Ana Sayfa Blog

Hamilelik Lekeleri Nedir?

hamilelik lekeleri nedir
hamilelik lekeleri nedir

Hamilelik lekeleri, hamilelik döneminde anne adaylarının ciltlerinde oluşan lekelerdir. Hamilelik lekeleri, doğum lekeleri olarak da adlandırılabilmektedir. Genellikle yüz ve karın bölgesinde ortaya çıksa da, vücudunun farklı noktalarında da görülmesi mümkündür. Kahverengi görünümleri bulunmaktadır. Doğal bir oluşum olduğu söylenebilmektedir. Bununla birlikte birçok anne adayı için rahatsız edici olmaktadır. Kıbrıs tüp bebek tedavisi merkezi olarak bu konuda bilgilendirici yazı yazmak istedik.

Hamilelik lekeleri, basit doğal tariflerle yok edilebilmektedir. Bununla birlikte önerileri dikkate alarak leke oluşumunu minimuma indirmeniz de mümkün olmaktadır. Hamilelik lekesi problemleri için hazırladığımız yazımız, bu süreçte tarafınıza bir rehber niteliğinde olacaktır.

Hamilelik Lekeleri Neden Olur?

Hamilelikte Neden Cilt Lekeleri Oluşmaktadır?

Hamilelikte cilt lekesi oluşması nedenleri olarak gösterilebilecek birçok neden bulunmaktadır. Ancak temel neden hamilelik döneminde salgılanan östrojen ve progesteronhormonlarıdır. Hormonlar nedeniyle bu dönemde cilt hassaslaşabilmektedir. En temel sebep anne adaylarının hormonlarında meydana gelen değişiklikler olsa da, hamilelik lekesi oluşumunda etkin rol oynayan başka faktörler de bulunmaktadır. Bu faktörler şu şekilde sıralanabilmektedir:

  • • Kişinin genetik olarak yatkın olması
  • • Gebelik döneminden önce uzun süre doğum kontrol hapı kullanılması
  • • Uzun süre güneş ışınlarına maruz kalınması
  • • Sağlıksız beslenme
  • • Hamilelik öncesinde romatizma, tiroit gibi hastalıklar için kullanılan bazı ilaçlar

Hamilelik döneminde ortaya çıkan hamilelik lekeleri genellikle hamileliğin ikinci ve üçüncü ayında ortaya çıkmaktadır. Özellikle hamileliğin son üç ayında çok daha belirgin bir hale gelebilmektedir. Hamilelik lekeleri genellikle doğumdan sonra kendiliğinden kaybolabilmektedir. Ancak hassas ciltli ve genetik olarak yatkın kişilerde cilt problemlerinin kalıcı olabilmesi mümkündür. Bu durumda yazımızın devamında bulunan tedavi yöntemlerini kullanarak kolaylıkla lekelerinizden kurtulabilirsiniz.

hamilelik lekeleri neden olur
hamilelik lekeleri neden olur

Hamilelik Lekeleri Hangi Bölgelerde Görülmektedir?

Hamilelik lekelerinin görülebileceği bölgeler sıklıkla yüz ve karın bölgeleri olsa da, vücudun pek çok noktasında ortaya çıkabilmektedir. Genellikle ultraviyole ışınlarına maruz kalan yerlerde ortaya çıkmaktadır. Hamilelik lekelerinin görülebildiği bölgeler sıklık sırasına göre şu şekilde sıralanabilmektedir:

  • Göbek deliğinden aşağı doğru kasığa doğru inen düz çizgi (%80 gebede görülmektedir)
  • • Yüz bölgesi
  • • Eller
  • • Omuz
  • • Sırt bölgesi
  • • Dekolte bölgesi
  • • Kol ve bacakların dışa dönük olan kısımları

Hamilelik Lekesi Kimlerde Görülmektedir?

Hamilelik lekesi görülebilen kişiler, esasında riskin daha yüksek olduğu kişilerdir. Hamilelik lekeleri yalnızca gebe kadınlarda görülmemektedir. Bunun yanında lekelerin görülebileceği bazı risk faktörleri  de bulunmaktadır. Bu kişiler şu şekilde sıralanabilmektedir:

  • • Güneş ışınlarına duyarlı olan kişiler
  • • Makyaj malzemesi kullanan kişiler
  • • Doğum kontrol hapı kullanan kişiler
  • • Ağdadan sonra doğrudan güneş ışınına maruz kalan kişiler

Hamilelik lekeniz olması halinde öncelikle hamilelik lekenize doğrudan güneş ışınlarının temas etmesini önlemeniz gerekmektedir. Mutlaka güneşe çıkmanız gerekiyorsa, güneş kremi kullanmanız doğru bir tercih olacaktır.

Hamilelikte Lekesi Oluşumu Nasıl Engellenebilir?

Hamilelik lekesi oluşumunu engelleme yollarına dikkat ederek lekelerin oluşumunun tamamen önüne geçmek mümkün değildir.Bu leke oluşumu riskini minimum seviyeye  indirmek için yapılabilecekler şunlardır.

Hamilelik lekeleri oluşumunu engellemek için dikkate almanız gereken noktalar şu şekilde sıralanabilmektedir:

Hamilelik döneminde cilt problemlerinin ortaya çıkmasının sebebi, güneşin zararlı ışınları ile hormonların etkileşime girmesidir. Bu nedenle hamilelik lekesi oluşumunun engellenmesinin de en basit yolu, güneşlenme saatlerine dikkat edilmesidir. Özellikle öğlen güneş ışınlarına direkt olarak maruz kalınmamalıdır. Bunun yanında koruyucu ürünler kullanılması da güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korunmanıza yardımcı olacaktır.

• Hiperpigmentasyon kremleri kullanılması, leke oluşumunun önüne geçilmesine yardımcı olacaktır. Bu kremler arasından tercihinizi yaparken güneş koruma faktörünün 15’den yüksek olmasına dikkat etmeniz gerekmektedir.

Hamilelik döneminde vücudun D vitamini ihtiyacının karşılanması önemlidir. Ancak güneşlenmek için 11.00 – 16.30 saatlerini tercih etmemeniz gerekmektedir. Çünkü bu zaman dilimi içerisinde güneş ışınları dik açı ile gelmektedir.

• UV ışınları güneş dışında, elektronik cihazlardan da yapay olarak yayılmaktadır. Bu nedenle güneşe çıkmayacak dahi olsanız, güneş koruyucu kremlerini kullanmaya özen göstermeniz gerekmektedir. 3 saatte bir kreminizi yenilemeniz faydalı olacaktır.

• Güneşe çıkarken yüzünüzün tamamına gölge sağlayacak bir şapka kullanmanız, yüzünüzde hamilelik lekesi oluşumunu azaltmak için faydalı olacaktır.

Hamilelik Lekelerine İlişkin Dikkat Edilmesi Gerekenler

Hamilelik lekelerine ilişkin bilinmesi gerekenler şu şekildesıralanabilmektedir:

Hamilelik lekeleri yukarıda da belirtildiği gibi doğumdan sonra kendiliğinden geçebilmektedir. Hamilelik süreci içerisinde hamilelik lekelerinden rahatsız olsanız da, tedavi için gebeliğinizin sona ermesini beklemeniz önemlidir. Hamilelik döneminde ilaç ve kozmetik ürünleri kullanımı minimum seviyeye indirilmelidir.

Hamilelik döneminden sonra hamilelik lekeleriniz geçmiyorsa, doğal yollarla tedavi yöntemlerini deneyebilmeniz mümkündür. Son noktada ise krem kullanmaya başlamadan önce mutlaka doktorunuza başvurmanız önem arz etmektedir. Cilt doktorunuz gerekli incelemeleri yaptıktan sonra hamilelik lekeleri için uygun bir krem yazacaktır.

Yüz soyucu uygulamalar yapılmamalı eğer yanlışlıkla yapılırsa mutlaka güneş kremi kullanmanız gerekmektedir. Aksi bir durumda hamilelik lekelerinden kurtulmak isterken daha fazla hasar görebilirsiniz.

Hamilelik Lekeleri Nasıl Geçer?

Hamilelik lekelerinin geçmesi için uygulanabilecek bazı yöntemler bulunmaktadır.Genellikle bu kekeler zaman içinde geçerler. Sık tercih edilen yöntemler şu şekilde sıralanabilmektedir:

  • • Kimyasal peeling
  • • Medikal yöntemler
  • • Güneş koruyucu krem kullanmak
  • • Renk açıcı krem kullanmak
  • • Lazer tedavisi

Tüm bunların yanında bitkisel tedavi yöntemleri daha bilimsel olmamaları nedeniyle en çok önerilen tedavi  yöntemleri değildir.. Hamilelik lekelerini gidermek için tercih edebileceğiniz birçok bitkisel tedavi yöntemi bulunmaktadır. Bu yöntemler şu şekilde sıralanabilmektedir:

Nişasta tozu ve susam tohumunu karıştırarak cilt lekelerinize uygulayabilirsiniz. Masaj yaparak uygulayacağınız bu doğal krem, lekelerin giderilmesine yardımcı olmaktadır.

•Buğday tanesi kırması ve balı karıştırarak bir karışım elde edebilirsiniz. Bu karışımı cilt lekelerinize sürdükten sonra 10 dakika bekletmeniz gerekmektedir. Ardından ılık suyla temizlemeniz gerekmektedir.

•Soğan cilt lekelerinin giderilmesine yardımcı olmaktadır. Hamilelik lekelerinizin olduğu bölgelere bir dilim kuru soğanı kesip sürmeniz gerekmektedir. Ardından bir süre beklettikten sonra ılık suyla yıkamanız gerekmektedir. Hamilelik lekelerinizin giderilmesi için gün içerisinde iki kere uygulamanız yeterli olacaktır.

•Çilek, salatalık ve kayısı meyvelerinin suyunu çıkarmanız gerekmektedir. Ardından sularını eşit olarak karıştırmalısınız. Bu karışımı hamilelik lekesi olan bölgelere sürdükten sonra masaj yaparak uygulayabilirsiniz. Ardından ılık suyla yıkamanız gerekmektedir.

•Hardal ve sütü karıştırdıktan sonra akşamları lekelerinizin olduğu yere uygulamanız gerekmektedir. Ardından sabah ılık suyla yıkamalısınız.

•Maydanoz suyu maskesi, tercih edebileceğiniz bir diğer seçenektir. Bu seçenek için maydanoz ve limonun suyunu sıkarak karıştırmanız gerekmektedir. Ardından hamilelik lekesi olan bölgelere uygulayarak cildinizdeki lekelerden kurtulabilirsiniz.

Hamilelikte İlaç Kullanımı

Gebelikte ilaç kullanımı mutlaka doktor kontrolünde gerçekleştirilmelidir. Bilinçsizce kullanılan bazı ilaçlar bebeklerde anormalliklere neden olabilmektedir. İlaç kullanımının bir diğer sonucu ise erken doğum olabilmektedir. Esasında hamilelik döneminde birçok ilaç doktora danışıldığı sürece kullanılabilmektedir. Hamilelik döneminde bir probleminiz olduğunda yapmanız gereken doktorunuza başvurmaktır. Doktorunuz gerekli teşhisi koyduktan sonra tarafınıza ilacı ve kullanım dozunu reçete edecektir. Bu nedenle hamilelik lekeleri gibi problemleriniz olduğunda, medikal ve kozmetik ürünleri kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.  Genellikle hamilelik lekeleri hamilelik döneminin ardından kendiliğinden geçmektedir. Bu nedenle tedavi süreci doğum sonrası döneme bırakılmaktadır. Bu dönemde geçmezse cilt doktoru tarafından uygun bir tedavi uygulanacaktır.

Hamilelikte 1. Ay

hamilelikte 1. ay
hamilelikte 1. ay

Gebeliğin başlangıcı ile bitişi arasında geçen süre 280 gün kabul edilir. Son adet tarihinin ilk gününden itibaren sayılmaya başlanır. Kıbrıs Tüp Bebek Merkezi olarak hamilelikte 1. ay ile ilgili bilgilendirme yazımızdır.

Gebeliğin ilk ayı, anne adayının son regl tarihinden ortalama 14 gün sonra yumurtlama olduğu ve 21. Günü  Rahime embriyonun yerleştiği düşünülür.Dolayısıyla gebeliğin ilk ayı aslında sona adet tarihinin 3 hafta sonrasıdır. Hamilelikte 1. ay başlangıcında yumurtlama gerçekleşmektedir. Sperm ile yumurtanın döllenmesi ise zigot hücresini oluşturmaktadır. Zigot hücresi bölünmeye başlamakta ve rahim iç duvarına yerleşmektedir. 4. – 5. haftalar arasında embriyo haline gelmeye başlamaktadır.

Anne adayı gebe kalmayı istiyorsa, ilk dönemler kendini oldukça mutlu ve heyecanlı hissedecektir. Genellikle bu dönemde anne adayı hayatında düzenleme yapmaya, araştırmaya ve bebeği için önlemler almaya başlamaktadır.

Anne adaylarının bir diğer eğilimi ise bebeğin doğum tarihi hakkında fikir sahibi olmak istemeleridir. Hazır takvimleri kullanarak veya son regl döneminizin ilk gününe 280 gün ekleyerek bebeğin doğum tarihi hakkında bilgi sahibi olmanız mümkündür.

Hamileliğin Birinci Ay Belirtileri

Hamileliğin ilk ay belirtileri genellikte 4. hafta ile birlikte başlamaktadır. Bebeğin ilk oluşum aşamasında anne adaylarında herhangi bir his veya belirti söz konusu değildir. Bazı anne adayları ise hamile kaldıklarını anlayabilmektedir. Bununla birlikte 4. haftaya gelindiğinde kahverengi lekelenmelerin başlamasıyla hamileliğin ilk belirtileri de gün yüzüne çıkacaktır. Kahverengi lekelenmeler embriyonun rahim duvarına yerleşmesi ile meydana gelmektedir.

Hamilelikte ilk ay kadının regl günü geçmektedir. Bu sayede anne adayları hamile olabileceklerini düşünerek gebelik idrar testi yapmaktadır. Ancak önemle belirtmek gerekir ki, idrar testinde 3-4 haftalık gebelikler görülmeyecektir. Bununla birlikte silik çizgi görmeniz de mümkündür. Silik çizgi hamile olduğunuza işaret etmektedir. Bu durumda doktorunuza başvurmanız gerekmektedir. Doktorunuz kan testi yaparak hamile olup olmadığınız hakkında net bir cevap verecektir. Ayrıca hamilelik hormonu Beta HCG seviyeleri hakkında da fikir sahibi olarak hamilelik sürecinizi inceleme fırsatı yakalamaktadır. İlk aylık hamilelikte Beta HCG değerleri gebeliğin tekil yada çoğul olmadı sebebiyle 3-3426 (mIU/L) arasındadır. Bu değerler normal kabul edilmekle birlikte her anne adayının kendi nezdinde farklılık gösterebilmektedir.

Hamileliğin ilk ayında hissedebileceğiniz belirtiler şu şekilde sıralanabilmektedir:

• Bel bölgesinde yağlanma başlayabilmektedir. Çünkü hamilelik hormonları salgılanmaya başlamıştır. Bu hormonlar bedeni olası kıtlık riskine karşı korumaktadır.

• Anne adayının metabolizması ve kan dolaşımı hızlanmaktadır.

• Yorgunluk ve uyku hali en sık rastlanan belirtilerden birisidir.

• Mide bulantısı ve kusma problemi oluşabilmektedir.

• Anne adayları karın ve kasık bölgesinde ağrı hissedebilmektedir.

Hamileliğin Birinci Ayında Ultrason Görüntüsü 

Gebeliğin ilk ayında ultrason görüntüsü alınabilmesi için vajinal ultrason muayenesi yapılmaktadır. İlk ay ultrason görüntüsü alınabilmesi için hamileliğin 4. haftaya ulaşmış olması gerekmektedir. İlk hafta ve ikinci hafta henüz bebek oluşmamaktadır. Bebek oluşumu üçüncü haftayla birlikte başlamaktadır. Embriyoyu ise 4. hafta görebilmek mümkündür. Bu dönemde embriyo amniyon sıvının yer aldığı amniyon kesesi içerisindedir.

İlk Gebelik Muayenesinde Yapılan İşlemler 

İlk hamilelik muayenesinde yapılan işlemler hakkında da bilgi sahibi olmak, anne adayları için önemlidir. Bu nedenle konu hakkında bilgi vermek gerekmektedir.

Hamileliğin ilk ayında genellikle doktor başvurusu, hamilelik muayenesi şeklinde değil, hamilelik şüphesini netleştirmek için olmaktadır. İlk dört hafta içerisinde bebeğin kalp atımı hakkında bilgi sahibi olmak mümkün değildir. Gebelik durumu netleştikten sonra ilk gebelik muayenesinde yapılan işlemler şu şekilde sıralanabilmektedir:

• Annenin genel fiziki durumu muayene edilmektedir.

• Genetik, tıbbi ve psikoseksüel etkenlerin gebelik dönemindeki riskleri saptanmaktadır.

Anne adayının hamilelik dışında bir sağlık sorunu olup olmadığı araştırılmaktadır. Böyle bir sorun görülmesi halinde ise bu durumun gebeliğe etkileri üzerine bir araştırma yapılmaktadır.

Bebeğin tahmini doğum tarihi hesaplanmaktadır.

Anne adayının gebeliğinin başlaması ile birlikte doktorlar ilaç kullanımı, röntgen gibi durumlar ve beslenme hakkında ayrıntılı bir şekilde bilgilendirme yapmaktadır. Bu süreçte anne adayı bilinçlendirilerek bebeğe ve gebeliğe zarar verebilecek durumlar bertaraf edilmektedir. Gebelik, egzersiz ve kilo alımı gibi konular da annenin bilgi sahibi olması gereken konulardır.

Hamileliğin Birinci Ayında Bebeğin Durumu

Gebeliğin ilk ayında bebeğin durumu, anne adaylarının en merak ettiği konulardan birisidir. Hamilelikte 1. ay bebeğin durumu hafta hafta şu şekilde sıralanabilmektedir:

İlk Hafta: İlk hafta henüz gebelik oluşmamıştır. İlk hafta anne adayının rahmi gebelik sürecine hazırlanmaktadır.

İkinci Hafta: İkinci hafta hazırlanmış rahme, döllenmiş yumurta düşmektedir.

Üçüncü Hafta: Anne adayının tam olarak hamile olduğu söylenebilmektedir.

• Dördüncü Hafta: Dördüncü hafta bebek ultrasonda görülebilmektedir. Anne adaylarının regl döneminde gecikme yaşadığı hafta bu haftadır.

Gebeliğin Birinci Ayında Beslenme Önerileri

Hamileliğin ilk ayında beslenme önerileri, sağlıklı bir hamilelik geçirmek için önemlidir. Doktorunuz ilk muayenelerde tarafınıza beslenme hakkında bilgi verecektir. Genel bir bilgi sahibi olmanız adına hamilelik döneminde beslenme önerileri şu şekilde sıralanabilmektedir:

• Lifli gıdalar tüketmeniz, kabızlık problemini çözmenize yardımcı olacaktır. Elma lifli gıdalardan birisidir.

• Ispanak demir, C vitamini ve folik asit açısından zengin bir besindir. Bu sayede bebeğin omurgasını korurken anne adayının da enfeksiyonlarla baş etme kabiliyetini arttırmaktadır.

• Süt ve süt ürünlerini tüketmeye özen göstermelisiniz. Bu ürünler kalsiyum, vitamin ve mineral açısından zengindir.

• Tam tahıl ürünlerini tüketmek önemlidir. Kilo endişesiyle kompleks karbonhidrat alımını bırakmak doğru bir tercih olmayacaktır.

Kafein oranı yüksek içecekler tüketmemeniz gerekmektedir.

Siyah çayı açık ve limonlu tüketmelisiniz. Yemeklerin yanında tüketmemeniz ise önemlidir.

Günlük 2 litre su içmeye özen göstermelisiniz.

Hamileliğin Birinci Ayında Dikkat Edilmesi Gerekenler

Gebeliğin ilk ayında dikkat edilmesi gereken durumlar, anne adayının daha bilinçli bir gebelik geçirmesi için önemlidir. Bu durumlar şu şekilde sıralanabilmektedir:

• Folik asit, bebeğin omurilik yapısının sağlıklı bir şekilde gelişmesine destek olan önemli vitaminlerden birisidir. Gebelik durumu netleştirildikten sonra genellikle doktorlar anne adayına folik asit takviyesi tavsiye etmektedir. Ancak daha sağlıklı olanı gebe kalmadan 3 hfta önce folik asit  içeren ilaçlara başlatılmasıdır.Bu öneriye mutlaka kulak vermeniz ve özellikle ilk üç ay aksatmadan kullanmanız gerekmektedir.

• Önceden gebelik, düşük tehlikesi, preeklampsi gibi sorunlar yaşadıysanız, bu konu hakkında doktorunuzu bilgilendirmeniz oldukça önemlidir. Gebeliğin ilk ayında düşük olması durumunda anne adayının bu durumu çok net hissettiğini söylemek mümkün değildir. Anne adayının önceki gebelik problemleri hakkında doktorunu bilgilendirmesi, hem sonraki sürece hazırlıklı olmak ve hem de mevcut süreci değerlendirmek için önemlidir.

• Hamilelik döneminde anne adayları iç güdüsel olarak hayatında bazı değişiklikler yapmaya ve bebeğini korumaya yönelmektedir.

• Hamile olunduğunu öğrenen annenin sigara ve alkol gibi bağımlılıklarını terk etmesi gerekmektedir.

• Hamilelik sürecinde anti depresan ilaçları dahil olmak üzere hiçbir ilacın kullanılmaması önemlidir. İlaç kullanımı konusunda mutlaka doktora danışılmalıdır.

Hamileliğin İlk Ayında Doktora Başvurulması Gereken Durumlar

Hamileliğin ilk döneminde doktora başvurulması gereken durumlar bulunmaktadır.  Bu durumlar meydana geldiğinde, vakit kaybetmeden değerlendirilmesi ve tedavi edilmesi önem arz etmektedir. Bu nedenle konu hakkında bilgi verilmesinde fayda bulunmaktadır. Hamilelikte 1. ay doktora başvurulması gereken durumlar şu şekilde sıralanabilmektedir:

  • •Kasıklarda şiddetli ağrı
  • •Şiddetli mide bulantısı ve kusma
  • Vajinal kanama
  • Parça düşürme
  • •Yüksek ateş
  • •İdrar yaparken yanma hissi
  • •İdrara çıkamama durumu
  • Şiddetli kabızlık durumu

Hamilelik Belirtileri Nelerdir?

tüp bebek hamilelik belirtileri nelerdir
tüp bebek hamilelik belirtileri nelerdir

Gebelik belirtileri, anne adaylarının en sık merak ettiği konulardan birisidir. Birçok anne adayı, heyecanla hamilelik belirtileri görmeyi beklemektedir. Hamilelik belirtileri, adet öncesi dönemde yaşanan semptomlarla oldukça benzerlik göstermektedir. Bu nedenle anne adayları için en önemli sorulardan birisi, hamilelik belirtilerinin ne zaman başlayacağıdır. Anne adaylarında gebeliğin ilk birkaç haftası içerisinde belirtilerin gözlenebilmesi mümkündür. Ancak bu durum tüm anne adayları için geçerli bir durum değildir. İlk birkaç hafta içerisinde belirtilerin net bir şekilde gözlenmesi mümkün olabildiği gibi birkaç ay herhangi bir değişiklik hissetmemek de mümkündür. Hamilelik belirtileri şu şekilde sıralanabilmektedir:

  • •Adet döneminde gecikme
  • Uyuma isteğinde artma
  • •Göğüslerde hassaslaşma
  • •Meme uçlarında karıncalanma hissi
  • •Meme uçlarında koyulaşma
  • •Hafif vajinal kanamalar
  • •Sık idrara çıkma ihtiyacı
  • •Mide bulantısı
  • •Baş dönmesi
  • •Halsiz ve yorgun hissetme
  • •Şişkinlik hissi
  • •Vücut sıcaklığında yükselme olması
  • •Koku hassasiyeti
  • •Aşerme
  • •Duygusal değişiklikler
  • •Kasık ağrısı
  • •Hamilelik testi

1. Adet Döneminde Gecikme
Regl döneminde gecikmeolması, en bilinen hamilelik belirtilerinden birisidir. Ancak bu belirti yalnızca düzenli adet takvimi bulunan anne adaylarında kendini göstermektedir. Adet gecikmesi hamilelik belirtilerinden birisi olsa da, önemle belirtmek gerekir ki bu durumun altında yatan farklı sebepler de olabilmektedir. Bazı kadın hastalıkları veya stres de adet döneminde değişikliklere neden olabilmektedir. Bu nedenle adet döneminizde gecikme olduğunda, hamile olduğunuzda şüphe ediyorsanız bu durumda diğer belirtilere dikkat etmeniz faydalı olacaktır. Bu şekilde bir kanaate varmanız mümkün olacaktır.
2. Uyuma İsteğinde Artma<

3. Göğüslerde Hassaslaşma 

Göğüslerde ağrı hissi, hamileliğin ilk belirtilerinden birisidir. Adet döneminden önce de pek çok kadının göğüslerinde ağrı ve hassaslaşma olabilmektedir. Bu ağrıdan daha şiddetli bir ağrı duyuyorsanız, diğer belirtileri de göz önünde bulundurarak hamilelik durumunu değerlendirebilirsiniz. Göğüs hassasiyeti özellikle hamileliğin 6. haftasından sonra artmaktadır.

4.Meme Uçlarında Karıncalanma ve Koyulaşma

Meme uçlarında karıncalanma hissi ve koyulaşma,hamilelikte görülebilecek bir diğer belirtidir. Hamilelik hormonlarının vücutta salgılanmaya başlaması göğüslerde kan akışının artmasına neden olmaktadır. Bu durum meme uçlarında karıncalanma hissine neden olabilmektedir. Döllenme yaşandıktan sonra ilk haftadan itibaren bu belirtinin gözlenmesi mümkündür. Göğüslerde hassasiyet ile birlikte meme uçlarında koyulaşmada söz konusu olabilmektedir. Koyulaşma belirtisi genellikle hamileliğin 8. haftasından itibaren görülmektedir. Vücutta renk değişimleri, yalnızca meme uçlarında kendini göstermemektedir. Bunun yanında vajina ve vulvada da renk değişimleri söz konusu olabilmektedir.

5.Hafif Vajinal Kanamalar 

Hafif derecede vajinal kanama, hamilelik döneminde rastlanabilecek bir diğer belirtidir. Hamilelik döneminde vücutta hormon artışı olmaktadır. Bu artış nedeniyle hafif kanamalar görülmesi mümkündür. Kanamalar genellikle iç çamaşırında pembe veya kahverengi renkte görülmektedir. Hamileliğin erken dönemindeki belirtilerden birisidir. Hafif vajinal kanamalar dış gebeliğin veya ceninin Rahime yerleşmesiyle ilgili olabilir.Mutlaka kan yeti ile en kısa  zamanda gebelik testiyle durum doktor kontrolünde takip edilmelidir.

6.Sık İdrara Çıkma İhtiyacı

Sık tuvalete gitme ihtiyacı, döllenmeden sonraki iki – üç haftadan sonra görülebilen bir durumdur. Hamilelik döneminde hormonlarda değişimler meydana gelmektedir. Bu nedenle idrara sık çıkma durumu oluşabilmektedir. Vücuttaki kan hacminin artması ve böbreklerin normale göre daha verimli çalışmaya başlaması da idrara gitme ihtiyacını arttırmaktadır.

Son olarak rahmin genişlemesi ve mesaneye baskı yapması da idrar tutulma hacmini azalttığı için idrara sık çıkma durumu gözlenebilmektedir.

Sık idrara çıkan kişilerde ağrı eşlik ediyorsa ve rengi bulanıksa mutlaka idrar testi yaptırılmalıdır.

7.Mide Bulantısı 

Bulantı ve kusma, hamilelik döneminde en sık karşılaşılan belirtilerden birisidir. Özellikle gebeliğin ilk 4 ayında, sıklıkla mide bulantısı ve kusma yaşanabilmektedir. Bazı anne adaylarında 4 aydan sonra da bulantı görülmesi söz konusu olmaktadır.
8. Baş Dönmesi
Baş dönmesi, hamilelik döneminde ilk haftalarda görülen hamilelik belirtileri arasındadır. Rahimde baskı oluşması ve yeterli kan pompalanmaması hamileliğin ilk dönemlerinde baş dönmesine neden olabilmektedir.

9.Halsizlik Hissi

Yorgunluk hissi, hamilelik döneminde karşılaşılabilen bir diğer durumdur. Kusma ve mide bulantısı ile yaşanmaktadır. Genel olarak hamileliğin 6. haftasından itibaren görülmeye başlamaktadır. Hamilelik hormonlarının vücutta artmaya başlaması, yorgunluk hissini de beraberinde getirmektedir.

Halsizlik hissi günün erken saatlerinde başlayabileceği gibi günün farklı bir saatinde de görülebilmektedir. Genellikle erken saatlerde gözlendiği için “sabah hastalığı” olarak da adlandırılmaktadır.

10.Şişkinlik Hissi

Şişkinlik hissi, hamileliğin en erken gözlenecek belirtilerinden birisidir. Vücutta meydana gelen hormonal değişiklikler şişkinlik hissine neden olabilmektedir.

11. Vücut Sıcaklığında Yükselme Olması
Vücut sıcaklığında artış, hamilelik döneminde meydana gelen bir diğer durumdur. Hamilelik döneminde vücut sıcaklığı 1 derece kadar yükselmektedir. Hamilelik süreci boyunca da düşüş yaşanmamaktadır. Normal vücut sıcaklığından daha yüksek bir vücut sıcaklığına sahipseniz ve bu belirtiye diğer belirtiler arasından da eşlik edenler varsa, hamilelik durumunu göz önünde bulundurabilirsiniz.

12. Koku Hassasiyetinde Artış

Koku hassasiyetinde artma olması, hamilelik döneminin bilinen belirtilerinden bir diğeridir. Anne adaylarında kokulara ve yiyecek içeceklere karşı hassasiyet gözlenmektedir. Hamilelik döneminde koku alma duyusu keskinleşmekte ve çok daha fazla koku almaya başlanmaktadır. Bu durum sevdiğiniz yiyecek ve içeceklerden uzaklaşmanıza sebebiyet verebilmektedir.

13. Aşerme

Aşerme, hamileliğin belirtileri arasında en bilinenlerden birisidir. Anne adaylarının bazı yiyeceklere ve içeceklere karşı büyük bir istek duyması mümkündür. Bunun tam tersi olarak bazı yiyecekleri ise hiç istememek hatta tiksinmek, hamilelik döneminde olağan bir durumdur. Aşerme belirtisi genellikle hamileliğin ilk üç ayında kendini göstermektedir. Ancak diğer belirtiler gibi bu belirtinin de herkeste yaşanacağını söylemek mümkün değildir.

14. Duygusal Değişiklikler

Duygusal durumda değişiklikler olması, hamilelik döneminde yaşanabilecek bir diğer belirtidir. Hamilelik sürecinde anne adaylarının hormon yapısında birtakım değişiklikler meydana gelmektedir. Bu durum duygusal yönden değişiklere neden olabilmektedir. Anne adayında hamilelik döneminin ilk haftalarından itibaren sebepsiz üzülme, öfkelenme veya sevinme gibi değişiklikler olması kabul edilebilir bir durumdur.

15. Kasık Ağrısı 

Kasıklarda ağrı, hamileliğin erken döneminde görülebilecek belirtilerden birisidir. Genellikle 4 ve 5. haftalarda görülmektedir. Embriyonun rahim içine yerleşmesi nedeniyle oluştuğu bilinmektedir. Hafif şiddette meydana gelen kasık ağrıları, beklenen bir durumdur. Pek çok anne adayının yaşaması muhtemeldir. Ancak hareket kısıtlılığına neden olan şiddetli ağrı ve ağrıyla birlikte kanama olması durumunda doktora başvuru yapılması önemlidir.

16. Hamilelik Testi

Gebelik testi, gebe olup olmadığınızı anlamanın en kesin yollarından birisidir. Adet gecikmesi yaşadıktan sonra ilk günden itibaren hamilelik testi yaptırabilmeniz mümkündür. Hamilelik testinde iki çizgi olması, hamile olma ihtimalinizin yüksek olduğu anlamına gelmektedir. Bu test hamile olup olmadığınız konusunda bir kanaate varmanıza yardımcı olacaktır. Bununla birlikte tarafınızın hamile olup olmadığına dair en net bilgiyi jinekologlar verecektir. Hamilelik testlerinin iki farklı türü bulunmaktadır. Evde hamilelik şüphesiyle yapılan test idrar testidir. Diğer türü ise kan testidir. Kan testi nispeten daha pahalı olan ve daha uzun sürede sonuç veren bir testtir. Bununla birlikte hamilelik belirtileri olan ve idrar testi yaptıran kişilerin daha kesin sonuç almasını sağlamaktadır. Bu testin idrar testine kıyasla avantajlı olan yanları şu şekilde sıralanabilmektedir:

İdrar testinden bir hafta daha erken gebelik tespiti yapabilmektedir.

Anne adayının kanındaki hamilelik hormonu seviyelerini tespit etmektedir. Bu sayede sağlık değerlendirmelerinin de yapılabilmesini sağlamaktadır.

Tüp Bebek Tedavisinde Cinsel İlişki

tüp bebek tedavisinde cinsel ilişki
tüp bebek tedavisinde cinsel ilişki

Tüp bebek tedavisi yapılırken cinsel ilişkide bulunulması, çiftler için tereddüt oluşturan bir durumdur. Hamile kalma sürecine yönelik bir tedavi aşamasında bulunulduğu için tüp bebek tedavisinde cinsel ilişki, kontrollü olarak sağlanmaktadır. Kıbrıs tüp bebek merkezi olarak bu konuda ziyaretçilerimiz bilgilendirmek istedik.

Tüp bebek tedavisi dahilinde yumurtalıkların geliştirilmesi ve spermin döllendirilmesi hassasiyetle yapıldığı için cinsel ilişkinin de aynı hassasiyet gösterilerek belirlenen zaman dilimlerinde başlatılması gerekmektedir.

Bu yönlendirmelere ek olarak cinsel ilişkinin tedavi aşamalarında tamamen yok sayılması yanlış bir bilgidir. Cinsel ilişkinin tedaviyi destekler nitelikte olması için mutlaka doktor görüşlerinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Tüp bebek tedavisi sürecinde önemli olan tedavinin normal seyrinde ilerlemesidir. Eğer embriyo transferi gerçekleşti ve herhangi bir sorunla karşılaşılmadıysa cinsel ilişkiye girilmesi konusunda herhangi bir sorun olmadığı bilinmektedir.

Tüp Bebek Tedavisinde Cinsel İlişkinin Sakıncaları Var Mıdır?

Tüp bebek tedavisinde cinsel ilişkinin tehlikesi, hamileliğin gerçekleşme sürecinde olmaktadır. Bu süreçte yumurtaların geliştirilmesi için müdahalede bulunulması nedeniyle herhangi bir hasarın engellenmesi amacıyla cinsel ilişkinin olmaması önerilmektedir.

Tüp bebek tedavisi esansındaki cinsel ilişkinin risklerinden birisi de çoğul gebelik durumudur. Bu süreçte yumurtalıklar güçlendirildiği için normalden fazla uyarım ile çoğul gebelik oluşma riski bulunmaktadır. Bu nedenle yumurtaların geliştirilme sürecinde cinsel ilişkinin kontrol altına alınması önemlidir.

Cinsel ilişkinin bir diğer risk durumu ise vajina enfeksiyonunun oluşmasıdır. Bu nedenle cinsel birliktelik esnasında prezervatif kullanılması önemlidir. Enfeksiyon riskinin bu sayede minimum seviyeye indirilmesi sağlanmış olmaktadır.

Semen analizi olarak bilinen testin yapılması gerekli görüldüğünde de baba adayından doğru bir verinin alınabilmesi için cinsel ilişkiye girilmemiş olması önerilmektedir. Bu gibi durumlarda da cinsel ilişkinin kontrollü olması gerekmektedir.

Tüp Bebek Tedavisinde Önerilen Cinsel İlişki Başlama Zamanı Nedir?

Tüp bebek tedavisinde cinsel ilişkinin başlangıcı, döllenmenin en iyi şekilde gerçekleşmesi için önemli olmaktadır. Embriyo transferinden on iki gün sonrasında cinsel birlikteliğin gerçekleşmiş olması tedavi sürecini destekleyici olmaktadır.

Embriyo transferinin sonrasında gebelik testi yapılacağı için bu on iki günlük süre önemli olarak belirlenmektedir. Herhangi bir sorunla karşılaşılmaması için hekim önerileri gebelik testi sonrasında cinsel birlikteliğin başlaması olarak bilinmektedir.

Cinsel ilişkiye başlamanın süresi hekim tarafından belirlenebilmektedir. Bu süre her anne adayı için farklılaşabilmektedir. Bu nedenle cinsel ilişkiye ilişkin bilgilendirmenin doğrudan tedavi hekiminden alınması gerekmektedir.

Tüp Bebek Tedavisinde Yumurtaların Geliştirilmesi Nasıl Olur?

Tüp bebek tedavisinde yumurtaların geliştirilmesi, tedavinin anne adayına ilişkin süreci olarak bilinmektedir. Cerrahi bir operasyon olması nedeniyle dikkatli yapılması gereken bir işlem olarak bilinmektedir.

Yumurtalık geliştirme işlemlerinin anne adayının yumurtalıklarının aktif hale getirilmesini sağlamaktadır. Bunun ardından yumurta toplamı işlemi döngünün ikinci aşaması olarak gerçekleştirilmektedir.

Anestezi uygulanarak yapılan bu işlemin sonucunda ağrı ya da acı hissi olmadığı bilinmektedir. Fakat bazı durumlarda acı gözlemlenebilmektedir, bu durumda hekim tarafından verilen ağrı kesicilerin düzenli olarak alınması gerekmektedir.

Yumurta toplama işlemlerinin anestezi ile yapılmasına rağmen on beş- yirmi dakika kadar kısa sürede gerçekleştirildiği bilinmektedir. Bu işlemin herhangi bir kesme ya da dikiş gerektirmeyen bir işlem olması nedeniyle ağır bir operasyon olmadığı belirtilmektedir.

Yapılan işlemin ardından anne adayının kendini dinlendirmesi gerekmektedir. Bu süre zarfı, tüp bebek tedavisinde cinsel ilişki konusunda onay alınması gereken bir süreçtir. Buna ek olarak hekimin verdiği önerilerin de hassasiyetle uygulanması gerekmektedir.

Tüp Bebek Tedavisinde Sperm Numunesi Nasıl Toplanır?

Tüp bebek tedavisinde sperm numunesinin toplanması, baba adaylarının dahil olduğu süreç olarak bilinmektedir. Numune alınmadan 3 gün öncesine kadar herhangi bir cinsel birliktelikte bulunulmaması gerekmektedir.

Spermlerin daha nitelikli sonuç vermesi için herhangi bir boşalmanın gerçekleşmemiş olması tüp bebek tedavisinin iyi ilerlemesine yardımcı olmaktadır. Sperm numunesinin alınma işlemlerinin, yumurta toplama işlemleri ile aynı zaman dilimlerinde yapılmaktadır.

Anne ve baba adaylarından alınan örneklerin sağlıklı olması için bu süre zarfındaki sağlıklı yaşam önerilerine de uyulması gerekli olmaktadır. Hem sperm numunelerinin hem de yumurtaların daha etkili olması için sağlıklı vücut yapılarının olması önerilmektedir.

Embriyo Transferi Nasıl Yapılır?

Embriyo transfer işlemi, tüp bebek tedavisinin döllenme sonrasındaki aşamasıdır. Bu aşamada sperm ve yumurtalıkların laboratuar ortamında döllendirilmesinin ardından anne rahmine yerleştirilmesi yapılmaktadır.

Bu süre zarfı anne adayı için psikolojik ve fizyolojik anlamda zorlayıcı olabilmektedir. Bu nedenle herhangi bir sakınca görülmemesine rağmen cinsel ilişkiye ara verilmesi önerilmektedir. Cinsel ilişki olması halinde ise prezervatif ile korunmanın tercih edilmesi daha sağlıklı olmaktadır.

Embriyo transferi, tüp bebek tedavisinin en önemli aşaması olarak bilinmektedir. Bu aşamada embriyonun anne karnında tutunabilmesi sayesinde gebelik devam etmektedir. Fakat embriyonun tutunamaması halinde gebelik gerçekleşmemektedir.

Tüp bebek tedavisinde cinsel ilişki sakıncasının embriyo transferi sonrasında on iki gün içerisinde geçerli olduğu bilinmektedir. Fakat bu durum çiftlere göre de değişkenlik göstermektedir.

Cinsel ilişkinin embriyoya herhangi bir zarar verdiği kanıtlanmış bir durum değildir. Buna rağmen herhangi bir risk durumu oluşmaması açısından hekimlerin önerisi, cinsel ilişkiye ara vermek yönünde olmaktadır.

Tüp Bebek Tedavisi ile Cinsiyet Belirleme

tüp bebek cinsiyet seçimi belirleme
tüp bebek cinsiyet seçimi belirleme

Tüp bebek ile cinsiyet seçimi, anne ve babanın tercihleri doğrultusunda doğacak bebeğin kız ya da erkek olmasının tercih edilmesini sağlamaktadır. Bu tedavi işleminin etik açıdan farklı görüşleri bulunsa da teknik anlamda tüp bebek tedavisi ile cinsiyet belirleme mümkün olmaktadır.

PGT olarak bilinen genetik tanılama tedavisi, oldukça iyi oranda başarılar gösteren bir uygulama olarak bilinmektedir. Fakat bu tedavinin uygulanabilir olması için belirli şartların çiftler tarafından sağlanması gerekmektedir.

Cinsiyet belirleme tedavisinin, bebeğin anne rahminde belirmesinden önce yapılması mümkün olmaktadır. Yani tüp bebek tedavisine başlanmadan önce hekim ile görüşülerek, embriyo oluşumunun öncesinde istenen cinsiyete göre aşılama yapılması sağlanabilmektedir.

Tüp Bebek Tedavisinde Genetik Tanılama Nedir?

Tüp bebekte genetik tanılama, cinsiyet belirleme işleminin literatürdeki adıdır. Bu çalışmanın aslında embriyoların mevcut genetik bozukluklarının düzenlenmesi açısından hizmete sunulduğu bilinmektedir. Fakat günümüzde belirli şartlar halinde cinsiyet belirleme için de kullanıldığı bilinmektedir.

PGT sayesinde Down sendromu, Monozomi, Trizomi olarak bilinen genetik bozukluktan kaynaklanan hastalıkların kontrol edilerek ebeveynlerin tercihine bağlı olarak kürtaj işleminin yapılmasını olanak sunmaktadır.

Bu tedavi yönteminin içeriğinde farklı şekillerde uygulanan tedavi içerikleri bulunmaktadır. Bu tedavilerin seçimine doktorlar tarafından gereklilik durumuna göre karar verildiği bilinmektedir.

Cinsiyet Belirleme Tedavisinin Şartları Nelerdir?

Cinsiyet belirleme tedavisinin koşulları, tedavi merkezlerine göre değişiklik göstermektedir. Türkiye’de uygulanması mümkün olmayan bu tedaviden yararlanmak için Kıbrıs’a giden gebeler bulunmaktadır. Tedavi almak için bilinen koşullardan bazıları şu şekilde sıralanmaktadır:

  • Ailenin daha önce minimum 2 çocuğunun bulunması gerekmektedir.
  • Ailenin iki çocuğunun da aynı cinsiyette olduğunun belgelenmesi gerekmektedir.
  • Tedavi için uygun fiziksel ve ruhsal hazır bulunuşluk önemlidir.

Bu tedavinin uygulanması için klinik ile ön görüşme yapılması da zorunlu olmaktadır. Yapılan ön görüşmede hekim tarafından bazı testlerin yapılması istenmektedir. Test sonuçlarının akabinde tedavi için herhangi bir sorun olmadığı görüldüğünde cinsiyet belirleme tedavisi yapılabilmektedir.

Tüp bebek tedavisi ile cinsiyet belirleme tedavisini yapan hekimlerin bu alandaki etik tartışmalardan, cinsiyet belirlemeyi doğru bulan hekimlerden seçildiği bilinmektedir. Fakat dünya genelinde karşıt görüşü savunmakta olan hekimlerin de bulunduğu bilinmektedir.

Tüp Bebek Cinsiyet Seçiminde Etik Tartışmaları Nasıldır?

Cinsiyet seçiminde etik tartışmalar, genellikle dünya nüfusu üzerinde dengesizlik oluşturacağı yönünde olmaktadır. Tesadüfi olarak oluşan cinsiyet dağılımının belirli bir plan içerisinde olması halinde beklenmedik sonuçlarla karşılaşılabileceğini düşünen hekimler bulunmaktadır.

Bu tedavi işlemlerinde görüş karşıtlığının bir diğeri ise istenmeyen cinsiyet kavramının ortaya çıkacak olması olarak bilinmektedir. Örneğin kız bebeğin planlı bir biçimde dünyaya gelmesi halinde aile içerisindeki erkek bebeğin psikolojik olarak kötü etkilenmesi söz konusu olabilmektedir.

Bu karşıt görüşlere rağmen yapılan cinsiyet belirleme tedavisinde alınan sonuçlarda bu tarz durumlarla karşılaşılmadığı göz önünde bulundurulduğunda herhangi bir risk durumunun söz konusu olmadığı bilinmektedir.

Bu tedaviyi destekleyen görüş içerisinde ise ailenin genetik faktörlerinde bulunan bozuklukların da giderilmesi sağlandığı için tavsiye edildiği bilinmektedir. Bunun yanı sıra ailenin farklı cinsiyette çocuğunun da olması ile renkli bir aile ortamına sahip olunması tercih sebepleri arasında yer almaktadır.

Cinsiyet Belirlemede Yasal Kurallar Nelerdir?

Cinsiyet belirlemenin yasadaki yeri, ülkelere göre değişiklik göstermektedir. Güncel verilere göre Türkiye sınırları içerisinde bu tedavinin yapılması yasal değilken, Kıbrıs’ta tedavi yasal olarak yapılabilmektedir.

Türkiye içerisinde bu uygulamanın yapılabilmesi içinse doktor tarafından cinsiyet değişikliğinin rapor olarak sunulması gerekmektedir. Örneğin bir genetik bozukluk olması halinde tedavinin uygulanması sonucunda çocuk sağlıklı bir biçimde dünyaya gelebilmektedir.

Doktor raporu olmasına rağmen pek çok vatandaşın bu tedavi için Kıbrıs’ı özel olarak seçtikleri bilinmektedir. Kıbrıs’ın güzel bir havaya sahip olması ve yüksek standartlarda tedavi imkanı sunması avantajlı bir seçenek olarak tercih edilebilmektedir.

Bu tedavilerin Kıbrıs’ta uzun yıllardır yapılıyor olması da, gebeler için ekstra bir güven kaynağı olarak bilinmektedir. Bu nedenle alanında yetkin kişilerle bu tedaviyi almak isteyenlerin Kıbrıs’a öncelik vermeleri söz konusu olabilmektedir.

Cinsiyet Belirlemenin Başarı Oranları Nasıldır?

Cinsiyet belirleme başarıları, Kıbrıs özelinde oldukça yüksektir. Bu tedaviler konusunda oldukça tecrübeli hekimler bulunması nedeniyle başarılı tedavilerle karşılaşmanın mümkün olduğu bilinmektedir.

Cinsiyet seçimi tedavilerinin Kıbrıs’ta yapılanları üzerinden alınan istatistikleri, başarı oranının %99 bandında seyrettiği bilinmektedir. %1 olarak bilinen başarısızlık oranlarının altında da çoğunlukla farklı hastalıklar bulunması söz konusu olmaktadır.

Cinsiyet belirlemem tedavisinin aynı zamanda genetik bozuklukları düzeltmek için de kullanıldığı bilinmesi nedeniyle başarı oranlarının bu alanda da hesaplandığı bilinmektedir. Engelli bebeklerin anne karnında tedavisi, düşük durumları, büyük yaşlarda bebek sahibi olmak için uygulanan bu tedavinin en az risk ile uygulanabilmesi söz konusu olmaktadır.

Tüp bebek tedavisi ile cinsiyet belirleme desteği almak isteyen gebelerin, bu tedaviye başlamadan önce Kıbrıs’ın güzel havası ile psikolojik olarak kendilerini hazırlamaları sayesinde başarı oranlarının da ciddi düzeyde artış gösterdiği bilinen veriler arasında yer almaktadır.

Corona Virüsü Nedir ve Kimleri Etkiler?

corona virüsü kimleri etkiler
corona virüsü kimleri etkiler

Corona Virüsü olarak bilinen salgın, Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkarak tüm dünyaya yayılmış bir virüs türüdür. Bu virüsün önceki yıllarda farklı formatlar halinde görüldüğü tıp literatürü içerisinde yer almaktadır. Corona Virüsü, SARS ve MERS adıyla bilinen virüs türleri ile aynı virüs grubunda bulunmaktadır.

Halk arasında soğuk algınlığı benzeri belirtiler ile tanınan bu virüsün hızlı bir şekilde yayılarak tüm dünyayı etkisi altına aldığı bilinmektedir. 2019 Aralık ayından bu yana Çin’den başlayarak dünyanın pek çok ülkesinde görülmüştür.

Corona Virüsü’nün Türkiye’de görülmeye başlandığı tarih Mart olarak bilinmektedir. Yurt dışı temaslı bir vatandaşın testinin pozitif çıkmasının ardından temas içerisinde bulundukları kişilerde de görülerek yayılım göstermektedir.

Bu virüsün vahşi hayvanlarda görülen bir virüs olduğu bilinmekle beraber, insanda görülmesiyle birlikte mutasyona uğrayarak yıkıcı etkiler oluşturan bir virüs formatına büründüğü bilinmektedir.

Corona Virüsün En Çok Görülen Belirtileri Nelerdir?

Corona Virüsün belirtileri, kişilere göre farklılık göstermekle beraber genel olarak bilinen belirtilerini şu şekilde sıralamak mümkün olmaktadır:

  • Yüksek ateş
  • Kuru öksürük
  • Burun akıntısı
  • Boğaz ağrısı
  • Kas ve eklem ağrıları
  • Nefes darlığı
  • İshal
  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • İştah kaybı

Bu belirtilerden bir ya da birden fazlasının Corona Virüs testi pozitif çıkan hastalarda görüldüğü bilinmektedir. Fakat bu hastalığın taşıyıcısı olduğu halde hiçbir belirti göstermeyen hastalar da bulunmaktadır.

Corona Virüs sonucu pozitif olan hastalarda kronik hastalıkların bulunması nedeniyle belirtilerin daha ağır görüldüğü bilinirken, bağışıklık sistemi güçlü olan hastaların en az belirti ile hastalığı atlatmaları mümkün olmaktadır.

Corona Virüs Risk Grubunda Kimler Bulunur?

Corona Virüs risk grubu, genel olarak bağışıklık sistemi güçsüz olan kişilerdir. Bu kişilerin vücut dirençlerinin güçlü olmaması nedeniyle virüse karşı direnç oluşturmaları mümkün olmamaktadır.

Bağışıklık sisteminin yanı sıra virüs etkisinin yoğun olarak görüleceği risk grubunda bulunan kişilerin ise şu sıralamada oldukları ön görülmektedir:

  • Şeker ve tansiyon gibi hastalıkları olan hastalar
  • 60 yaş ve üzerinde düşük bağışıklığı olan kişiler
  • Solunum yollarına ilişkin hastalığı olanlar
  • KOAH hastaları
  • Sigara kullanımı olanlar
  • Daha önce zatürre ya da bronşit gibi sonum ve ciğeri olumsuz etkileyen hastalıkları geçirmiş olanlar
  • Kanser hastaları

Corona Virüsünün Bulaşma Faktörleri Nelerdir?

Corona Virüs bulaşıcılığı, çok fazla yollardan olabilmektedir. En çok risk oluşturan bulaşma durumları şu şekilde sıralanmaktadır:

  • Çoğunlukla temas yoluyla bulaştığı bilinmektedir. Bu nedenle hasta olan kişinin temas ettiği yerlerden bir başka kişiye bulaşma riski oldukça yüksektir.
  • Corona Virüsü, yakın ilişkilerde de bulaşabilmektedir. Bu nedenle bir metre kadar sosyal mesafe önerilmektedir.
  • Virüsün havada yalnızca iki saat kaldığı bilinmektedir. Fakat hasta kişilerin hapşırma ve öksürme halinde etrafa saçılan damlacıklarla bulaştığı bilinmektedir.

Bulaşma faktörlerine virüsün mutasyona uğraması ile yenileri eklenebilmektedir. Bu nedenle sosyal izolasyon oldukça önemlidir. Hasta olan bireylerin izole edilmesi ile bulaşıcılık oranının en aza düşürülmesi hedeflenmektedir.

Corona Virüs İçin Hangi Tedaviler Uygulanır?

Corona Virüs tedavileri, her hastada farklı şekillerde uygulanabilmektedir. Çünkü hastalığın belirtilerinin de birbirlerinden farklı oldukları bilinmektedir. Örneğin yüksek ateş tedavisi ile solunum tedavisi aynı olmamaktadır.

Virüs için henüz kesin olarak belirlenen bir tedavi yöntemi bulunmadığı bilinmektedir. Her ülke kendi yöntemlerini oluşturarak dünya ile paylaşımda bulunmaktadır. Çin özelinde uygulanan tedavilerinde güncel olarak uygulanmaya devam edildiği bilinmektedir.

Corona Virüsü tedavilerinde ülkemizde bağışçılar ile yürütülen yeni tedaviler uygulanmaktadır. Hastalığı yenen vatandaşların kanı, hasta olan vatandaşlara verilerek aynı iyileşme sürecinin onda da gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.

Virüs ile ilgili önleyici çalışmalar kapsamında aşı bulma çalışmaları da devam etmektedir. Fakat henüz virüs önleyici bir aşının bulunmadığı bilinmektedir. Aşı çalışmaları kapsamında öncelikli olarak virüsün izole edilmesi sağlanmakta ve sonrasında aşı çalışmalarının tamamlanması hedeflenmektedir.

Corona Virüsten Korunmak İçin Neler Yapılmalıdır?

Corona Virüsten korunma, hastalığın bulaşmasını önlemek için sunulan öneriler olarak bilinmektedir. Virüsün hızlı bir şekilde yayıldığı için kişilerin kendilerini izole etmelerinin yanı sıra şu önerileri de uygulamaları önemli olmaktadır:

  • Ellerin bol su ve sabunla yaklaşık yirmi saniye boyunca yıkanması önerilmektedir. Bu yıkanmanın gün içerisinde sıkça olması gerekmektedir.
  • Maske kullanımı öncelikle hasta olan vatandaşlar için sonrasında da sağlıklı vatandaşların hastalığa yakalanmalarını önlemek için önemli olmaktadır.
  • Bağışıklık güçlendirmek için sağlıklı beslenmek ve bol c vitamini almak gerekmektedir.
  • Uyku düzeni de bağışıklık sistemini güçlendirmek açısından önemli olduğu bilinmektedir. Özellikle 23.00-03.00 saatlerindeki uykunun gerekli olduğu bilinmektedir.

Corona Virüsü, tüm bu korunma yollarına rağmen bulaşma riskini barındırmaktadır. Bu nedenle kişilerin kendilerini tamamen izole etmeleri önerilmektedir. Üçüncü kişilerle temas halinde olunmasının önlenmesi açısından evde kal sloganı ile yeni bir koruyucu çalışmanın tüm dünya üzerinde başlatıldığı bilinmektedir.

Gebelikte Folik Asitin Önemi

gebelikte folik asit kullanımı
gebelikte folik asit kullanımı

Folik Asit Nedir?

Besinlerde doğal halde bulunan formu B9 ya da folat vitamini olarak da bilinen folik asit folat vitamininin işlenerek ilaç şekline getirilmiş halidir. Folik asit, suda çözünebilen vitamin grubuna aittir. Folik asit özellikle hamile kadınlarda hamile kaldıkları ilk haftadan itibaren hatta gebe kalmadan öncesinden başlanarak ilk 4 ay boyunca alınması gereken bir takviyedir. Hücre yapılanması, genetik özelliklerimizin yapı taşı olan DNA yapımı ve sentezlenmesi gibi faaliyetlerde görev alarak vücuda önemli katkılar sunmaktadır.

Gebelik sürecinde anne adayının ihtiyaç duyduğu vitamin ve minerallerde de artış görülmektedir. Anne adayının sağlıklı bir hamilelik süreci geçirmesi ve anne karnındaki bebeğin gelişimini desteklemesi açısından hamilelikte alınması gereken vitamin ve minerallere özellikle dikkat edilmelidir. Bu nedenle bebeğin kemik iliğinin gelişiminde çok önemli görevler alması, protein sentezlemesi ve hücre çoğalmasına yardımcı olması sebebiyle folik asit takviyesini düzenli olarak almak gebelikte çok önemli bir yer tutmaktadır.

Gebelikte Folik Asit Kullanımının Önemi

Gebelik sürecinin belli dönemlerinde folik asit takviyesinin kullanılması her doktor tarafından tavsiye edilen bir uygulamadır. Folik asit seviyesinin düşük olması bebeğin özellikle zihinsel gelişimini olumsuz etkileyeceği için takibi mutlaka yapılmalıdır. Yapılan kan tahlili sonucunda vücuttaki folik asit seviyesi kolaylıkla tespit edilebilmektedir. 2002 – 2008 yılları arasında Norveç’te yapılan bilimsel bir araştırma sonucunda folik asit kullanmış anne adaylarının çocuklarının otizm yaşama riskinin folik asit kullanmayan anne adaylarının çocuklarına göre % 40 – 45 oranında daha az olduğu ispatlanmıştır.

Folik asit kullanımın hem anne adayına hem de bebeğin gelişimine önemli faydaları vardır. Bunlar;

  • Vücuttaki kan hücre sayısının artmasını sağlar.
  • Yeni hücre oluşumunu hızlandırır.
  • Damar sertleşmesi gibi dolaşım sorunlarını da en aza indirir.
  • Kalp krizi riskini ortadan kaldırmaya yardımcı olur.
  • Alzheimer, bunama ya da felç gibi sağlık sorunlarının görülme riskini azaltır.
  • Bebeğin omurga gelişimini destekler.
  • Beyin gelişimini destekler ve darbelere karşı koruyucudur.
  • Sinir sistemi ve omurilik merkezli doğum sorunlarının oluşmasını en aza indirir.
  • Beyin gelişim bozukluğundan kaynaklanan engellilik durumunun oluşmasını büyük oranda engeller.

Gebeliği sürecinde yeterli folik asit vitamini alan anne adayında sağladığı diğer faydalar ise şu şekildedir;

  • Folik asit ile kalp sağlığı korunur.
  • Kötü kolesterol oluşumunu engeller.
  • Kırmızı kan hücre üretimini artırır.
  • Saç ve cilt için yenileyici etkiler gösterir.

Folik Asit Kullanmaya Ne Zaman Başlanmalıdır?

Folik asit kullanmaya ne zaman başlanacağı ile ilgili doktorunuz ile görüşmeler yaparak karar verebilirsiniz. Ancak genelde doktorların ve uzmanların tavsiyesi gebe kalmayı planladığınız andan itibaren folik asit kullanılması yönündedir. Çünkü folik asit almaya ne kadar erken başlanırsa gebelik süreci için vücut o kadar iyi hazırlanmış olacaktır. Ancak gebe kalmadan önce folat takviyesi almayan anne adayları üzülmesinler, hiç bir şey için geç değildir. Gebe kaldığını öğrenen anne adayları da gebeliğin ilk haftasından itibaren folik asit takviyesi almaya başlayabilirler. Bebeğin beyin gelişimi, hücre sayısının artması ve kord gelişimi hamileliğin 3. ve 4. haftasında olduğu için yapılan araştırmalar folik asit takviyesinin gebe kalmadan 3 ay öncesinden alınmaya başlanabileceğini yönündedir.

Gebelik sürecinde ihtiyaç duyulan folik asit miktarı günlük 400 mikrogram olarak belirlenmiştir. Folik asit vücutta depolanamayan vitamin grubuna ait olduğu için her gün düzenli olarak belirtilen dozlarda alınmalıdır. Doktorunuzla görüşerek folik asit takviyelerinin dozunu ve zamanını daha net bir şekilde planlamanız tavsiye edilir. Folik asit takviye hapları besin olarak düşünülmemeli ve aşırı dozda alınmamalıdır. Aksi halde aşırı miktarda alınana folik asit takviyeleri gebelik diyabeti, meme kanseri gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği unutulmadan günlük alınacak doz konusunda hassas davranılmalıdır.

Folik Asit Eksikliğinde Neler Olur?

Folik asit yönünden yetersiz gıdalar ile beslenme, huzursuz bağırsak sendromu, böbrek ve karaciğer ile ilgili sağlık sorunları, kan dolaşımı ile ilgili hastalıklar, kanser hastalığı, hamilelik, vücutta inflamasyon gibi etkenler ile vücuttaki folik seviyesinde ciddi oranda düşüşler görülebilmektedir.

Folik asit eksikliği vücutta bazı belirtiler ile birlikte görülür. Folik asit eksikliğinde anne adayının vücudunda görülen belirtiler şu şekildedir;

  • Solunumda zorlanma, tıkanma ve nefes darlığı
  • Unutkanlık
  • Odaklanma problemleri
  • Kansızlık
  • Deride solgunluk
  • Ağız kenarı çatlaklarının görülmesi
  • Geçici hafıza kaybı
  • Aşırı halsizlik hissi
  • Baş dönmesi

Folik asit eksikliğinden anne karnındaki bebek de oldukça fazla etkilenmektedir. Folik asit eksikliğinde; düşük yapma ya da erken doğum riski, bebeğin kafatasının yetersiz gelişimi, omurilik ve beyinde hasar oluşma riski, diş – damak sorunları ve yarık dudak ile doğum riski gibi ciddi sağlık sorunları ile karşılaşılabilir.

Folik Asit Hangi Yiyeceklerde Bulunur?

Doğal besin gıdalarında bulunan bu vitaminin saf haline folat, işlenerek ilaç gibi takviye haline getirilmesine ise folik asit adı verilmektedir. Folik asit yani folat yönünden en zengin gıdalar; yeşil yapraklı sebzeler, ceviz, badem, fındık, fıstık, nohut, maydanoz, kuru fasulye, nane, ıspanak, pazı, mercimek, kuşkonmaz, brokoli, karnabahar, avokado, portakal, greyfurt, yeşil ve mavi yosun, kara lahana, yulaf ezmesi, mandalina ve limon gibi gıdalardır.

Tüp Bebek Tedavisinde Yumurta Kalitesini Artırmak

Tüp Bebek Tedavisinde Yumurta Kalitesini Artırmak
Tüp Bebek Tedavisinde Yumurta Kalitesini Artırmak

Tüp bebek uygulamasında yumurta kalitesini artırmak, tüp bebek tedavisindeki en önemli konulardan bir tanesidir. Tüp bebek tedavisi kapsamında yumurta sayısını artırmak mümkün olmamakla birlikte yumurta kalitesini artırmak imkan dahilindedir. Yumurtanın kalitesi doğurganlığın en önemli etkenlerinden bir tanesidir. Yumurta kalitesi ve sayısı, ilgili kimsenin yaşının ilerlemesi gibi sebeplerle olumsuz etkilenebilmektedir. Yumurta kalitesini ilgili kimse yaşam standartlarını yani alışkanlıklarını değiştirerek artırabilmektedir. Yumurta sayısı konusunda ise anne adayının tek yumurtası olması yeterlidir.

Tüp Bebek Tedavisinde Yumurtanın Önemi Nedir?

Yumurtanın kalitesinin önemi, gerek yumurtanın döllenmesi döneminin gerekse hamilelik döneminin rahat geçmesi için büyük önem arz etmektedir. Döllenme sürecinde yumurtanın döllenme ihtimali, yumurtanın ve spermin kalitesine göre farklılık göstermektedir. Yani kaliteli yumurta ve sperm daha hızlı bir şekilde döllenmektedir. Aynı şekilde gebelik döneminin sağlıklı ve başarılı bir şekilde sonuç vermesi de yumurta ve spermin kalitesine göre değişiklik gösterecektir.

Yumurta Kalitesini Artıran Program Nedir?

Yumurta kalitesinin artıran program, hamile kalmayı düşünen anne adayının hamilelik döneminden önce yaşam standartlarını yani alışkanlıklarını değiştirerek yumurta kalitesinin artırılmasını sağlayan bir programdır. Yumurta kalitesini etkileyen farklı etkenler bulunmaktadır. Yumurta kalitesini olumsuz yönde etkileyen etkenler ise şu şekilde sıralanabilmektedir:

  • Anne adayının kronik bir hastalığa sahip olması
  • İlgili kimsenin genetik sebeplerden dolayı yumurta yetmezliği rahatsızlığına sahip olması
  • İlgili kimsenin sigara, alkol ve uyuşturucu madde benzeri maddeleri tüketiyor olması
  • İlgili kimsenin yumurtalıklarına zarar verecek hastalık geçirmiş olması
  • İlgili kimsenin başka hastalıklardan dolayı geçirdiği ve geçireceği ameliyatların yumurtalıklara zarar verebilecek ameliyatlar olması
  • İlgili kimsenin yaşı

Yumurta kalitesini yukarıda saydığımız nedenler olumsuz yönde etkilemekle birlikte bu etkenler ilgili kimsenin çocuk sahibi olamayacağı anlamına gelmemektedir. Bu etkenlerden birkaçını yapan kimseler yumurta kalitesini artırma programı ile yumurta kalitesini artırarak gebe kalabilmektedir. Yumurta kalitesini artıran program 3 ay boyunca uygulanmalıdır. Yumurta kalitesini artırma programı kapsamında sayılabilen unsurlar ise şu şekildedir:

  • Kan akımını hızlandırmak ve artırmak
  • Kan hücrelerinde yeterli oksijen alımını sağlamak
  • İlgili kimsenin kötü alışkanlıklardan uzaklaşarak sağlıklı bir yaşamı tarzını benimsemek
  • İlgili kimsenin stresten uzak bir hayat tarzını benimsemesi
  • Yumurta kalitesini olumsuz yönde etkileyen içecek ve yiyecekleri tüketmeyi bırakmak
  • Doktor muayenesinden sonra gerek görülmesi halinde takviye alınması
  • İlgili kimsenin sağlıklı beslenmeye dikkat etmesi

Yumurta Kalitesinde Hormon Dengesinin Sağlanması

Yumurta kalitesinde hormon dengesi, yumurta kalitesinin artırılması için oldukça önemli bir etkendir. Hormon dengesi herhangi bir sebeple bozulabilmektedir. Bozulan hormon dengesi de yumurta kalitesinin düşmesine neden olabilmektedir. Hormon dengesini ilgili kimse bazı yiyecekleri tüketerek sağlayabilmektedir. Hormon dengesinin sağlanması amacıyla tüketilebilecek yiyecekler ise şu şekildedir:

  • Zencefil
  • Böğürtlen
  • Susam
  • Zerdeçal
  • Kabak çekirdeği
  • Yeşil yapraklı sebzeler
  • Brokoli
  • Yoğurt
  • Tatlı patates
  • Somon balığı
  • Badem
  • Zerdeçal

Yumurta Kalitesi İçin Kan Akımı ve Yeterli Oksijen Alımı Nedir?

Yumurta kalitesini artırmak için kan akımı ve yeterli oksijen alımı, yumurta kalitesinin artırılması için ilgili kimsenin alabileceği en önemli kararlardan bir tanesidir. Kan akımı ve yeterli oksijen alımı yumurta kalitesini çok etkilemektedir. Hatta kaliteli bir yumurta için yumurta hücrelerine oksijen oranı açısından zengin kanın ulaşabilmesi gerekmektedir. Yumurta kalitesini artırmak isteyen kimselerin kan akımı ve yeterli oksijen alımını sağlamak için yapabilecekleri ise şu şekildedir:

  • Özellikle adet dönemi bittikten sonra kasık bölgesine yapılan masaj kan akımı ve oksijen alımı için oldukça önemli bir konudur. Kasık bölgesi masajı ilgili kimseler tarafından haftada 4 kez uygulandığında oldukça yararlı olmaktadır.
  • İlgili kimseler tarafından düzenli egzersiz yapılması kan akımını ve oksijen alımını olumlu yönde etkilemektedir.
  • İlgili kimsenin günlük 2 litre su içmesi hem yumurta kalitesi açısından hem de diğer sağlık problemlerinin yaşanmaması açısından oldukça önemli bir etkendir.

Yumurta Kalitesi için Sağlıklı Bir Yaşam Tarzı

Yumurta kalitesinin artırılması için sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemesi yumurta kalitesinin tekrar kazanılması için çok önemli bir etkendir. Kadınlar ilk doğdukları andan itibaren milyonlarca yumurta hücresini bünyelerinde bulundurmaktadır. Ancak daha sonra çevresel faktörler sebebiyle ilgili kimselerin yumurta kalitesi ve sayısı düşebilmektedir. Sağlıksız bir hayat tarzı diğer hastalıklara davetiye çıkardığı gibi yumurta kalitesini de oldukça olumsuz etkilemektedir. Yumurta kalitesini düşüren sağlıksız hayat tarzı ilgili kimsenin alışkanlıklarını değiştirmesi ile birlikte ortadan kalkacak ve yumurta kalitesi de bu değişimden olumlu yönde etkilenecektir. Yumurta kalitesini artırmak ya da korumak isteyen kimselerin aşırı kilodan ve aşırı zayıflıktan kaçınması, düzenli spor yapması, vücuduna yetecek seviyede sıvı tüketmesi, düzenli ve sağlıklı beslenmesi gerekmektedir. Yumurta kalitesini düşüren bir diğer önemli etken de uyku düzeninin bozuk olmasıdır. Uykusuzluk sorunu hormon dengesinin bozulmasında en önemli etkenlerden bir tanesidir. Hormon dengesinin bozulması ile birlikte ilgili kimsenin yumurta kalitesi de bu durumdan olumsuz yönde etkilenmektedir. İlgili kimsenin uyku düzenine dikkat etmesi yaşam standartlarını yükselteceğinden yumurta kalitesi de bu durumda olumlu biçimde etkilenecektir.

Yumurta Kalitesi İçin Stresten Uzak Durmak

Yumurta kalitesini artırmak için stresten uzak durmak, sadece yumurta kalitesini arttırmak için değil, sağlık problemlerinden kurtulmak adına da atabilecek en önemli adımlardan bir tanesidir. Stres kısırlığa neden olan bir durum değildir. Ancak her ne kadar kısırlığa sebep olmasa da yumurta kalitesinin düşmesinde oldukça önemli bir etkendir. Bu sebeple ilgili kimsenin stresten uzak durması yumurta kalitesini artırdığı gözlenmiştir. Hamile kalamama korkusu da strese sebep olabileceğinden yumurta kalitesini olumsuz etkilemektedir. Aynı şekilde stresli bir işte çalışan kimseler de stresin olumsuz etkilerine maruz kalabilmektedir. Ancak ilgili kimseler bu konular üzerine düşündüklerinde stres oranları yükseldiği gibi dışardan gelen stresten uzak dur tavsiyeleri de stres oranını yükseltebilmektedir. Bu durumun farkında olan kimseler kendilerine zaman ayırarak bu durumun içinden çıkabilmektedir. Günlük yapılan bir tempolu yürüme, evde ya da spor salonunda yapabileceğiniz yoga, gün içerisinde kendinize ayırdığınız kısa bir zaman stresten kurtulmanıza yardımcı olacaktır. Ancak her ne yaparsa yapsın stresten kurtulamayan kimselerin bu konuda uzmanlaşmış kimselerden destek almaları daha yararlarına olacaktır.

Sağlıklı Beslenme Yumurta Kalitesini Etkiler Mi?

Yumurta kalitesini artırmak için sağlıklı beslenme, yumurta kalitesini etkileyen en önemli nedenlerden bir tanesidir. Yumurta kalitesini artırmak isteyen kimseler sağlıklı ve düzenli beslenerek yumurta kalitesini artırabilmektedir.

Yumurta Kalitesi için Takviye Alımı Nedir, Uygulanır?

Yumurta kalitesini artırmak için takviye alımı, doktor tavsiyesiyle ve doktorun öngördüğü kullanım biçiminde kullanılmaktadır. İnternet ortamında oldukça sık karşılaşılan yumurta kalitesini artırma amacıyla satılan ürünlerin neredeyse hiçbiri yumurta kalitesini artıramamakta tam tersine olumsuz yönde etkileme ihtimalini bünyesinde barındırmaktadır. Coezyme Q10 (CoQ10) yumurta kalitesi artırmak kapsamında oldukça etkili bir takviye üründür. Bu ürün dışında A ve E vitaminleri ve folik asit de yumurta kalitesini olumlu yönde etkileyen takviyelerdir. Yumurta kalitesinin artırılması konusunda diğer tüp bebek işlemlerinde olduğu gibi uzman ekibimizden destek alabilirsiniz.

Tüp Bebek Tedavisi ile İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar Nelerdir?

tüp bebek tedavisinde doğru bilinen yanlışlar
tüp bebek tedavisinde doğru bilinen yanlışlar

Tüp bebek tedavisi ile ilgili yanlış bilinen durumlar, tedavi olmayı düşünen çiftlerin yanlış yönlendirilmelerine neden olmaktadır. Bu nedenle pek çok çift tedaviye başlama sürecini ertelemekte ve doğru zamanı kaçırmaktadır. Bu yanlışların düzeltilmesi çiftlerin tedaviye çok daha bilinçli bir şekilde başlamalarına yardımcı olmaktadır. Kıbrıs tüp bebek merkezi olarak hazırladığımız, tüp bebek tedavisi ile ilgili doğru bilinen yanlışları şu şekilde sıralanabiliriz:

  • Tüp bebek tedavisini pek çok çift son çare olarak görmektedir. Ancak bu bilgi büyük bir yanlıştır. Tüp bebek tedavisi için ideal zaman anne baba adayının yaşı ve sağlık durumu göz önünde bulundurularak belirlenmektedir. Bu belirlemeler neticesinde tüp bebek tedavisi son çare değil, vakit kaybetmeden başvurulması gereken ilk çare olarak belirlenebilmektedir.
  • Pek çok çift tüp bebek tedavisine başladığında ilk denemede gebe kalınamayacağını düşünmektedir. Bu bilgi de doğru bilinen yanlışlardan birisidir. Anne adayının yaşı, yumurta kalitesi, kliniğin tedavi konusunda uzmanlığı gibi birçok parametre gebelik ihtimalini değiştirmektedir. Birçok kişi ilk denemede gebe kalabilmektedir.
  • Tüp bebek tedavisinin pahalı bir tedavi olduğunu düşünmek pek çok çift için hem para hem de vakit kaybetmesine neden olmaktadır. Birçok çift bu yanlışa düşerek alternatif yöntemlere başvurmaktadır. Diğer yöntemlerin başarı oranı ve ücreti göz önünde bulundurulduğunda, tüp bebek tedavisi çok daha mantıklı bir yöntemdir.
  • Çiftlerin bilinçsizliği nedeniyle inandığı yanlışlar arasındaki en önemli yanılgı, gebe kalınamamasını anneye bağlamaktır. Bebek sahibi olmak için anne ve babanın aynı anda sağlıklı olması gerekmektedir. Yani sorun babadan da kaynaklanabilmektedir. Hatta yapılan araştırmalar gebe kalınamamanın temelinde yatan sorunun %40 oranında hem anne hem de babadan aynı anda kaynaklandığını göstermektedir.
  • Tüp bebek tedavisinde annenin rahmine birden fazla embriyo hücresi yerleştirilmesi nedeniyle pek çok çift tedavi neticesinde ikiz ve üçüz bebek sahibi olacağını düşünmektedir. Ancak durum bu şekilde değildir. Kişinin rahmine yerleştirilecek embriyo sayısı pek çok parametreye bağlı olarak değişebilmektedir. Genç ve sağlıklı bir kadına yalnızca tek bir sağlıklı embriyo yerleştirilmesi dahi yeterli olmaktadır. Birden fazla embriyo yerleştirildiğinde dahi çoğul gebelik yaşanacağı kesin değildir.
  • Pek çok kadın adetleri düzenli olduğu müddetçe gebelik konusunda bir problem yaşamayacağına inanmaktadır. Ancak adet düzeni kişinin gebelik problemi yaşayıp yaşamayacağını değil, yalnızca düzenli yumurtlamanın olduğunu göstermektedir.
  • Tüp bebek tedavisi sürecinde hastanede yatılacağının düşünülmesi pek çok çift için süreci erteleme sebebidir. Bununla birlikte bu bilginin doğruluk payı oldukça düşüktür. Tüp bebek tedavisi sürecinde hastanede yatılması gereken süre ortalama 2 saattir. Bunun dışındaki süreç ayakta işlemektedir.
  • Tüp bebek tedavisinin düşük yapma riskini ortadan kaldırdığı doğru bilinen yanlışlardan bir diğeridir. Düşük problemi genetik ve anatomik problemler neticesinde yaşanmaktadır. Tüp bebek tedavisinde annenin sağlıklı bir gebelik geçirme ihtimali büyük oranda arttırılsa da, düşük riskinin tamamen giderildiğini söylemek mümkün değildir. Çiftlerin bu ihtimalin farkında olması, riskin gerçekleşmesi durumunda problem yaşamamaları için önemlidir.
  • Pek çok çift kariyer ve seyahat gibi planlarını öne çekerek hamilelik dönemini ertelemektedir. Bu durumun en önemli sebebi gebe kalma ve gebelik sürecinin kolay bir süreç gibi düşünülmesidir. Ancak esas durum bu şekilde değildir. Kişinin yaşı ilerledikçe gebe kalma ihtimali düşmektedir. 35 yaşın altında her ay %20’lerde olan hamilelik ihtimali %5’e kadar düşebilmektedir. Bu nedenle diğer planlarınızı hamilelik sürecinin sonuna ertelemek çok daha makul bir tercih olacaktır.
  • Tüp bebek tedavisi ile ilgili bilinen bir diğer yanlış ise dondurulmuş embriyo kullanımının tedavinin başarı ihtimalini düşürdüğüdür. Esasında dondurulmuş embriyo kullanımının da başarı oranı, taze embriyo kullanılarak gerçekleştirilen tedavi kadar yüksektir.
  • Son olarak düzeltilmesi gereken bir diğer yanlış ise erkeğin sperminin olmadığı durumlarda hamilelik gerçekleşmeyeceği yanılgısıdır. Mikro TESE yöntemi, erkekten ameliyat ile sperm alınabilmesini sağlamaktadır. Yani bu durumda da gebelik mümkündür.

Tüp Bebek Tedavisi Yaptırabilmek için Yaş Sınırı Nedir?

Tüp bebek tedavisi yaş sınırı, kadın ve erkekler için ayrı ayrı belirlenmektedir. Kadınlara tüp bebek tedavisi uygulanabilmesi için yaş sınırı 45 olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte tedavi için doğru zaman 40 yaşın altı olarak belirlenmiştir. Yaş ilerledikçe hamilelik riski düşmektedir. Erkeklerde sperm hücresi her yaşta üretilmektedir. Bu nedenle doğrudan bir yaş sınırı olduğunu söylemek doğru değildir. Ancak yaş ilerledikçe sperm hareketliliği azalmakta ve sperm kalitesi yarı yarıya düşmektedir. Bu nedenle 55 yaş öncesinin tüp bebek tedavisi için ideal dönem olduğunu söyleyebilmek mümkündür. Hem kadında hem de erkekte yaş ilerlemesi tedavi sürecindeki deneme sayısını arttırmaktadır.

Tüp Bebek Tedavisi Ne Zaman Yapılmalıdır?

Tüp bebek tedavisi için ideal zaman konusunda belirleme yapılırken anne baba adayının yaşı ve sağlığı dikkate alınmaktadır. Tüp bebek tedavisi için ideal zaman belirlemesinde 35 yaş belirleyici yaştır. 35 yaşın altındaki çiftlerde gebeliğe engel bir hastalık yoksa 4 kez korunmasız cinsel ilişkiye girildikten sonra gebelik meydana gelmezse araştırmalara başlanması gerekmektedir. 35 yaşın üstündeki çiftlerde ise gebeliğe engel bir hastalık yoksa 6 ay boyunca düzenli bir şekilde korunmasız cinsel ilişkiye girildikten sonra gebelik meydana gelmezse araştırmalar başlamalıdır. Araştırmalar neticesinde gerekli görülürse tedavi başlatılmaktadır.

Tüp Bebek Tedavisi Hangi Durumlarda Yapılamamaktadır?

Tüp bebek tedavisine engel durumlar şu şekilde listelenebilmektedir:

  • Kadının 45 yaşın üstünde olması
  • Kadının rahminin alınması
  • Erkekten sperm alınamaması
  • Kadının menopoz sürecine girmiş olması

Tüp Bebek Tedavisi Kesin Sonuç Verir Mi?

Tüp bebek tedavisi başarı ihtimali konusunda net bir belirleme yapılabilmesi için göz önünde bulundurulan bazı etkenler bulunmaktadır. Başarıyı etkileyen etkenler arasında en önemlisi kişilerin yaşıdır. Kadının yaşının 35’in altında olması halinde tedavide başarı oranı %60’ın üzerindedir. Ancak 35’in üstünde bu oran %20’ye kadar düşmektedir. Bununla birlikte başarıyı etkileyen tek etken bu değildir.

Tüp Bebek Tedavisini Etkileyen Etkenler Nelerdir?

Tüp bebek tedavisinde başarı ihtimalini etkileyen etkenler şu şekilde sıralanabilmektedir:

  • Kadının yaşı başarı ihtimalini etkileyen en önemli hususlardan birisidir.
  • Vücut kitle endeksi yani kişinin kilolu olma oranı başarıyı etkilemektedir. Vücut kitle indeksi 30’un üzerine çıktığında başarı ihtimali azalmaktadır.
  • Sperm kalitesi başarıyı etkilemektedir.
  • Sigara kullanımı başarı oranını düşürmektedir.
  • Rahim sıkıntıları başarı oranını etkilemektedir.
  • Fallop tüpünde meydana gelen sıkıntılar başarı oranını etkilemektedir.
  • Stres, sağlıksız beslenme, alkol kullanımı başarı oranını düşürmektedir.

Tüp Bebek Tedavisi Süreci Ne Kadar Sürer?

Tüp bebek tedavisi süreci şu şekilde işlemektedir:

  • Öncelikle annenin ilk adet dönemi beklenerek adet döneminde yumurtaların durumu gözlenmektedir.
  • Ardından ilaç tedavisi başlatılarak sürece hazırlık gerçekleştirilmektedir.
  • İlaç tedavisi tamamlandıktan sonra yumurta çatlatma iğnesi yapılmaktadır.
  • Yumurtalar olgunlaştıktan sonra anneden alınarak babanın spermi ile birleştirilmektedir.
  • Ardından sağlıklı embriyolar belirlenerek annenin rahmine tekrar yerleştirilmektedir.
  • Tüp bebek tedavisi ortalama 17 – 20 gün arasında sürmektedir.

Tüp Bebek Tedavisine Çiftler Nasıl Hazırlanmalıdır?

tüp bebek tedavisi hazırlık süreci
tüp bebek tedavisi hazırlık süreci

Kıbrıs tüp bebek merkezi olarak bu konudaki tecrübemiz oldukça fazladır. Dolayısıyla tüp bebek tedavisine nasıl hazırlanılmalıdır ve öncesinde yapılması gerkenler nelerdir gibi konularda oldukça fazla örnekler ile karşılaşma durumumuz olmuştur. Tüp bebek tedavisine hazırlanmak için izlenmesi gereken adımlar şu şekilde sıralanabilmektedir:

  • Tüp bebek tedavisi imkanı sunan pek çok klinik bulunmaktadır. Ancak kliniklerin tamamının aynı başarı oranına sahip olmadığını göz önünde bulundurmanız gerekmektedir. Bu nedenle kliniklerin tüp bebek tedavisi konusundaki başarı seviyesini, gerekli teknik donanımın bulunup bulunmadığını ve son olarak tüp bebek tedavisi başarı oranını iyi araştırmanız gerekmektedir.
  • Tüp bebek tedavi sürecinde farklı adımlar bulunmaktadır. Bu adımların tamamını dikkate alarak bir maliyet belirlemesi yapmanız gerekmektedir.
  • Tüp bebek tedavisi süreci içerisinde birçok farklı testten geçmeniz gerekecektedir. Bu sürece hazırlıklı olmanız gerekmektedir.
  • Taze embriyoların bir kısmı tedavi sürecinde artabilmektedir. Bu embriyolar kliniğimizde dondurularak tedavide bir problem yaşamanız veya daha sonra tekrar gebe kalmanız halinde kullanılabilmektedir. Bu embriyoları dondurmak isteyip istemediğinize karar vermeniz sürecin hızlı ilerlemesi açısından faydalı olacaktır.
  • Tedavide annenin rahmine yerleştirilecek embriyo sayısı değişiklik gösterebilmektedir. Birden fazla embriyo yerleştirilmesi halinde çoğul gebelik yaşama ihtimaliniz bulunmaktadır. Bu durumla başa çıkıp çıkamayacağınız konusunda emin olmanız gerekmektedir.

Tüp Bebek Tedavisi Gereken Durumlar Nelerdir?

Tüp bebek tedavisi yaptırılabilecek durumlar genel olarak doğal yollardan gebe kalınamaması ve aşılama, yumurta çatlatma gibi tedaviler neticesinde olumlu sonuç alınamaması olarak gösterebilmektedir. Tüp bebek tedavisi seçeneğinin değerlendirilmesi gerektiğine işaret edecek durumlar şu şekilde sıralanabilmektedir:

  • Fallop tüplerinin tıkanmış olması hamile kalınma ihtimalini azaltmaktadır.
  • Fallop tüplerinde hasar olması da aynı şekilde yumurtanın döllenmesini zorlaştırmaktadır.
  • Çiftler çocuk sahibi olduktan sonra korunmak için tüplerini bağlatabilmektedir. Bu durumda tekrar çocuk sahibi olunmak istenmesi halinde tüplerin açılması başarı olmamaktadır. Bu nedenle tüp bebek tedavisinin tercih edilmesi gerekebilmektedir.
  • Yumurtlama bozuklukları durumlarında tüp bebek tedavisi gerekebilmektedir.
  • Çikolata kisti olarak bilinen endometriyozist durumunda tüp bebek tedavisi gerekebilmektedir.
  • 40’lı yaşlarda iyi huylu tümörler olarak bilinen fibroidler yaygın olarak görülebilmektedir. Bu durumda tüp bebek tedavisi gerekebilmektedir.
  • Spermlerin zayıf hareket etmeleri yumurtanın döllenmelerini zorlaştırmaktadır. Bu durumda da tüp bebek tedavisi gerekebilmektedir.
  • Kısırlığın sebebinin bulunmaması halinde tüp bebek tedavisi denenebilmektedir.
  • Ailede genetik bir bozukluk olması halinde genetik tarama yapılan tüp bebek tedavileri sağlıklı bir gebelik ve sağlıklı bir bebek açısından oldukça önemlidir.
  • Kemoterapi ve radyoterapi gibi tedaviler doğurganlığı azaltabilmektedir. Bu durumda tedavi öncesinde dondurulmuş embriyo tedavisi kullanılarak embriyolar saklanabilmektedir.

Tüp Bebek Tedavisinin Riskleri Nelerdir?

Tüp bebek tedavisinin riskleri, kişilerin tedaviye hazırlanmadan önce bilmesi gereken konulardan bir diğeridir. Bu sayede tedaviye tam bilinçli bir şekilde hazırlanmak mümkün olmaktadır. Tüp bebek tedavisinin riskleri şu şekilde listelenebilmektedir:

  • Tüp bebek tedavisine dair bilinmesi gereken önemli detaylardan birisi çoğul gebelik yaşanması ihtimalidir. Birden fazla embriyonun rahme yerleştirilmesi halinde çoğul gebelik gözlenebilmektedir. Bununla birlikte genç ve sağlıklı kadınlarda yalnızca tek bir embriyo hücresinin yerleştirilmesi dahi yeterli olabilmektedir.
  • Yapılan araştırmalar tüp bebek tedavisinde erken doğum riskinin arttığını ortaya koymuştur.
  • Düşük yapmak pek çok parametreye bağlıdır. Bu nedenle yalnızca tüp bebek tedavisine bağlamak doğru değildir. Ancak yapılan araştırmalar tüp bebek tedavisinin ilerleyen yaşlar için düşük riskini az da olsa arttırdığını ortaya koymuştur.
  • Tüp bebek tedavisi sürecinde iğneyle doğurganlık ilaçları yapılmaktadır. Bu tedavi neticesinde yumurtlamanın tetiklenmesi amaçlanmaktadır. Ancak yumurtalıkların aşırı uyarılması sendromu meydana gelebilmektedir. Bu durumda yumurtalıklar aşırı uyarılmakta, ağrı ve şişmeye neden olmaktadır.
  • Tüp bebek tedavisi çiftler için stresli bir süreç olabilmektedir. Finansal ve fiziksel olarak çiftleri bu sürece hazırlıklı olması gerekmektedir.

Tüp Bebek Tedavisi Başarı Oranı

Tüp bebek tedavisinde başarı ihtimali, birçok farklı parametreye bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bu nedenle doğrudan bir belirleme yapmak doğru olmamaktadır. Bununla birlikte tüp bebek tedavisinin başarı oranı en yüksek tedavi yöntemlerinden birisi olduğu söylenebilmektedir. Tüp bebek tedavisi başarı oranını değiştiren en önemli husus kişinin yaşıdır. Kişinin yaşının ilerlemesi hamile kalma şansını azaltmaktadır. Kişilerin hamilelik planlaması yaparken en sık yaptığı hatalardan birisi diğer planlarını ertelemek yerine hamilelik planlarını ertelemektir. Ancak ilerleyen dönemlerde gebe kalma şansı azaldığı için çiftler bu süreçte sıkıntı yaşayabilmektedir. Tüp bebek tedavisinde yaşa göre başarı oranları şu şekilde listelenebilmektedir:

  • 30 yaşın altındaki kişilere yapılan tüp bebek tedavilerinde başarı oranı %60 oranının üzerindedir.
  • 35 yaşın üzerindeki kişilere yapılan tüp bebek tedavilerinde başarı oranı %40 olarak belirlenmektedir.
  • 40 yaşın üzerindeki kişilere yapılan tüp bebek tedavilerinden başarı oranı %15 olarak belirlenmiştir.

Bununla birlikte bu belirlemelerin tedaviyi yalnızca bir kez deneyen kişiler arasında yapılan bir istatistik olduğunu da bilmeniz gerekmektedir. Tüp bebek tedavisi birden fazla kez yapılabilen bir tedavidir. Tedaviyi 4 kez deneyenlerde başarı oranının %90’ın üzerine çıktığı görülmüştür. Tedavi sürecinde kişilerin uygun görmesi halinde embriyolar dondurularak saklanmaktadır. Bu durumda sonraki tedavilerde bu embriyolar kullanılarak hem maliyet hem de fiziksel yorgunluk azaltılabilmektedir. Tüp bebek tedavisi ortalama 15 gün civarında sürmektedir. Bu sürenin yalnızca 1- 2 saatlik kısmında hastanede yatış gerçekleşmektedir. Bu açıdan çiftlerin başarısız olması halinde tekrar tedaviye başlamaları bebek sahibi olabilmeleri için oldukça önemlidir. Tedavinin kısa sürmesi tekrar tedaviye başlamayı kolaylaştırmaktadır.

Tüp Bebek Tedavisinde Başarı Oranını Arttıran Etkenler

Tüp bebek tedavisine başarı oranına etki eden etkenler kısaca şu şekilde listelenebilmektedir:

  • Kadının yaşı başarı oranını etkileyen en önemli etkendir.
  • Kişinin yumurta rezervi başarı oranını etkilemektedir.
  • Sperm sayısı başarı oranını etkilemektedir.
  • Sperm ve yumurta kalitesi başarı oranını etkilemektedir.
  • Sağlıklı bir beslenme düzeni yumurta ve sperm kalitesini arttırdığı için başarı oranını olumlu yönde etkilemektedir.
  • Kişinin kilolu olması veya ideal kilosundan daha zayıf olması tüp bebek tedavisinde başarı oranını olumsuz yönde etkilemektedir.
  • Genetik problemler olması tüp bebek tedavisinde başarı oranını etkilemektedir.
  • Sigara ve alkol kullanımı tüp bebek tedavisini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle tedaviden önce sigara ve alkol kullanımını bırakmak ve tedavi sürecinde de kullanmamak tüp bebek tedavisinin başarısını arttırmak için önem arz etmektedir.
  • Yapısal sorunlar olması tüp bebek tedavisinde başarı oranını olumsuz etkilemektedir.

Tüp Bebek Tedavisi Bebek için Sağlıklı Bir Tedavi mi?

Tüp bebek tedavisinin doğacak bebeğin sağlığına etkisi, en merak edilen noktalardan birisidir. Bu noktada kişilerin endişe etmesini gerektirecek bir durumun olmadığı rahatlıkla söylenebilmektedir. Genetik veya doğumsal bir anormallik yaşanma riski normal yolla doğan veya tüp bebek tedavisi ile doğan bebekler açısından değişiklik göstermemektedir.

Tüp Bebek Tedavisi Anne için Sağlıklı Bir Tedavi mi?

Tüp bebek tedavisinin annenin sağlığına etkisi de tıpkı bebeğe etkisi gibidir. Yani annenin sağlığına olumsuz yönde bir etkisi bulunmamaktadır. Ancak tüp bebek tedavisi sırasında verilen ilaçlar nadiren de olsa geçici yan etkilere neden olabilmektedir. Bu yan etkiler şu şekilde örneklendirilebilmektedir:

  • Göğüslerde hassasiyet
  • Yorgunluk
  • Gerginlik
  • Ruh halinde değişim
  • Baş ağrısı