermlerin kaçının normal bir şekle sahip olduğu da önemlidir. Genellikle hastalar duyduklarında çok şaşırırlar ancak 100 spermden 4’ünün normal olduğunu bilindiğinde sonucun normal olduğu görülür. Bu, üretim sürecinde 100 spermin % 95’inin yanlış paketlenmiş olabileceği anlamına gelir. Son yıllarda bu parametrelere spermin taşıdığı genetik materyalin (DNA) zarar derecesinin kontrolü de eklenmiştir.

Sperm Sayısı Nasıl Artırılır?

Sperm sayısını artırmak için bazı yöntemler bulunmaktadır. Sperm sayısının düşük olmasının nedeni; anatomik veya genetik bir hastalık değilse veya kişi ateşli bir hastalık geçirmemişse yaşam kalitesini artırarak sperm sayısı artırılabilir. Kaliteli bir yaşam elde etmek için sigara ve alkol içmekten kaçınmak, düzenli ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarına dikkat etmek ve düzenli egzersiz yapmak tavsiye edilir.

Günümüzde piyasada antioksidan veya besin takviyesi olarak sunulan, sperm miktarını veya kalitesini artırdığı söylenen ürünler bulunmaktadır. Bu ürünlerin faydalı olabilmesi için anatomik ve genetik problemlerin detaylı bir şekilde kontrol edilmesi ve bu tedavilerin bir sağlık mesleği mensubu gözetiminde yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde bu maddelerin büyük miktarlarının yarardan çok zarara neden olabileceği unutulmamalıdır.

Hangi Besinler Sperm Sayısını Artırır?

Sperm sayısını artırmak için yenilebilecek besinler sperm sayısı ve kalitesini iyileştiren niteliklere sahiptir. Hiçbir gıda spermin miktarını ve kalitesini önemli ölçüde artıramaz, ancak sağlıklı bir vücutta sağlıklı sperm üretilir. Bu nedenle sağlıklı beslenme, sperm sağlığı ve genel sağlık için çok önemlidir. Likopen selenyum, A vitamini, E vitamini ve D vitamini gibi besinler içeren birçok sebze, meyve, kuru gıda ve kuruyemiş tüketilirse genel sağlığa fayda sağlayabilir. Bu da sperm kalitesini ve sperm sayısını artırabilir.

Doğurganlığı Artırmak İçin Sperm Sayısını Artırmak İçin Neler Yapılabilir?

Sperm sayısını artırarak doğurganlığı artırmak için yapılabilecekler aşağıdaki gibidir:

  • Daima genel sağlığa dikkat edilmelidir. Doktor muayenesi görmezden gelinmemelidir.
  • Cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı dikkat edilmelidir. Birden fazla partner varsa, korunarak ilişkiye girilmelidir.
  • Alkol, uyuşturucu ve sigara gibi kötü alışkanlıklar bırakılmalıdır.
  • Sağlıksız yiyecekler, işlenmiş yiyecekler, hazır yiyecekler yenmemelidir. Sebzeler, meyveler ve tam tahıllar açısından zengin yiyecekleri tüketilmelidir. Ayrıca organik koşullarda üretilmiş ürünler yemeye çalışılmalıdır.
  • Düzenli egzersiz yaparak stres hormonları azaltılır ve sperm sayısının düşmesi önlenebilir. Ancak aşırı egzersiz, sperm sayısını olumsuz etkileyebilir.
  • Stressiz bir hayat yaşanmalıdır. Stresli bir hayat içinde, yoga ve meditasyon gibi stresi azaltan aktivitelere katılmak gerekir.
  • Düzenli ilişkiye girmek önemlidir. Özellikle meni yenilemek için her 3 günde bir ilişkiye girilebilir.
  • Sabah saatlerinde sperm sayısı daha yüksek olur. Bu yüzden doğurganlık için sabah cinsel ilişkiye girmek tercih edilebilir.

Sperm Sayısı Nasıl Ölçülür?

Sperm sayısını ölçmek için öncelikle bir örnek alınması gerekir. Alınan örnekteki sperm sayısını kontrol edilir. Bu amaçla erkekten bir meni örneği alınır ​​ve ardından meni için analiz edilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği rakamlara göre sağlıklı sperm sayısının mililitrede 20 milyon sperm olması gerekiyor. Hareketlilik, şekil ve canlılık gibi faktörler sperm ile birleştirilirse doğurganlık doğrudan etkilenecektir.

Doktorun, meni analizinden önce hazırlık sürecinde kişilere yardımcı olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken konular hakkında bilgi alınabilir. Bu şekilde en doğru sonuçlar elde edilebilir. En iyi sperm örneğini elde etmek için aşağıdakilere dikkat edilmelidir:

  • Testten 1-3 gün önce boşalacak aktivitelerde bulunulmamalıdır.
  • Testten 2-5 gün önce alkol, esrar ve kafein gibi maddeler kullanılmamalıdır.
  • Ekinezya ve adaçayı gibi bitkisel ilaçlar kullanılmamalıdır.
  • Hormon ilaçları kullanmaktan kaçınılmalıdır.
  • Doktorun yazdığı ilaçlar içilmelidir.

Yüksek kaliteli test örnekleri elde etmek için meni vücut sıcaklığında tutulmalıdır. Çok soğuk ya da çok sıcak bir ortamda tutulursa sonuç yanlış olur. Ayrıca meni vücuttan çıktıktan sonra 1 saat içerisinde test edilecek merkeze ulaştırılmalıdır.

Sperm numunesi spermi öldüren bir maddeyle temas ederse, erkek yoğun stres altında sperm numunesi verirse, laboratuvar görevlisinin hatası veya meni numunesinin kirlenmesi durumlarında, test sonuçları olumsuz etkilenebilir.

Sperm Sayısı Doğurganlığı Nasıl Etkiler?

Sperm sayısının doğurganlığa etkisi doğrudandır. Düşük sperm sayısı, kadın gebeliği için elverişsiz bir durumdur. Bu süreçte sperm kalitesi de oldukça önemlidir. Erkeklerde düşük sperm sayısının neden olduğu kısırlık, çiftlerin çocuk sahibi olmasını engeller. Çiftler ayrıca doğurganlığı etkileyebilecek farklı sağlık sorunları ile karşılaşabilirler.

Çiftlerin bilgi eksikliği ve bilinçsizliğine bağlı olarak uzun süre deneme yapılmadan kısırlık olduğu düşünülebilir. Bir çiftin gebelik geliştirebilmesi için ortalama 6 ila 12 ay gerekebilir. Özellikle altı ay içinde başarılı bir şekilde hamile kalamayan 35 yaş üstü çiftler bir uzmana başvurabilir. Bu durumda doktorunuz sorunu anlayacak ve alternatif tedaviler planlamaya başlayacaktır.

Düşük Sperm Sayısı Belirtileri Nelerdir?

Sperm sayısının düşük olduğunu gösteren şeyler arasında ilk sırada çocuk sahibi olamamak gelir. Bunun dışında belirgin işaretler olmayabilir. Bazı durumlarda, genetik hormonal dengesizlikler sperm akışını engelleyerek belirti ve semptomlara neden olabilir. Düşük sperm sayısının belirtileri şunları içerebilir:

  • Cinsel işlev sorunları. Düşük cinsel performans veya erekte olma zorlukları
  • Testis ağrısı, şişlik veya bezeler
  • Sakalların, bıyıkların ve vücuttaki kılların azalması

Sperm Sayısını Etkileyen Risk Faktörleri Nelerdir?

Sperm sayısının düşük olmasına neden olan etkenler şu şekilde sıralanabilir:

  • Sigara içmek
  • Alkol kullanmak
  • İllegal ilaç kullanımı
  • Aşırı kilolu olmak
  • Geçmişte veya şu anda enfekte olmak
  • Toksinlere maruz kalmak
  • Testislerin aşırı ısınması
  • Vazektomi veya vazektomi geri alma operasyonu geçirmek
  • Doğuştan doğurganlık bozukluğuna veya genetik hastalığa sahip olmak
  • Kanser ve kronik hastalıklara sahip olmak
  • Radyasyon veya ameliyat gibi kanser tedavisi görmek
  • İlaç almak
  • Uzun süreli bisiklet veya binicilik aktivitelerine katılmak (özellikle sert koltuklarda veya uygun şekilde ayarlanmamış bisikletlerde)

Sperm sayısı azalmasına neden olan bu faktörler, kişinin ileriki dönemde çocuk sahibi olmasını güçleştirir.

Hamile Kalmayı Kolaylaştırmak

Gebe kalmayı kolaylaştırmak bebek düşünen çiftler tarafından en sık araştırılan konu başlıkları arasındadır. Hamile kalmak isteyen kimseler sağlıklarına gereğinden fazla dikkat etmelidir. Normal günlük rutinleri hareketsiz bir yaşam ise bu yaşam tarzını bırakmalı spor yapmalı ve yediklerine içtiklerine dikkat etmelidir.

Hamileliğin en iyi geçirildiği dönem kadınlarda 20 ile 30 yaş arasıdır. Bu yaş aralığı dışında olan ve hamile kalmak isteyen anne adaylarının 20 ile 30 yaş arasındaki anne adaylarına göre daha dikkatli olmaları gerekmektedir.

Hamile kalma isteğinin ortaya çıkmasından sonra çiftler düzenli olarak cinsel ilişkiye giriyorlarsa ve 1 sene kadar bu istekleri doğrultusunda cinsellik yaşamaya devam ettikleri halde olumlu sonuç almamışlarsa taraflardan birinin kısır olma ihtimali gündeme gelebilecektir. Bu durumda kısırlık tedavisinin uygulanması gerekebilmektedir.

Hamile kalmayı kolaylaştırmak için hamileliği engelleyen durumların iyi bilinmesi gerekmektedir. Gebe kalmayı engelleyen çok farklı sebepler olmasına rağmen gebeliğe engel olan en genel nedenler şu şekildedir:

  • Cinsel ilişkinin düzenli bir şekilde ilerlememesi ilk nedendir. Çiftler arasındaki cinsel ilişkinin haftada 2 kere düzenli olarak yapılıyor olması gerekmektedir. Bu düzenin olmaması hamile kalmayı engelleyebilmektedir.
  • Hamile kalmayı engelleyen durumlar arasında bir diğer önemli etken yumurtlama döneminde cinsel ilişkiye girilmemesidir. Çiftler yumurtlama dönemini takip etmeli ve bu dönemde cinsel ilişkiyi arttırmalıdır.
  • Fazla kilolu olmak ya da gereğinden az zayıf olmak hamile kalmayı engelleyen durumların başında gelmektedir.
  • Hamile kalmayı etkileyen bir diğer etken ise kadının emzirme döneminde olmasıdır. Bu dönemde hamile kalabilme ihtimali düşmekte ama daha sonra emzirme bittikten sonra normal haline geri dönmektedir.
  • Kadınlarda gebeliğin oluşabilmesi için düzenli bir hormon yapısına sahip olunması gerekmektedir. Düzensiz hormon düzenine sahip olan kadınların gebe kalma ihtimali azalmaktadır.
  • Kadınlarda yaşın ilerlemiş olması gebeliği engelleyen bir diğer etkendir.
  • Erkeklerde sperm kalitesinin dölleme için yeterli kaliteye sahip olmaması gebeliği engelleyen bir diğer önemli etkendir.
  • Kanser ilaçlarının kullanılması hamile kalma ihtimalini minimalize eden bir diğer önemli etkendir.
  • Diyabet, bağışıklık sistemini etkileyen problemler, kan pıhtılaşma sorunları, tiroit hastalıkları, genetik geçişe sahip hastalıklar gebeliğin oluşmasını etkileyen metabolik hastalıklardır.

Gebeliği engelleyen birbirinden farklı etkenler olduğundan çocuk sahibi olmak isteyen çiftler hayat alışkanlıklarını değiştirip düzenli egzersiz yapıp ve tükettikleri besinleri dikkatli şekilde seçmelerine rağmen olumlu sonuç almamışlarsa muayene olmaları daha yararlarına olacaktır.

Gebe Kalmak İçin Egzersiz Yapmak Önemli Midir?

Gebe kalmak için egzersizlerin önemi tahmin edildiğinden çok daha fazladır. Hamileliği gerek aşırı kilo gerekse aşırı zayıflık engelleyebilmektedir. Bu sebepten dolayı anne adaylarının hamilelik için ideal kiloya ulaşmaları hem kendileri hem de bebek sağlığı açısından oldukça önemlidir.

Düzenli spor ve düzenli beslenme sağlıklı yaşamın en önemli destekçilerinden bir tanesidir. Düzenli spor ve besin tüketimi çiftlerin ideal kilolarına ulaşmaları için oldukça önemlidir. Spor yapmak arzuladığınız sağlıklı yaşama ulaşmayı gerçekleştirdiği gibi cinsel isteğinizin artabilmesini de sağlamaktadır.

Egzersiz yapmak her ne kadar sağlık açısından önemli olsa da gereğinden fazla yapılan egzersizler de hamile kalmayı engelleyebilmektedir. Haftada 4 ya da 5 kez yapılan ve orta zorlukta olan egzersizler amaçlanan hedefe ulaşılabilmesi için yeterlidir.

Stres Hamile Kalmayı Etkiler Mi?

Stres gebe kalmayı etkiler mi sorusu en çok sorulan sorulardan bir tanesidir. Stres hayatımızdaki her şeyi olumsuz etkilediği gibi hamile kalmayı da olumsuz etkilemektedir. Stresli bir hayat tarzı hamileliği engellediği gibi cinsel isteğin azalmasına da neden olabilmektedir. Bu nedenle anne ve baba adaylarının stres yönetimini öğrenmeleri ve rahatlamaları gerekmektedir.

Çocuk sahibi olmak isteyen eşler hayatlarının merkezine bunu aldıklarından dolayı başka bir şey düşünememektedir. Ancak bu durum kadının hamile kalmasını engelleyen en önemli etkenlerden bir tanesidir. Bu dönemde hem anne adayı hem de baba adayı kendisine zaman ayırmalıdır.

Hamile Kalmak İçin Tüketilebilecek Besinler Nelerdir?

Gebe kalmak için tüketilebilecek besinler anne ve baba adaylarının en çok araştırdığı konu başlıklarından bir tanesidir. Hamile kalmak isteyen anne adayları yediklerine dikkat ederek hem hamilelik için ideal kiloya ulaşabilecek hem de hamilelik için vücutlarında bulunması gereken vitaminlerin bulunmasını sağlayabileceklerdir. Annelerin hamile kalmak için tüketmelerinde yarar olan besinler şu şekildedir:

  • Yumurta hamilelik ihtimalini yükselten en önemli besinlerden bir tanesidir. Yumurtada bulunan A ve D vitamini hamilelik ihtimalini arttırmaktadır.
  • Et hem kısırlık ihtimalini azaltan hem de yumurtalıkları hareketlendirdiği için hamileliğe hazırlık döneminde tüketilmesi gereken besinlerden bir tanesidir.
  • Muz içerisinde barındırdığı B12 maddesi sayesinde hem hamileliğe hazırlık hem de hamilelik döneminde oldukça yararlı bir besindir. Muz adet dönemini düzenler ve yumurtlama döneminin hesaplanmasına yardımcı olur.
  • Süt D vitamini açısından oldukça zengin bir besindir. Bünyesinde bulunan kalsiyum ve mineral sayesinde yumurta kalitesini arttıran ve yumurta sayısının artmasına neden olan bir besindir.
  • Brokoli ve karnabahar olan yumurtaların döllenmesini kolaylaştıran besinlerdendir. Bu sebepten dolayı hamile kalmak isteyen kimselerin tüketmesi tavsiye edilmektedir.
  • Balık hamile kalma ihtimali arttırmak için alınması gereken neredeyse her vitamin ve minerali bünyesinde barındırmaktadır. Balıklar arasında yağlı balıklar elde edilmek istenen sonucun elde edilebilmesi için ideal besinlerdir. Somon, hamsi, alabalık gibi balık türleri bu amaç için en iyi balık türleridir.
  • Avokado hamile kalmak isteyenlerin tüketmesi gereken en önemli besinlerden bir tanesidir. Avokado bünyesinde bulunan folik asit sayesinde vücudun hamileliğe hazırlanmasını sağlamaktadır.
  • Kuru yemişler hamileliğe hazırlık için ideal besin gruplarından bir tanesidir. Özellikle fındık, ceviz ve badem yumurtlamanın düzenli bir şekilde işlemesini sağlamaktadır.

Hamile Kalmak İçin Doğum Kontrol Hapları Ne Zaman Bırakılmalıdır?

Hamile kalmak için doğum kontrol hapları bir paket tüketildikten sonra bırakılmalıdır. Doğum kontrol hapı bırakıldıktan sonraki 2 ya da 4 hafta içerisinde adet görebilmektesiniz ya da bu süre birkaç ay sürebilmektedir. Doğum kontrol hapları bırakıldıktan sonra hamilelik çalışmalarına ilk adet kanaması görüldükten sonra başlanması tavsiye edilse de hamile kalmanız halinde bu haplar bebeğe zarar vermemektedir. Yani doğum kontrol haplarının kullanılması sırasında bile anne hamile kalabilir ve bu durum annede heyecana sebep olmamalıdır.

Sigara Hamileliği Etkiler Mi?

Sigaranın hamileliğe etkisi en çok araştırılan konu başlıklarından bir tanesidir. Sigara hem hamileliğe hazırlık aşamasında hem de hamilelik döneminde bırakılması gereken ürünlerden bir tanesidir.

Sigara sadece annenin sağlığını olumsuz etkilememekte aynı zamanda babanın da sperm kalitesini düşürebilmektedir. Bu sebeplerden dolayı hamile kalma çalışmalarına başlar başlamaz sigaranın bırakılması gerekmektedir.

Anne adayları hamile olduklarını genellikle 2 haftalık hamilelik sürecinden sonra öğrenmektedir. Bu dönemde hamile olduklarını bilmediklerinden dolayı sigara tüketebilmekte ve sigara embriyo gelişimini olumsuz etkileyebilmektedir. Böyle bir durumla karşılaşmak istemeyen anne adayları hamilelik çalışmalarına başladıkları tarihte sigara tüketimini bırakmalıdır.

Düzenli Uyku Hamile Kalmayı Etkiler Mi?

Düzenli uykunun hamileliğe etkisi stres yönetimini öğrenen kimseler tarafından bilinen bir etkidir. Hamile kalmak isteyen anne adayları ve baba adayları düzenli uyku düzenine sahip olmalıdır. Bu düzenle beraber stresleri azalacağından cinsel istekleri de artacaktır.

Hamilelikte Alınan Kilolar

Hamilelik sırasında alınan kilolar kişiden kişiye göre değişim gösterir ve aşağıdaki gibi olabilmektedir:

  • Normal kiloda olanlar: 10-18 kg
  • Normalden zayıf olanlar: 12-16 kg
  • Fazla kilosu bulunanlar: 7-13 kg
  • Obezite durumunda yer alanlar: 4-9 kg

Tüm bu değerler tahmini olarak belirlenmiştir ve kişiden kişiye göre değişmektedir. Anne adayları için sağlık kilo alma eşiklerini hamilelik sürecini takip eden hekimler belirler. Danışmakta olduğunuz hekimle daimi iletişim halinde olmanız gerekir. Kilo alma sınırları dışında kaldığınızda hekiminiz sizi uyaracak ve gerekli adımları atmanızı sağlayacaktır. Üstte yazılan değerler tekil doğum için geçerlidir. İkiz doğumu gerçekleştirecek anne adayları en fazla 18 kg alabilirler. Hamilelik kiloları kişiden kişiye değişir.

Hamilelikle Alınan Kilolar Nereye Gider?

Gebelikte alınan kiloların dağılımı tahminen şöyle gerçekleşir:

  • Bebeğin kendisi için 3.5 kg
  • Artan yağ hacmi için 3.2 kg
  • Dokulardaki sıvı artışı için 1.25 kg
  • Plasenta için 0.7 kg
  • Amniyon sıvısı için 0.8 kg
  • Rahim büyümesi için 1 kg
  • Meme dokusu için 0.4 kg

Gebelik sürecinde değişim geçiren kadın bedenindeki kilo artışı bu şekilde özetlenebilir. Bu değerler kişiden kişiye göre farklılık gösterebilir. Tüm bu süre boyunca anne adayının bedeni su tutmaya müsait hale gelir. Gebelik sırasında alınan kiloları yağdan ibaret zanneden pek çok kişi bulunur fakat durum böyle değildir. Doğumdan sonra benimsenecek temiz beslenme düzeni ve aktif bir hayatla sadece birkaç içerisinde kadınlar eski formlarını yakalayabilirler.

Doğumda Kaç Kilo Kaybedilir?

Doğumda kaybedilen kilo miktarı genellikle 6 kg civarındadır. Bunun önemli bir kısmını bebeğin kendisi oluştururken diğer bir kısmı ise doğum sırasında bedenden çıkan sıvılardır. Doğumu izleyen hafta içerisinde vücudunuz ödem atar. Atılan bu ödemle birlikte toplamda verilen kilo miktarı 8 kg’a çıkabilir. Gebelik sırasında alınan kilolar zannedildiği gibi kişilerin üzerine yapışan kilolar değildir. Emzirme esnasında tüketilen temiz ve lifli besinler ile kilo vermek mümkündür. Buna eklenen aktif bir yaşamla birlikte gebelik kilolarından birkaç ay içinde temelli olarak kurtulmak gayet kolaydır.

Hamilelik Sırasında Fazla Kilo Alma

Gebelik süresince alınan fazla kilolar özellikle Türkiye’de yaygın olarak gözlemlenir. Toplum arasında yaygın olan hamilelerin iki canlı olduğu bilgisi gebe kadınların fazla yemek yemesine sebep olmaktadır. Gebelikte kilo almak tamamen doğal olmasına rağmen ağırlığın belli bir ölçünün üstüne çıkmasının hamilelikle doğrudan ilgisi yoktur. Bu süre zarfında kadınların fazla kilo almasına neden olan etmenler şöyledir:

  • Çevre baskısı: Çevredeki insanlar bazen anne adaylarına baskı uygulayarak onları fazla yemeye teşvik eder hatta zorlar. Gebelerin fazla yemek yemesi şart değildir.
  • Anksiyete ve stres: Gebelik süreci kimi kadınlar için stresli olabilir. Böylesi anlarda devreye giren duygusal yeme tepkisi kişileri fazla yemeye itebilir. Bu hisle başa çıkarak bu fazla yeme krizleri atlatılabilir.
  • Bebeğe dair endişeler: Fazla yemek yemeyince bebeğin sağlığının etkileneceği endişesi yersizdir.

Hamilelikte Stres ve Duygusal Beslenme

Gebelik stresi ve duygusal beslenme birbiriyle ilintili olabilen kavramlardır. Kimi kadın anne olmanın kendisine büyük sorumluluklar yükleyeceğinden endişe edebilir. Böylesi stres anlarında ortaya çıkan duygusal yeme itkisi pek çok kişinin hamilelik kiloları üzerinde etkilidir. Stres hissedilen, endişenin hakim olduğu anlarda aşağıdaki maddeleri uygulayarak duygusal yemenize engel olabilirsiniz:

Nefes egzersizleri: 4-4-8 sistemiyle nefes alın. Oturarak yada yatarak yapılan bu işlemde 4 saniye nefes alır, 4 saniye bu nefesi tutar ve 8 saniyede verirsiniz. Bu yöntem pek çok kişinin stresle başa çıkmasına yardımcı olur. Birkaç dakika içinde kendinizi daha iyi hissetmeniz mümkündür.

Kaliteli sosyalleşme: Hisleriniz ve düşünceleriniz hakkında konuşun. Bu kişi partnerinizin, aileniz yada yakınlarınız olabilir. Buradaki püf noktası konuştuğunuz kişilerin sağduyulu ve sizi rahatlatacak kişiler olmasıdır. Yanlış ve korkutucu bilgilerle endişelerini artıran kişilerle teması minimuma indirin.

Egzersiz ve spor: Hamilelerin spor yapamayacağı bilgisi yanlıştır. Bedeni zorlamayan pek çok egzersiz yapılabilir. Ufak yürüyüşler, hamile yogası ve genel olarak karına baskı uygulamayan egzersizler gebeler için uygundur.

Hamilelik Sonrası İçin Tavsiyeler

Hamilelik sonrasında annelere öneriler arasında şunlar yer alabilir:

  • Belli limitler içinde alınan kilolar oldukça hızlı verilir.
  • Gebelik sırasında alınan kiloların verilmesi gerekir. Aksi takdirde çeşitli sağlık sorunları gözlemlenebilir.
  • Emzirmek kalori harcatan bir durumdur. Gün içerisinde bu işlemle 450 kalori yakmak mümkündür.
  • Yeni anneler diyet yaparak değil mümkün mertebe temiz beslenerek kilo vermelidir. Diyet yapmak için sütü olumsuz yönde etkiler.
  • Düzenli spor yapmak bünyeye çok iyi gelir. Dengeli bir beslenme biçimiyle birleştirilen aktif yaşam biçimi yeni anneleri fit ve sağlıklı hale getirir.

Yeni Anneler İçin Egzersiz Önerileri

Yeni annelerin yapabilecekleri egzersizler şöyle listelenebilir:

  • Pilates: Kendine özel elastik bir topla yapılan bu spor pek çok yeni annenin evde forma girmesini sağlar. İnternet üzerinden erişebileceğiniz derslerle birlikte yeterli miktarda kalori yakabilirsiniz.
  • Yoga: Herhangi bir ekipman gerektirmeyen yoga bedendeki hemen her kası çalıştırır. Çeşitli esneme hareketleri sayesinde bedendeki sarkıkları toparlar. Çeşitli nefes egzersizlerini içinde barındırdığı için mental sağlığa da iyi gelir.
  • Yürüyüş: Bebeğinizi güvendiğiniz birine emanet ederek yürüyüşe çıkabilirsiniz. Bu yürüyüşlerin belli bir tempoda olması gerektiği için bebekle yürüyüşe çıkmak iyi bir fikir olmayabilir.
  • Vücut ağırlığı antrenmanı: Fitness yapmak için mutlaka bir salona üye olmaya gerek yok. Sadece vücut ağırlığı kullanarak spor yapmak da bir seçenek olarak görülür. İnternet üzerinden sayısız kaynağa erişmek mümkündür.

Doğumdan sonra yeni annelerin bedenlerini dinlemeleri ve kendilerini yıpratmadan egzersiz yapmaları tavsiye edilir. Zamanla vücut toparlandıkça egzersizlerin dozu artırılabilir.

Hamilelikle Kilo Alma Hızı

Gebelikte kilo alma hızı ilk başta yavaştır, sonraki süreçlerde hızlanmaya başlar. Trimester adı verilen ilk üç aylık süreçte alınan kilo 2 yada 3’ten ibarettir. Sonraki süreçte bebek hızlı bir biçimde büyüdüğü için buna bağlı kilo alımı artar. Standart bir durumda her hafta yarım kilo alınır. Bu da anne adaylarının ayda 2 kilo alması anlamına gelir. Annelerin hamilelik öncesindeki vücut kitle indeksleri hamilelik sürecindeki kilo alımını etkilemektedir. Vücut kitle indeksi normalden az olan kişiler fazla kilo alırken bu indeks arttıkça kişilerin aldığı kilo da azalır. Bu indekse göre kişiler şu kategorilerde yer alırlar:

  • Zayıf: 20 ve altı
  • Normal: 20-24.9
  • Hafif şişman: 25-29.9
  • Şişman 30-34.9
  • Obez: 35 ve üstü

Bu indeks kilogram cinsinden kilonuzun metre cinsinden boyunuzun karesine bölünmesiyle elde edilir. Hamilelik öncesi verilerle hesaplanmalıdır.

Hamilelik Diyeti

Gebelik diyeti en net tabirle tamamen faydasız bir uygulamadır. Anne adayının ve bebeğin sağlığını riske eden bu uygulama sanıldığı gibi hamilelerin yağ tutmasını engellemez. Beden, yapısı gereği kalorileri çeşitli işlemler arasında pay eder ve bunu otomatik olarak yapar. Hamilelik esnasında bu enerjinin büyük bir kısmı bebek, plasenta oluşumu ve metabolik faaliyetler arasında dağıtılır. Anne adayı yağsız ve az kalorili beslendiği zaman o kişinin vücudu yağ oluşumunu engellemez ve bebek yeterince beslenmemiş olur. Hem işlevsiz hem de riskli olan hamilelik diyetleri yerine dengeli bir beslenme benimseyerek normal seviyelerde kilo almak gerekir. Hamilelik kiloları doğumdan sonra pratik bir şekilde verilebilir.

Hamilelikte Mide Yanması

Hamilelik döneminde oluşan mide yanması veya mide ekşimesi hamilelikte oldukça sık karşılaşılan durumlardan bir tanesidir. Hamilelikte mide yanması genellikle hamilelik döneminin başında başlamakta ve anne adayına rahatsızlık vermektedir. Genelde asit veya hazımsızlığın yarattığı bir durum olan mide yanması kalp ile bir ilgisi bulunmamasına rağmen göğsün orta kısmında acıma ve yanma gibi olumsuz durumlara yol açmaktadır. Mide yanmasını tetikleyen birçok sebep bulunmakla birlikte bu durumu en aza indirgemek için de uygulanabilecek yöntemler bulunmaktadır. Gebelikte de sıklıkla karşılaşılan bir durum olmasından dolayı anne adaylarının rahatsızlık hissi dışında mide yanması hakkında çok endişelenmesini gerektirecek bir yan yoktur.

Hamilelikte Mide Yanması Neden Olur?

Gebelikte mide yanmasının sebepleri arasında gebelik hormonları olan progesterone ve relaksin bulunmaktadır. Bu hormonlar sindirimi yavaşlatarak besin maddelerinin kana karışma süresini uzatır dolayısıyla midenin boşalma süreci de gecikir. Bu sebeple de hamilelik döneminde mide yanması/ekşimesi ve hazımsızlık gibi sorunlar sıklıkla yaşanmaktadır. Bunun bir başka sebebi ise hamilelik döneminde yavaşlayan kaslardır. Mide de kaslardan oluştuğundan dolayı mide kapakçığı olarak adlandırılan kasta bir zayıflama olmaktadır. Bu kasın yavaşlamasıyla birlikte normal düzeninde çalışamayan kapakçık sebebiyle midede bulunan asitler yemek borusuna geri gitmeye başlar ve bu da mide de yanma ve ekşime gibi problemlere yol açar. Gebelik döneminin son zamanlarında ise fetal büyüme dolayısıyla rahim büyür. Rahim büyüdükçe de mideye baskı uygular ve mideyi yukarı doğru sıkıştırır. Bu da hamileliğin özellikle sonlarına doğru yaşanan mide yanmalarının sebebi olarak bilinmektedir.

Hamilelikte Mide Yanması Ne Zaman Başlar?

Hamilelikte mide yanmasının başlaması kişiden kişiye değişebilmektedir. Bazı anne adaylarında bu durum hamileliğin ilk trimesterı yani erken dönemlerinde başlarken bazı anne adaylarında bu dönem daha hafif geçebilmekte veya daha ileri dönemlerde ortaya çıkabilmektedir. Ancak doktor raporlarına göre hamileliğin ilk dönemlerinde bu şikayetle kontrole gelen birçok anne adayı bulunmaktadır. Genel olarak dönemlere bakıldığında ise mide yanması şikayetlerinin üçüncü trimester yani hamileliğin son dönemlerinde arttığı söylenmektedir. Bunun sebebinin ise büyüyen rahmin mideye baskı uygulayarak yukarı doğru itmesinden kaynaklanmaktadır.

Hamilelikte Mide Yanması Ne Kadar Sürer?

Gebelikte mide yanmasının süresi için gebelik döneminin tamamını kapsıyor denilebilir çünkü hamileliğin erken dönemlerinde başlayarak son döneme kadar devam eden mide yanması gebelik döneminin anne adayı için en büyük sıkıntılarından biri olmaktadır. Kişiden kişiye değişmekle birlikte bazı dönemlerde midedeki yanma da artışlar veya azalmalar olabilmektedir. Hamileliğin son ayında bebek artık doğum kanalına girmektedir ve bu dönemden sonra mideye yapılan baskı azalacağından “hafifleme” dönemine girilmekte ve mide yanması şikayetlerinde azalma görülmektedir. Nadir olarak bazı hamile kadınlarda bebek mesaneye baskı yapmaya başladığı için hamilelik döneminin başlarındaki gibi mide yanması olabilmektedir. Mesaneye yapılan baskı durumu hamilelikte mide yanması dışında sık sık tuvalete gitme ihtiyacını da ortaya çıkarabilmektedir.

 

Hangi Gıdalar Mide Yanmasına Neden Olur?

Mide yanmasına sebep olan bazı gıdalar vardır. Bu gıdalar normal dönemlerde de kişilerde mide yanmasına neden olmakla birlikte hamilelik döneminde olan daha hassas vücutlar için de mide yanmasını arttırabilmektedirler. Mide yanmasına sebep olan gıdaların arasında asitli içecekler, domates, soğan, acı biber, portakal ve greyfurt gibi asitli meyveler, biber ve domates salçaları, kızartılarak yapılan yemekler, baharatlar ve baharatlı yemekler gibi gıdalar bulunmaktadır. Bu gıdaların tüketimini olabildiğince azaltmak besin temelli mide yanmasının önüne geçebilmektedir.

Hamilelikte Mide Yanmasına Ne İyi Gelir?

Hamilelikte oluşan mide yanmasını azaltmak için yapılabilecek bazı uygulamalar bulunmaktadır. Bunların ilki beslenmeyi düzene sokmak ve bazı gıdalardan uzak durmaktır.

  • Kızarmış, baharatlı ve çok yağlı besinlerden uzak durulmalıdır.
  • Sebze ve meyveler her zaman olduğu gibi sağlıklıdır ancak sebze yerken iyi pişmiş olarak yenmelidir. İyi pişmediğinde mideye rahatsızlık verebilir. Meyvelerde de greyfurt, portakal gibi asiti yüksek meyveler tercih edilmemelidir.
  • Yemekler hızlı tüketilmemeli, iyice çiğnenmelidir.
  • Akşam belirli bir saatten sonra yemek yemeye son verilmelidir.
  • Asitli/gazlı içeceklerin tüketimi en aza indirilmeli hatta tüketilmemelidir.
  • Kahve, çay gibi sıcak içecekler de sınırlı bir şekilde tüketilmelidir.

Beslenmenin yanı sıra uygulanabilecek şeyler ise;

  • Sigara kullanımına son verilmelidir. Bu hem bebek sağlığını tehdit eder hem de mide yanmalarını arttırır.
  • Dar, vücudu saran ve sıkan giysiler basınç uygulayarak mide yanmasını arttırabilmektedir. Bol kesimli giysiler tercih edilebilir.
  • Yemek sonrası hafif tempolu bir yürüyüş, dik durmanızı sağlayacak hafif egzersizler/ev işleri ve benzeri şeyler doktor kontrolünde yapılabilir.
  • Yemek yedikten kısa süre sonra uzanmamaya ve yatmamaya dikkat edilmelidir.

Bu yöntemleri uygulayarak mide yanmalarına sebep olan faktörler minimize edilebilir. Mide yanması durumunda da ılık süt içilerek yanma hafifletilebilmektedir. Buna ek olarak reflüsü olan kişilere lifli gıdalar tavsiye edilmektedir. Hamilelik döneminde de lifli gıda tüketimi artırılarak mide yanması azaltılabilmektedir. Ayrıca midede yanma yapan besinler kişiden kişiye değişebilmektedir. Eğer vücuda dokunduğu bilinen hamilelik dönemi öncesinde de midede yanma yapan besinlerden hamilelik döneminde özellikle uzak durulmalıdır.

Mide Yanmasına Neler Sebep Olur?

Hamilelik dönemi boyunca mide yanmasına sebep olan birçok şey olduğu bilinmektedir. Bunların arasında hormon ve kaslardaki değişimler ile bazı gıdaların tüketimi de dahildir. Bunlara ek olarak mide yanmasına sebep olan birkaç şey daha olabilmektedir.

  • Oturma pozisyonu: Anne adayının yemek yerken oturduğu pozisyon da mide yanmasına etken olabilir. Yemek yerken vücudu dik tutmak mide yanmasını hafifletebilmektedir. Bu nedenle yemek esnasında kambur oturmamaya dikkat edilebilir.
  • Sıvı tüketimi: Sıvı tüketimi hamilelik döneminde oldukça önemlidir ancak yemekle birlikte tüketilen sıvılar mide de yanma hissini arttırabilmektedir. Bu nedenle sıvılar gün içerisinde tüketilip yemek esnasında tüketilmemeye özen gösterilmelidir.
  • Az az ve sık sık yemek: Çok fazla yemek yenildiğinde mide yanmasında artış olabilmektedir bu nedenle mideyi çok doldurmadan az ve sık yemek yenilerek mide yanması hafifletilebilir.
  • Başı yukarda tutmak: Başın pozisyonu da uyku pozisyonu kadar önemlidir. Baş alçakta durduğunda midenin yukarı itilmesine sebep olarak midede yanmayı artırabilir. Bu nedenle uyurken veya uzanırken başı yastıkla destekleyerek yüksekte tutmak yanmaya iyi gelebilir.

Mide Yanması Bebeğe Zararlı Mı?

Bebek ile mide yanması arasında zarar verme açısından herhangi bir ilişki bulunmamaktadır. Bebekle arasındaki tek ilişki hamileliğin son dönemlerinde görülen bulantıların bebekte saçlanma oluştuğunu düşündürmesidir. Ancak son dönemde gerçekleşen bulantılar genelde mide yanmasının sonuçlarıdır ve bebeğe hiçbir şekilde zarar verici bir yanı yoktur. Mide yanmasını sadece anne adayı yaşamakta ve bebek bunun farkında bile olmamaktadır. Ayrıca mide yanması hiçbir şekilde düşük, erken doğum ve bebekte sakatlık gibi riskler barındırmamaktadır.

İlaç Kullanımı

Hamilelikte ilaç kullanımı olabildiğince minimize edilmekte ve çok gerekmedikçe tavsiye edilmemektedir. Mide yanması genelde antiasit kullanılarak geçirilmektedir ancak hamilelik döneminde olan kadınların doktor kontrolü ve tavsiyesi dışında ilaç kullanmamaları gerekmektedir. Ayrıca bu antiasitlerin bazıları hamilelik döneminde güvenli olmadığı düşünülen alüminyum barındırmaktadır. Bu nedenle hamilelikte mide yanması olan anne adayları kontrole giderek doktorlarından tavsiye istemeli ve eğer doktorları onaylar ve gerek duyarsa bu ilaçların kullanımına başlamalıdırlar.

 

Hamilelikte Bel Ağrısı

Hamilelik döneminde oluşan bel ağrısı hamilelik döneminin en çok şikâyet edilen olumsuzluklarından bir tanesidir. Hamilelikte bel ağrısı, kadınlar için fizyolojik ve psikolojik değişimlerin maksimum olarak gerçekleştiği bir dönemdir ve bu değişimlerin yarattığı olumsuzluklar bazen zorlayıcı olabilmektedir. Bu dönemde ilaç kullanımının çok fazla gerekmedikçe yapılmaması da özellikle ağrı problemlerinin çözümünü zorlaştırmaktadır. Hamilelikte bel ağrısı da bu ağrı problemlerinden biridir. Özellikle bebeğin büyümesi dolayısıyla da karnın büyümesi ile birlikte bel ağrılarında artış görülebilmektedir. Ağrı en yoğun olarak leğen kemiği ile omurganın birleştiği kısımda hissedilmektedir. Bunun dışında da gebelik döneminde görülen bel ağrılarının farklı sebepleri olabilmektedir.

Hamilelikte Bel Ağrısının Nedenleri

Hamilelik dönemindeki bel ağrılarının sebepleri olarak bilinen birkaç temel durum bulunmaktadır. Bu durumlar;

  • Rahmin ağırlaşması ve karın büyümesi ile birlikte vücut ağırlık merkezinin değişerek öne doğru çekmesi
  • Kilo almak: Hamilelik dönemi boyunca kişiden kişiye değişmekle birlikte anne adayları ortalama 10 ile 15 kilo alırlar. Alınan kilolar omurgaya baskı yaptığında da bel ağrısı problemi oluşabilir.
  • Gebelik temelli duruş bozukluğu: Ağırlık merkezinin öne alınmasıyla omurgada öne doğru binen yük artmaktadır. Kişi fark etmese de artan yük dolayısıyla duruş pozisyonunu değiştirir. Bu duruş değişikliği/bozukluğu da en yoğunu bel bölgesinde olmak üzere ağrılara sebep olabilir.
  • Eklemlerde gevşeme: Hamilelik döneminde bazı hormon değişimleri gerçekleşr. Özellikle salgılanan progesteron ve relaxin sebebiyle kalça kemiği ve omurganın eklem bölümlerinde gevşemeler olur. Bu gevşemeler de bel ağrısı oluşumunda etkili olurlar.
  • Stres: Anne adayları hamilelik dönemlerinde normal olarak duygusal bir stres yaşarlar. Duygusal stresin artışı ise kas spazmlarının sıklaşmasına sebep olur. Bu spazmlarda özellikle bel ve boyun bölgesinde ağrıya sebebiyet verebilirler.
  • Zorlanmalar: Hamilelik döneminde vücut daha hassas olduğunda normalde yapılan işlerde zorluklar yaşanabilir. Herhangi bir eğilme, ağır kaldırma, ters hareketler vb. zorlanma durumları da bel ağrısı oluşumuna etki edebilirler.

Hamilelikte Bel Ağrısı Nasıl Geçer?

Gebelikte bel ağrısı azaltmak konusunda hamilelik döneminden önce fit bir durumda olmak ve kuvvetli karın ve sırt kaslarına sahip olmak gibi hamilelik öncesinde dikkat edilebilecek uygulamaların yardımı dokunmaktadır. Ancak hamilelik dönemini de rahat geçirmek için yapılabilecek bazı temel şeyler bulunmaktadır. Dikkat edilebilecek ve uygulanabilecek bazı durumlar;

  • Gerektiğinden fazla/ekstra kilo almamaya çalışmak.
  • Gerekli miktarda D vitamini ve kalsiyum almaya dikkat etmek.
  • Vücudun düzgün duruş şekli korunmaya çalışılarak kaslarda oluşan gerilim ve zorlanmayı azaltmak.
  • Sık sık istirahat etmek.
  • Uzun süre aynı pozisyonda oturmamak, sık sık pozisyon değiştirmek.
  • Beli destekleyici yastıklar kullanmak.
  • Geceleri ağrılar çoğalıyorsa sırt üstü yatmak yerine yan yatmayı denemek (karın yastıkla desteklenerek bel bölgesi rahatlatılabilir).
  • Kalça ve bel bölgesini yoracak hareketlerden kaçınmak.
  • Solunum ve gevşeme egzersizleri yapmak.
  • Bel korsesi kullanmak (doktor tavsiyesi ve takibi ile)
  • Ayakkabı seçimine dikkat etmek (rahat bir ayakkabı seçilmeli ve yüksek topuklu ayakkabılardan kaçınılmalıdır).
  • Bel ve sırt bölgesine masaj yapmak (hafif bir şekilde).
  • Sıcak havlu, kompres veya soğuk uygulamalar yapmak (doktor veya fizyoterapist tavsiyesi ve kontrolü olmadan yapılmamalı)

Bu gibi durumlara dikkat edilerek ve tavsiyelerden yararlanılarak hamilelikte bel ağrısı sorunu bir miktar da olsa azaltılabilir hatta geçirilebilir ve böylelikle anne adayı rahatlatılabilir. Ancak bel ağrısı hiçbir şekilde geçmiyor ve şiddetleniyor ise mutlaka doktora danışılması gerekmektedir.

Hamilelikte Bel Ağrısı Ne Zaman Başlar?

Hamilelik dönemindeki bel ağrıları birçok faktöre göre değişiklik göstermektedir. Hormonlarda yaşanan değişim, stres, kilo vb. gibi faktörler bel ağrılarının kendini göstereceği zaman dilimini belirlemekte etkin bir rol oynamaktadır. Bu faktörler aynı zamanda oluşacak bel ağrılarının şiddetini de belirlemektedir. Yani bel ağrılarının başlangıcıyla ilgili kesin bir tarih verilememektedir. Ancak ortalama bir tarih aralığı belirtilecek olursa 24.hafta ve 26.hafta yani hamileliğin üçüncü trimesterı genel başlangıç tarihi olarak söylenebilir. Bunun nedeni ise anne adayının vücut ağırlığının fark edilebilir bir artış göstererek ağırlık merkezinin yerini değiştirmesi olarak söylenebilir. Bel ağrısı şikayetleri genelde doğum sonrasında büyük oranda geçmektedir.

Hamilelikte Bel Ağrısı İçin Hangi Doktora Gidilir?

Hamilelik döneminde yaşanılan bel ağrıları eğer anne adayları vücutlarını dinlendirdikleri ya da bel ağrılarını geçirebilecek/hafifletebilecek tavsiyeleri uyguladıkları zaman dindirilebiliyor ise anne adaylarının bu bel ağrıları hakkında endişelenmesini gerektirecek bir durum yoktur. Ancak bel ağrıları hiçbir şekilde geçmiyor, sürekli tekrarlanıyor ve şiddetleniyor ise bu durumda önlem alınması gerekmektedir. Genel olarak hamilelik dönemlerinde günlük işleri yapmayı zorlaştıracak bel ağrıları %15-20 oranında görülmektedir. Bu tip ağrılarda ise kadın hastalıkları hekimlerine veya aile sağlık merkezinde bulunan aile hekimlerine başvurabilirler. Eğer bunların dışında bir müdahale gerekiyor ise ilk muayeneyi yapan doktor anne adayı gerekli yerlere yönlendirecektir.

Hamilelikte Bel Ağrısı Normal Mi?

Gebelikte yaşanan bel ağrısı hamilelik dönemindeki kadınların büyük çoğunluğunda meydana gelen yaygın bir belirtidir. Hamilelik döneminde anne adaylarının vücutlarında birçok değişiklik yaşanmaktadır ve bu değişikliklerin yan etkilerinden biri de bel ağrısı olarak kendini göstermektedir. Bel ağrıları normal seviyede gerçekleştiği ve yanına farklı belirtiler eklenmediği sürece gebelik dönemindeki kadınların yaşadığı normal bir durumdur.

  • Eğer bel ağrılarının yanı sıra anne adayı kasık ağrısı da yaşıyorsa bu durumda düşük tehlikesi oluşma ihtimali vardır. Bel ağrısı ve kasık ağrısıyla birlikte veya daha sonra vajinal kanama durumu da görülebilmektedir. Bu durumda hızlı bir şekilde doktora başvurulmalıdır.
  • Hamileliğin son ayında yaşanan bel ağrıları ile doğum ağrıları karıştırılabilmektedir. Son ayda böyle bir durum yaşandığında da doktora başvurulmalıdır.

Hamilelikte Bel Ağrısı ve Spor

Hamilelik dönemi boyunca yaşanan bel ağrıları için egzersiz yapmanın bu ağrıların geçirilmesinde yardımcı bir güç olduğu söylenmektedir. Hamilelikte trimester dönemlerine yani hamileliğin kaçıncı haftasında olunduğuna göre değişik egzersiz planları yapılabilmektedir. Ancak bu egzersizleri uzman bir kişi ile hazırlamak ve uzman bir doktorun izni dahilinde yapmak hem bebeğe hem de anne adayına zarar gelmemesi açısından oldukça önem taşımaktadır. Uzman bir hekimden izin alındıktan sonra anne adayı için hazırlanan egzersizleri düzenli olarak uygulanması bel ve sırt kaslarını kuvvetlendireceği için ağrıların azalmasında etkin rol oynayacaktır. Bu egzersizlere örnekler;

  • Köprü hareketi: Hamileliğin ilk trimester (ilk üç aylık dönem) dönemi için köprü hareketi tavsiye edilen hareketler arasındadır. İlk üç ay sırt üstü yatma konusunda bir problem olmadığı için tavsiye edilmektedir. Bu hareket yapılırken omurlar yavaşça yuvarlanarak indirilir ve kaldırılırsa bel omurları esnetilebilecektir. Eğer sırt düz bir şekilde kalça hareket ettirilir ise de sırtın güçlenmesi için katkıda bulunacaktır.
  • Cat/cow hareketi: Bu hareket ise eller ve dizler üzerinde yapıldığından dolayı güvenli bir harekettir. Cat hareketi yapılırken eller omuzların, dizler de kalçaların altına olacak şekilde dört ayak üzerinde duruyormuş gibi bir duruş sergilenir. Daha sonra omurga yukarı doğru yuvarlanır. Omurga yukarı doğru yuvarlanırken bakışlar da göbek deliğine doğru çevirilir. Cow hareketinde ise yine aynı dört ayak pozisyonunda durulurken sırt olabildiğince düz tutulur ve belde daha fazla boşluk oluşturmadan bakışlar karşı yöne çevrilir.

Bu ve benzeri hareketler hamilelikte bel ağrısı sorunlarını azaltabilmektedir. Ancak bu hareketler kesinlikle uzman bir doktorun görüşü alınmadan yapılmamalıdır. Yapıldığı takdirde olumsuz sonuçlar oluşturabilmektedir.

Hamilelikte Spor

Hamilelik döneminde spor anne adaylarının kafasını en çok karıştıran konulardan biridir. Egzersiz yapmanın sağlıklı yaşamın en büyük destekçilerinden biri olduğu bir gerçektir ve aynı durum hamilelik için de geçerli olmaktadır. Anne adayları genellikle hamilelik dönemi boyunca daha az hareket etmekte ve bunun hem anne hem de bebek sağlığı için daha yararlı olduğunu düşünmektedir. Ancak hareketsizliğe bağlı alınan kilolar hem gebelik sırasında hem de sonrasında anne adayına yük olmakta ve bazı rahatsızlıkları da beraberinde getirebilmektedir. Özellikle gebelik sürecinde dışarıdan gelen baskılarla anne adaylarının gıda tüketimi de yeterli miktarların çok üstüne çıkabilmekte ve hareketsiz hamilelik sürecinin de etkisiyle anne adayları kiloya bağlı özellikle bel ve sırt bölgelerinde ağrı gibi sorunlara yol açabilmektedir. Bu nedenlerle hamilelikte spor gebelik dönemindeki kadınların özellikle dikkate alması gereken bir konu olmakla birlikte bir uzman doktor tavsiyesi ve kontrolü dışında yapılmaması gerektiği de ciddi bir şekilde vurgulanmaktadır.

Hamileyken Spor Yapabilir Miyim?

Hamilelik döneminde spor yapmak sağlıklı anne adayları için önerilmektedir. Tabi bu sporların normal düzende yapılan sporlar gibi ağır ve çok hareketli olmaması hamilelik dönemindeki spor programlarının önemli noktalarından biridir.  Ancak herhangi bir egzersiz veya spor programına başlanmadan önce sağlıklı olan gebeler de dahil olarak hekimlerine başvurmaları gerekmektedir. Hamilelik döneminde problemler yaşayan ve sağlıklı bir gebelik dönemi geçirmeyen anne adayları ise ancak doktorlarıyla birlikte özel bir program yapıldığı takdirde egzersiz yapabilmektedirler. Hamilelik döneminde egzersiz yapmayı engelleyen bazı durumlar;

  • Kalp hastalıkları,
  • 3 ile 9. aylar arasında oluşan kanamalar,
  • Plasentanın doğum kanalını kapadığı hamilelikler (plasenta previa),
  • Anemi,
  • Gebelik zehirlenmesi,
  • Gebelik nedeniyle oluşan yüksek tansiyon olarak sıralanabilmektedir.

Bu durumlar dışında da aşırı kilo ya da aşırı zayıflık problemi olan, kontrolsüz epilepsisi olan, kontrolsüz tip 1 diyabeti ve yeni ortaya çıkmış aritmi sahibi vb. olan anne adayları da hekim kontrolü, incelemesi ve tavsiyesi olmadan spor yapmaya başlamamalıdırlar. Bu gibi durumlarda yapılan egzersizler, anne adaylarının sağlıklı olmak isterken daha kötü sonuçlara yol açmasına sebep olabilmektedir. Eğer yazılan durumlar veya bunlar dışında herhangi bir sağlık ve gebelik problemi yok ise egzersiz yapmak (hekim izni dahilinde) hem doğumu kolaylaştırmak hem de hamilelik dönemini daha rahat geçirebilmek adına önerilmektedir.

Hamileyken Ne Kadar Spor Yapmalıyım?

Hamileyken spor yapılabilecek süre anne adayına göre değişkenlik gösterebilmektedir. Spor geçmişine sahip ve hamilelik öncesi düzenli olarak spor yapan anne adayları daha uzun süreli olarak egzersiz yapabilmekteyken uzun süredir spor yapmamış anne adayları daha kısa sürelerle başlayabilmekteler. Hekim kontrolünde egzersiz uygulamanız konusunda bir problem olmadığı belirtilmişse günde 30 dakikalık bir program ile spor yapılabilmektedir. Bu 30 dakikalık süre uzun geliyor ise gün içine dağıtılarak uygulanabilmekte veya ilk zamanlarda beş dakika gibi kısa sürelerle başlayıp günden güne bu süreyi arttırarak da ilerlenebilmektedir. Kalp ve damar sağlığı için aerobik egzersizler önerilmektedir. Bu tarz egzersizler de kalp hızını sabit tutularak 15 dakika kadar ve haftada üç gün olmak üzere yapılabilmektedir. Hafif tempolu yürüyüş ve hafif tempolu koşu da çok uzun süreli olmamakla birlikte uygulanabilmektedir. Burada önemli olan nokta anne adayının vücudundan gelen tepkilerdir. Baş dönmesi, göz kararması, göğüs sancısı gibi durumlar yapılan sporun kişiye ağır geldiğini anlatan tepkilerdir ve yüksek yoğunlukta yapılan sporlar anne adayı ve bebeğe zarar verebilmektedir. Genel olarak bakıldığında spor süresi de kişiden kişiye değişebilir ancak dikkat edilmesi gereken noktalar tüm anne adayları için ortaktır.

Hamilelikte Egzersiz Yapmanın Faydaları Nelerdir?

Hamilelikte spor yapmanın yararları anne adaylarının hem hamilelik dönemi hem de doğum süreci için oldukça fazladır. Hamilelik döneminde yapılan egzersizin faydaları;

  • Hamilelik döneminde yapılan spor anne adayının vücut direncini arttırır. Gün içinde yapılan egzersiz enerjiyi yükselterek kişinin kendini daha iyi hissetmesini sağlar.
  • Düzenli yapılan egzersizler uykuya dalmayı ve sürdürmeyi kolaylaştırarak anne adaylarına daha kaliteli bir uyku sağlar.
  • Gebelik nedenli oluşan şekeri önlemeye yardımcı olur.
  • Yaşanılan stresi azaltarak ruh durumunun olumlu kalmasına yardım eder.
  • Hamilelikte oldukça sık yaşanılan bel ve sırt ağrılarını kasları esneterek rahatlatır.
  • Kas spazmlarını gerilen kasları gevşeterek en aza indirger.
  • Bağırsakları düzene sokarak sindirimi kolaylaştırır.
  • Güçlenen pelvis sayesinde doğum anını kolaylaştırır.

Görüldüğü üzere hamilelikte spor yapmak özellikle bu dönemde en çok şikâyet konusu olan durumlara iyi geldiği ve bu süreci anne adayları için kolaylaştırdığı söylenebilmektedir.

Hamilelikte Hangi Sporlar Yapılır?

Gebelikte hangi sporların yapılmasının anne adayları için faydalı ve gebelik dönemi için uygun olduğu konusu hamilelik döneminde yapılan sporun en önemli noktalarından biridir. Hamilelik döneminde kadınlarda vücut yapısı, ağırlık merkezi gibi birçok fizyolojik değişiklik gerçekleşmektedir. Bu nedenle seçilecek egzersiz türü de oldukça önemli olmaktadır. Genel olarak hafif tempolu yürüyüşler ve omurgayı güçlendirecek sırt egzersizleri anne adayları için faydalı olabilmektedir. Günümüzde ise bunlara ek olarak hamilelik döneminde olan kadınlar için hamile yogası ve hamile pilatesi gibi özel spor programları da oluşturulmaktadır.

  • Yoga: Hamileler için özel dersler veren uzman bir eğitmen eşliğinde yapılabilmektedir. Anne adayının bedeni ve nefesi ile bağlantı kurmasını sağlayarak hem hamilelik sürecinde hem de doğum anında kolaylık sağlar. Ancak hareketler bir eğitmen eşliğinde dikkatli bir şekilde yapılmalıdır.
  • Pilates: Hamile pilatesi konusunda uzmanlaşmış bir eğitmen ile yapılabilmekte olup özellikle bel ve sırt ağrıları için oldukça etkilidir. Hamilelik sürecine uygun olan hareketlerin seçilmesi önem taşır çünkü pilates hareketlerinin hepsi anne adayları için uygun değildir.
  • Yüzme: Vücut ağırlığı su ile birlikte azaldığı için iskelet sistemine binen yük de azalır ve kalp ve damar sağlığı için gerekli kondisyonu sağlar. Ancak havuzun temizliği çok önemlidir çünkü enfeksiyon riski oluşturabilir.
  • Yürüyüş: Hamilelik döneminde yapılabilecek en güvenli egzersizlerden biridir. Anne adayının kendini zorlamadan yaptığı yürüyüşler hem vücudu hem de psikolojiyi canlı ve dinç tutmaya yardım eder.

En Çok Yapılan Gebelik Egzersizleri Nelerdir?

Hamilelik döneminde en çok tercih edilen egzersizler genelde doğum sancılarını hafifletmeye ya da hamilelik sürecinde yaşanan ağrı ve kramp gibi sorunları en aza indirgemeye yardımcı olan egzersizlerdir. Bu iki süreç içinse anne adaylarının en çok tercih ettiği egzersizler ise nefes egzersizleri, kegel egzersizleri, bacak kramplarını hafifleten ve bel ağrılarını geçirmek için yapılan egzersizlerdir. Bu egzersizler ile anne adayları hem hamilelik sürecini rahatlatmaya hem de doğum anını kolaylaştırmaya yönelik programlar yapmaktadırlar.

Hamilelikte Yapılmaması Gereken Hareketler ve Sporlar Nelerdir?

Gebelik döneminde uygulanmaması gereken egzersizler hem anne hem de bebek sağlığını korumak için uzak durulması gereken egzersizlerdir. Bu spor türlerine örnek olarak takım sporları verilebilir çünkü rekabet dolayısıyla anne adayına stres yaşatmaktadırlar. Bisiklet, kayak vb. düşme tehlikesi taşıyan sporlardan da uzak durulmalı ve sıcak ortamlarda yapılan tüm egzersizlerden de kaçınılmalıdır. Bunların yanı sıra hamileliğin 4.ayından sonra uzun süre boyunca yerde yatmayı gerektiren egzersizler yapılmamalı ve tam mekik, iki bacağı aynı anda yukarı kaldırmak gibi karnı zorlayıcı hareketlerden de kaçınılmalıdır. Zıplama, sıçrama ya da eklemleri fazla geren esneme hareketlerinden de uzak durulmalıdır. Su altı veya dağ sporları gibi sporlar da basınç sebebi ile bebeğe zarar verebilmektedir. Yani hamilelikte spor yaparken anne adayı ancak kendine ve bebeğe herhangi bir zarar getirmeyecek aktiviteler seçer ve doktor onayı ile bunları uygular ise herhangi bir sorun teşkil etmeyecektir.

 

Hamilelikte Alınması Gereken Vitamin ve Mineraller

Gebelik sırasında alınması gereken vitamin ve mineraller şöyledir:

  • Demir: Gebelik sırasında kan hücrelerinin boyutu büyür. Bu nedenden ötürü hamilelerin kanlarında demir oranı düşebilir. Bu durumun önüne geçmek için demir takviyesi alınabilir.
  • Magnezyum: Erken dönemde başlayan kramp ve kasılmalar magnezyum eksikliğine delalet olabilir.
  • Kalsiyum: Bebeklerin kemik oluşumu için gereklidir ve anne adaylarında düşük olması durumunda bebekler var olan stokları tüketmek zorunda kalır. Bu nedenle anne adaylarının yeterli kalsiyum alması gerekir.
  • Çinko: Saç ve deri sağlığı için gerekli bir mineraldir. Tıpkı kalsiyum gibi gebe kadınlarda düşüşe geçer ve bazen dışarıdan takviye ihtiyacı doğar.
  • B, B12, C ve D vitaminlerini de dışarıdan almak gerekebilir.

Hamileler için takviye gıdalar daha da artırılabilir.

 

Hamilelikte Vitamin Kullanımı

Gebelikte vitamin kullanımı elzem bir durum olarak kabul edilir ve vitaminlerin bünye üzerindeki etkileri şöyle özetlenebilir:

  • C: Demirin emilimini kolaylaştırır. Vücutta depolanamadığı için periyodik olarak alınması gerekir.
  • B12: Kan hücresi oluşumu için kritik bir vitamin olarak bilinir. Kırmızı etle arası pek iyi olmayan yada hayvansal gıdalardan uzak duran (vejetaryen veya vegan) kişilerde eksikliği görülebilir. Kırmızı et, ciğer, yumurta, süt, peynir ve balıkta bulunur. Dışarıdan takviye olarak da alınabilir.
  • B: Mide bulantılarını azaltır.
  • D: Bebek ve annenin kemik sağlığı üzerinde direkt bir etkisi vardır.

Tüm bunlara ek olarak A vitamininden de bahsetmek gerekir. Fazla miktarda A vitamini bebeğin sağlığını olumsuz etkiler. Yapılan kan testleri sonucu hekimler gerekli durumlarda anne adayını uyaracaktır.

 

Hamilelikte Vitamin Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Gebelikte vitamin kullanırken önemli olan konular şöyle listelenebilir:

  • Planlı bir gebelik söz konusuyla cinsel birleşmelerin gerçekleştiği dönemde (herhangi bir vitamin eksikliği varsa) vitamin takviyelerine başlamak gerekir. Sperm hücresi ve yumurtanın buluştuğu vakitteki kan değerleri ve partnerlerin sağlık durumu bebeğin sağlığını etkiler.
  • Kullanılan vitamin takviyelerin içerikleri mutlaka okunmalıdır. Bazı vitaminler fazla miktarda şeker, tatlandırıcı ve boyar madde içerir.
  • Kulaktan dolma bilgilerle takviye gıda kullanmak faydasız olabilir ve fazladan masrafa yol açabilir. Bu konuda hekimlerin oluşturduğu yol haritasını takip etmek uygundur. Kullanılan takviyeler hakkında detaylı bilgi sahibi olmak ve şüphe uyandıran durumlarda önlem almak gerekir.

 

Hamilelikte Gerekli Takviyeler Nelerdir?

Gebelik sırasında ihtiyaç duyulan takviye gıdalar şöyle sıralanır:

  • Folik asit: Gebeliği malum olan neredeyse her kadın kullanır. Hatta gebelik öncesi kullanılması da oldukça yaygındır. Bebeklerde anomali oluşma ihtimalini epey azaltır.
  • Omega 3: Bebeklerin beyin ve göz sağlıkları için elzemdir. Balık çeşitlerinde ve cevizde bol miktarda bulunur. Halk arasında balık yağı olarak bilinen omega 3-6-9 takviyeleri de kullanılabilir. Omega 3’ün diğer yağlarla eş zamanlı olarak kullanıldığında etkili olduğunu öne süren çalışmalar vardır.

 

Hamile Beslenmesi Nasıl Olmalıdır?

Gebelik beslenmesi mümkün mertebe dengeli bir programla ilerletilmeli ve bu program her türlü aşırılıktan kaçılarak oluşturulmalıdır. Bu süreç içerisinde hamilelere “iki canlı” muamelesi yaparak onları fazla yemeye teşvik etmenin doğru olmaması gibi gebelerin kilo alma korkusuyla ağır diyetler yapması da yanlıştır. Günlük hayatta sahip olunması gereken dengeli beslenme rutini önemli ölçüde takip edilebilir. Sadece bebeğin ve büyümekte olan bebekle değişen kadın bedeninin ihtiyaçlarını karşılayacak takviyeler yapılır. Bu takviyeler genellikle kan değerlerine göre şekillenir. Gebelik sırasında tüketilen besinlerin içeriksel dağılımı şu şekilde olmalıdır:

  • %12-15 kadar protein
  • %25-30 yağ
  • %55-60 karbonhidrat

Son zamanlarda oldukça revaçta olan yeme alışkanlarının bir kısmı karbonhidratın ne denli zararlı olduğuna dair yanlış bilgilerin yayılmasına sebep olurlar. Karbonhidrat oldukça temel bir makro besindir ve herkesçe tüketilmesi gerekir. Sadece basit karbonhidrat adı verilen beyaz şeker, işlenmiş un ve şeker oranı yüksek tahıllardan uzak durmak gerekir. Lifli, kepekli ve tam buğdaylı tahıllar tüketilebilir. Bunlara ek olarak hamilelik için takviye gıdalar tüketilir.

 

Hamileler Hangi Besinleri Tüketebilir?

Hamilelerin yiyebileceği besinler şöyle sıralanır:

  • Çiğ kuruyemişler
  • Tam tahıllı ekmekler veya lifli olan her tahıl grubu
  • Meyve
  • Sebze
  • Yumurta
  • Peynir (sert olmak kaydıyla)
  • Kuru baklagiller
  • Süt, yoğurt, ayran ve kefir
  • Balık, tavuk ve kırmızı et

Tüm bu süreç esnasında anne adaylarının bedenlerini dinlemeleri tavsiye edilir. Aşırı beslenmek bebekleri daha sağlıklı yapmaz. Hekimler sık sık ve doyacak kadar yemek yenmesini salık verir. Tam tersi bir biçimde az yemek de kişileri kilo almaktan alıkoymaz. Vücutta yağ oluşumunu engellemek için benimsenen diyetler bebeğe ve anne adayının bedenine zarar verebilir.

 

Hamilelikte Kilo Artışı

Gebelikte kilo alma miktarı genelde kişilerin gebelik öncesi beden kitle indekslerine ve gebelik esnasında beslenmelerine göre değişir. Alınan kilo miktarı genellikle 8 ile 15 kg arasında değişmektedir. Tekil doğumlar için geçerli olan bu sayılar ikiz doğumlarda 18 kg’a dek çıkabilir. Bu seviyenin üstünde alınan kilolar direkt olarak gebelikle alakalı değildir. Gebelikten kaynaklı stres ve endişelerle bir araya gelen yanlış beslenme alışkanlıkları anne adaylarının 40 kg’a kadar kilo almalarına yol açabilir. Sağlıklı düzeyde alınan kiloların dağılımı şöyledir:

  • İlk üç ay: 1-2 kg
  • İkinci üç ay: 5-7 kg
  • Son üç ay: 4-5 kg

Sağlıklı sınırların ötesinde alınan kilolar bebeklerde gereğinden fazla yağ dokusu oluşmasına neden olur. Bu durum da doğum işlemini zorlaştırabilir.

 

Hamilelik Öncesi Babalar Neler Yemelidir?

Hamilelik öncesi babaların beslenmesi şöyle özetlenebilir:

  • Kaliteli yağ içeren çiğ kuruyemişler tüketilmelidir.
  • Vitamin ve mineral açısından zengin sebze ve meyvelerin oranı beslenme programında artırılmalıdır. Gerekli durumlarda bu ihtiyaçlara yanıt olan takviyeler alınabilir.
  • Tuzu azaltmak gerekir.
  • Tam tahıllı ekmeklere geçilmeli ve bel çevresindeki yağlanma kontrol altına alınmalıdır.
  • Kafein azaltılmalıdır.

Baba adaylarının beslenme alışkanlıkları çocukların kalp damar sağlığını direkt olarak etkiler. Araştırmalara göre kilolu babaların kız çocuklarında diyabet, erkek çocuklarında ise kalp hastalıkları daha sık görülür. Gebelikten üç ay öncesinde temiz bir beslenme programı uygulanmaya başlanmalıdır. Ebeveynlerin beslenme düzenlerinin bebeklere olan etkisi şaşırtıcı düzeyde yüksektir ve kötü beslenme bariz bir risk olarak kabul edilir. Son yapılan araştırmalara göre cinsel birleşmenin olduğu esnada babaların mental durumları bile bebeklerin genlerini değiştirebilmektedir.

 

Hamileler İçin Beslenme Önerileri

Gebeler için beslenme tavsiyeleri şu şekilde maddelenebilir:

  • Kafein tüketimi azaltılmalıdır. Fazla miktarda kafein stres hormonu olan kortizolü artırır. Bu süre zarfında fazladan stres en son ihtiyaç duyulan şeydir. Ayrıca çay ve kahve gibi içecekler kansızlığı tetikler.
  • Zeytinyağına ek olarak başka bitkisel yağlar da kullanılabilir. Tüm bu süreçte kaliteli yağlar hamile beslenmesi için önemlidir.
  • Yemeklerdeki tuz miktarı azaltılmalıdır.
  • İşlenmiş gıdalarla araya mesafe koymak gerekir.
  • Et ve balık tüketiminin alışkanlık haline getirilmesi tavsiye edilir. Vegan yada vejetaryen olan kişilerin gerekli proteini ve B12 vitaminini mutlaka tedarik etmesi gerekir.
  • Sebze ve meyveler titizlikle yıkanarak kullanılmalıdır. Vücudun dışarıdan enfeksiyon kapması kötü sonuçlar doğurabilir.
  • Kaliteli yağ asitleri içeren çiğ kuruyemişler belli porsiyonlarla tüketilir.
  • Hamilelik için takviye gıdalar sıklıkla kullanılır. En doğru ürünler için hekimlerin tavsiyelerini baz almak ve kullanılan ürünü iyi tanımak gerekir.

Erkekte Varikosel

Erkeklerde varikosel, kısırlık sorunu ile başvuru yapan erkeklerin % 40’ında bulunan ve testislerde yer alan kan boşaltıcı toplardamarların varisleşmesi problemidir. Varikosel, testis toplardamarlarının, bacaklarda yer alan varislere benze şekilde genişlemeleri sonucunda oluşur. Erkekte varikosel, testis ısısının bozulmasına, kirli kan içerisinde yer alan toksit maddelerin testiste birikmesine ve sperm üretim seviyesinin bozulmasına yol açar.

Erkekte Varikosel Belirtileri Nelerdir?

Erkeklerde varikosel semptomları hakkında detaylar şöyledir:

  • Testislerde şişlik,
  • Testislerde kabarma,
  • Ağrı oluşumu,
  • Testis alanında terleme ve sıcaklık artışı,

Bu semptomların gözlemlenmesi halinde erkekte varikosel oluşumundan söz edilir. Varikosel probleminde oluşan damarlarda genişleme bir süre sonra dışarıdan gözlemlenebilecek boyuta ulaşır. Bacaklarda yer alan varis görünümlerinin, testis üzerinde yer alamsı halinde varikosel probleminden şüphelenilir.

Semptomların yansıması sırasında testislerde şişme, sıcaklık artışı ve terleme problemleri aynı anda gözlemlenir. Nadir olarak bu semptomlara ek olarak testislerde küçülme gözlemlenir.

Erkekte Varikosel Neden Oluşur?

Erkeklerde varikoselin oluşma sebepleri hakkında detaylar şöyledir:

  • Sol tarafta yer lan testislerin, sağ tarafta olan testislere göre daha aşağıda yer almaları,
  • Testisin sol tarafında yer alan toplardamarın, sağ tarafta yer alan toplardamara göre daha uzun bir yapıya sahip olması,
  • Sol tarafta yer alan toplardamarın karın içinde yer alan komşu organlar ile arasında yer alan anatomik ilişki ve bozukluklar,

Bu sebeplere bağlı olara oluşan erkekte varikosel problemi, % 90 oranında sol testis bölümünde gözlemlenir. Toplumda çocuk sahibi olan erkelerin dahi % 15’inde görülen varikosel problemi, kısırlık sebebi ile tedavi görme talebinde bulunana bireylerde bu oranın daha üstü seviyelerde tespit edilir. Kısırlık problemi ile tıbbi yardım alan erkeklerin % 40’ında görülen varikosel, ikincil infertilite diğer bir ifade ile ikinci kez kısırlık tedavisi ile çocuk sahip olma amaçlı yardım alan erkelerde % 60 oranında görülür.

Erkekte Varikosel Nasıl Anlaşılır?

Erkeklerde varikosel’in fark edilmesi hakkında bilgiler şu şekilde sıralanır:

  • Uzun süre ayakta kalma, spor yapma ve cinsel aktivitede bulunma işlemleri ardından, testislerde şiddetli ağrı oluşması halinde varikosel probleminin varlığı fark edilir.
  • Varikosel’in tam şekilde anlaşılması ve tespit edilmesi ise kısırlık problemi ile yapılan başvurular kapsamında gerçekleştirilen uzman hekim muayeneleri sonucunda mümkündür.
  • Genital muayenenin bir parçası olarak gerçekleştirilen varikosel kontrolü ile hastalık hakkında tam tanı konulur.
  • Erkeler, 21 ila 22 derecelik oda sıcaklığına sabit olan ortamda, ayakta pozisyonda muayene edilirler.
  • Ayakta dik pozisyonda duran hastanın testis anatomisi ve gerekli olan tüm detaylar kontrol edilir.
  • Kişiye hareket manevraları ve ıkınma faaliyeti yaptırılarak, testis’in durumu gözlemlenir. Bu faaliyetler sırasında testis damarlarında genişleme olup olmadığı gözlemlenir.
  • Muayene ile damarların genişlediğinin gözlemlenmesi halinde, klinik teşhisin doğrulanması amacıyla, Skrotal Doppler ultrasonografi çekimleri yapılır.
  • Bu çekimler sonunda erkekte varikosel oluşumunun varlığı hakkında tam yorum yapılarak, teşhis koyma ve varikosel’in derecesini belirleme işlemleri tamamlanır.

Erkekte Varikosel Tedavisi Nasıl Yapılır?

Erkeklerde varikosel’in tedavi edilmesi hakkında bilgiler şu şekilde sıralanır:

  • Testislerin Kontrol Aşaması: Bu aşamada, varikosel tanısı ardından, testis boyutları arasında fark olup olmadığı kontrol edilir. Aynı zamanda testislerin sertlik, yumuşaklık derecelerine bakılır.
  • Semen Analizi: Bu analiz yönteminde, sperm parametreleri değerlendirilir. Semen analizi ile sperm parametrelerinde sorun olup olmadığı tespit edilerek, ileri derecede ve tehlikeli sorunların tespit edilmesi halinde ameliyat ile müdahale kararı ele alınır.
  • Sperm Parametrelerini Bozabilecek Durumların Değerlendirilmesi: Bu aşamada bireyden, beslenme alışkanlıkları, sigara ve alkol kullanımı, toksik maddelere maruz kalma durumu hakkında gerekli bilgiler edinilir.
  • Karar Aşaması: Bu aşamada yapılan tüm tıbbi müdahaleler ve alınan bilgiler değerlendirilir. Varikosel teşhisi koyulan fakat infertilite problemine sahip olmayan bireylere, destek tedavileri uygulanır.
  • Anti Oksidan Ajan Kullanımı: Tedavide yer alan bu aşama, çok şiddetli sperm kaybı problemi olmayan, sperm şekli bozukluğu düşük seviyede olan erkeler için antioksidan ajanların verilmesi yöntemidir.
  • Ameliyat: Tedavi kapsamında ameliyat yapılması ise uzaman hekim karına bağlı olarak verilir. İleri derecede kısırlık problemi yaşayan ve sperm parametleri ileri düzeyde bozuk olan hastalar için tercih edilir.

Erkekte Varikosel Hakkında Önemli Detaylar

Erkelerde varikosel konusunda öneli ayrıntılar şu şekilde sıralanır:

  • Sperm parametreleri normal düzeyde olan, sadece radyolojik varikosel saptanan, reflü problemi bulunmayan hastaların ameliyat edilmesi tercih edilmez.
  • Yetişkinlik periyodunda varikosel problemlerinin oluşmaması için testislerin boyutlarının ve kıvamlarının klinik koşullarda kontrol ettirilmesi öne taşır.
  • Sadece ağrı tespit edilmesi halinde varikosel ameliyatı yapılması yaklaşımı tercih edilmez.
  • Tedavi işlemleri ardından, sperm parametleri üzerinde % 60 ila 70 oranı arasından düzelme gözlemlenir.
  • Tedavi işlemleri ardından 6. Ayda sperm parametrelerinin takip edilmesi gerekir.
  • Ameliyat ile tedavi işlemlerinde tercih edilen yöntem, korkulacak şartlara sahip olmayan mikrocerrahi ile kasık bölgesinden gerçekleştirilen müdahalelerdir.

Erkekte Varikosel Daha Çok Kimlerde Gözlemlenir?

Erkekte varikoselin yüksek gözlemlendiği kişiler:

  • Kilo değeri yüksek olan bireyler,
  • Karın içi basıncı arttıran yüksek ağırlıklı spor yapan kişiler,
  • Kronik astım ve bundan kaynaklı öksürük nöbetleri geçirenler,
  • Karın içinde yer alan basıncı yükselten kronik kabızlık problemi yaşayan kişiler,
  • Devamlı olara ayakta kalmayı gerektiren meslekleri ömür boyu yapan kişiler,

Bu bireylerde varikosel probleminin bulunma riski daha yüksektir. Bu hastalık bir toplardamar hastalığı olduğu için bacaklarda varis problemi olan kişilerde, varis problemi olmayan bireylere oarnla görülme oranı daha yükseltir. Kanın iletiminde sorunlara neden olan kronik hastalıkları taşıyan bireyler, erkekte varikosel problemi ile daha sık şekilde karşılaşırlar.

Erkekte Varikosel Kısırlığa Neden Olur Mu?

Erkekte varikosel’in kısırlığa neden olması mümkündür. Varikosel, erkelerde kısırlığa sebep olan etmeler arasında ilk sıralarda yer alır. Diğer yandan kısırlığa sebep olma etkisi, varikosel’in düzeyine göre belirlenir. Her tip düzeyde varikoselin kısırlığa sebep olamadığı, tedavi koşulları sonucunda ise sperm değerlerinin düzeltildiği bilgileri dikkate alınmalıdır.

Erkekte Varikoselin Dereceleri Nelerdir?

Erkelerde varikoselin düzeyleri hakkında detaylar şöyledir:

  • Derece Varikosel: Ayakta muayene edilen hastalarda her hangi bir belirti gözlemlenmeyip, ıkınıldığı zaman el ile varikoselîn tespit edildiği durumdur.
  • Derece Varikosel: Ayakta muayenede hafif derecede gözlemlenen, ıkınma manevrası sırasında belirgin şekilde görülür hale gelen varikoseldir.
  • Derece Varikosel: Ayakta muayene olan hastada ıkınma manevrası gerekmeden belirgin şekilde gözlenen, ıkınma manevrası ile damarların yüksek oranda belirgin hale gelmesi ile tespit edilen varikosellerdir.

Erkekte Varikosel Ameliyatı Kararı Ne Zaman Verilir?

Erkekte varkosel için ameliyat kararı verilen zaman hakkında bilgiler şöyledir:

  • Testis kıvamında aşırı yumuşama ve testis boyutlarında ileri düzeyde küçülme oluşması anında,
  • Doppler ultrasonografi ile damarların genişlemesinin 3mm üzerinde olduğunun tespit edilmesi halinde,
  • Doppler ile kan geri kaçışlarının belirlenmesi halinde,
  • Semen analizinde sperm parametrelerinin ileri düzeyde bozuk olduğunun belirlenmesi halinde,

Bu koşulların tespit edilmesi durumunda erkekte varikosel için ameliyat kararı değerlendirilir.

× Whatsapp Hattı