Ana Sayfa Blog Sayfa 15

Sperm Bankası Yasağına Çare Yurt Dışında

turkiyedeki-sperm-bankasi-yasagina-care-yurtdisinda-araniyor
turkiyedeki-sperm-bankasi-yasagina-care-yurtdisinda-araniyor

YORGO SPERMİYLE TÜRK TÜP BEBEK

Tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olamayanların başvurduğu son çare donasyon. Başkasından alınan sperm ya da yumurta nakliyle gerçekleşen bu döllenme yöntemi ülkemizde yasak olduğu için, aileler sperm veya yumurta almaya yurt dışına çıkıyor. Türk ailelerin tercih ettiği ülkelerin başındaysa Yunanistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti var. Bu ülkelerin tercih edilme nedeni, doğan bebeklerin görünüm itibari ile “yabancı” olduğunun anlaşılmaması.

Gelişen teknoloji sayesinde, tüp bebek ya da mikroenjeksiyon gibi çok bilinen tedavi yöntemlerinden sonuç alamayan birçok çiftin çocuk sahibi olmaktan vazgeçmeleri gerekmiyor artık. Eşlerden birinin kısır olması halinde, bebek özlemlerini “evlat” edinerek dindirmek istemeyen bu çiftler için son çare “Donasyon”. Yani, bir başkasından alınan sperm ya da yumurta nakliyle bebek sahibi olmak. Hatta babasız bebek sahibi olmak isteyen pek çok bekar kadın, doğrudan bu yöntemle anne olmayı tercih ediyor.

Bekar annelik pek rağbet görmese de ülkemizde de donasyon yoluyla anne ve baba olanların sayısı hiç de az değil. Ne var ki bu yöntem Türkiye’de yasal olarak uygulanabilir bir seçenek değil. Ülkemizde yasak olan bu uygulamayı yaptırmak için yurt dışına giden aileler, turizmde yeni bir akım başlatmış durumda: Üreme Turizmi.

Sperm Bankası Yasağına Çare Yurt Dışında

Bebek sahibi olmak için çareyi donasyonda arayan aileler arasında tercih edilen ülkelerin başında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Yunanistan geliyor.  Hastalar, bu ülkelerdeki kliniklere yönlendirilmeden önce tüm tetkik ve tedaviler Türkiye’deki hastane ve tüp bebek merkezleri tarafından gerçekleştiriliyor.

Uygun sperm veya yumurta bulunmasının ardından hasta nakil için yurt dışına çıkıyor. Gebelik ve doğum sürecinde, hasta yine ülkemizdeki merkez tarafından kontrol altında tutuluyor. Donasyon talebinin fazla olması dolayısıyla, bugün pek çok hastane ve tüp bebek merkezinin yurt dışında beraber çalıştığı bir klinik ya da sperm bankası var.

Slav Spermleri Fazla Sarışın

Yasal olmayan bu uygulamayla ilgili resmi kayıtlar bulunmuyor, ama Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş’a göre her yıl ortalama 20 bin- 30 bin Türk ailesi bu yönteme başvuruyor. “ Örneğin geçen yıl ülkemizde 30 bin civarında tüp bebek uygulaması yapıldı. Ama gerçek talep 150 bin. Donasyona ihtiyaç duyanların oranıysa %2 ile 5 arasında değişiyor. Anne- Baba olma yaşı ilerleyip tüp bebek yöntemi yaygınlaştıkça donasyonla bebek sahibi olanların sayısı da artıyor.”

.Prof. Tıraş. Tüp bebek tedavisini çevrelerinden saklamak isteyen Türk ailelerinin, yumurta ve sperm nakli için komşu ülke Yunanistan’ı tercih etmeleri de bir başka ironiyi ortaya çıkarıyor. Yunanistan’daki bir sperm ve yumurta bankasıyla işbirliği yapan Eurofertil Üreme Sağlığı Merkezi Medikal Direktörü Dr. Hakan Özörnek bu ironiyi şöyle açıklıyor: “ Anne ve baba çocuğun kendilerine benzemesini istiyor. Akdeniz kıyısındaki ülkelerin halkaları bizim ülkemizdeki insanlarla benzer özellikler gösteriyor.

Örneğin daha önce Polonya’da bir merkezle çalışıyordum. Tabii orada yumurta ve sperm bağışı yapanların çoğu sarışın. Türk anne-babalar ise genellikle esmer. Sperm bankası yardımı ile çocuk sahibi olmak isteyen aileler, bu durumun duyulmasını istemiyor. Ortaya sarışın bir çocuk çıkınca, durumu yakınlarına açıklamaları pek kolay olmuyordu. Yunanistan’da bu uygulamanın yasal alt yapısı gizlilik ilkesine göre düzenlendi.

Binlerce Nakil Bebek

Dr. Özörnek , işbirliği yapılan bankanın da çok önemli olduğunu vurguluyor: “ Yumurta ve spermi lise öğrencilerinden alan klinikler bile var. Hiç araştırma yapmadan, donörün genetik hastalıklara sahip olup olmadığına, enfeksiyon geçirip geçirmediğine bakmadan işlem yapıyorlar. Yunanistan’da çalıştığım sperm bankasında ise yumurta için mutlaka çocuk yapmış kadınlar seçiliyor ve tüm donörlere detaylı tetkikler uygulanıyor.” Türkiye de çok sayıda kısır çiftin özellikle Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’ne giderek çocuk sahibi olmaya çalıştığını belirten Özörnek, “Sperm veya yumurta bağışı yoluyla çocuk sahibi olmak için Türkiye den her yıl birkaç bin aile yurt dışına gidiyor”

açıklamasında bulunuyor. Bugün Yunanistan’da 50’ye yakın merkezde sperm ve yumurta nakli gerçekleştirilebiliyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ülkemizdeki kliniklerle işbirliği yapan iki merkez bulunuyor. Yakın olması, aynı dilin konuşulması gibi sebeplerden dolayı Türk aileler öncelikli olarak Kıbrıs’ı tercih ediyor. “Donasyon için ikinci sırada Yunanistan ve hemen ardından Girit geliyor” diyor Prof. Dr. Bülent Tıraş. Ama henüz Türk sperm ve yumurtalarının kullanıldığı bir merkez yok. Kıbrıs’ta donasyon uygulamasına izin verilse de sperm bankası kurulması yakın zamana kadar yasak olduğu için, bu arada naklolan sperm ve yumurtalar da İngiltere ya da Rum kesiminden alınıyor. Çünkü merkezin kurulması 2007’yi bulacak.

Türkiye de İllegal yollarla sperm nakli yapılıyor.

Ülkemizde donasyon için Yunanistan ve Girit’teki bankaları tercih eden bir başka merkez de Memorial Hastanesi Tüp Bebek Merkezi. Buraya başvuran hastaları donasyona hazırlayan Dr. Aysun Güney, her ay ortalama üç donasyon hastaları olduğunu belirtiyor. “Yunanistan’ı tercih etmemizdeki en önemli sebep, buradaki merkezin gebelik oranının yüzde 45 oluşu diyor. Dr. Güney. “Ayrıca yakın olması dışında hastalarımıza maliyeti açısından da uygun geliyor. Ancak, donasyon için merkezimize çok fazla talep olsa da ekonomik ve ailesel sebeplerden dolayı hepsi bu kararı veremiyor.”.

Dr. Aysun Güney ve diğer uzmanlar, ailelerin yumurta donasyonuna daha sıcak bakarken sperm nakli konusunda çok daha çekimser kaldıklarını vurguluyor. Dr. Hakan Özörnek’e göre bunun sebebi sperm eksikliğinin, erkeklerde cinsel yetersizlik gibi algılanması. “ Kadınların yumurtalarının olmayışı menopozdan dolayı daha kabul edilir gözüküyor. Ama erkekler eşlerinin başkasının spermiyle gebe kalmasını pek kabul edemiyor ” diyor.

tüp bebek tedavisi

Dr. Özörnek. Bu konuda uzmanların dile getirdiği bir başka çarpıcı iddia da sperm naklinin ülkemiz sınırları içinde, illegal yollarla halledildiği. Konusunda dünyanın en büyük beş merkezinden biri olan Kıbrıs Tüp Bebek Merkezi Koordinatörü Dr. Halil İbrahim Tekin, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğrenci ve asistanların spermlerinin kullanıldığının ortaya çıkmasıyla patlayan skandalı hatırlatarak, “ Aileler sperm naklini doktorlarla anlaşarak daha ucuza ve yurt dışına çıkamadan gerçekleştirmeyi tercih ediyorlar” diyor.

Merkezlerinde gerçekleştirilen donasyon uygulamalarının yüzde 65’ini Türk ailelerin oluşturduğunu söyleyen Dr. Tekin’ e göre Türkiye’deki bazı doktorlar ailelerin ya da kendilerinin bulduğu spermleri aşılama yöntemiyle çiftleri bebek sahibi yapıyor. “ Ama yasal olmayan yollardan gerçekleştirilen bu uygulama çok büyük riskler taşıyor” diyor Dr.Tekin: “ Bir kere bu spermlerin,  ne şekilde elde edildiği meçhul. Genetik bir rahatsızlık ya da enfeksiyon durumunda hastanın başvurabileceği hiçbir merci yok.”

“Düzenleme Şart!”
Prof. Dr. Bülent Tıraş ve Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tüp Bebek Ünitesi Sorumlusu Prof. Dr. Ömür Taşkın da Dr. Tekin’le hemfikir. Prof. Dr. Tıraş, “ Böyle bir durum ailenin haberi olmadan yapılamaz. Çünkü DNA testiyle eşin spermlerinin kullanılıp kullanılmadığı kolaylıkla anlaşılır” diyor. “ Ama bazen hastalar öyle ısrar ediyor ki, biz asla kabul etmesekte hasta mutlaka başka bir merkezde bir çare bulunuyor” diye ekliyor Prof. Dr. Taşkın.

Prof. Dr. Ömür Taşkın gerek yurt dışında gerekse ülkemizde illegal yollarla yapılan sperm donasyonlarıyla ilgili bir başka noktaya dikkat çekiyor: “ Diyelim ki çift, evlilikleri gayet iyi seyrederken bu  yola başvurmaya karar verdi. Ama üç yıl sonra kavgalı bir şekilde boşandılar ve adam çocuğun kendinden olmadığını iddia edip test yapılmasını istedi. Bu durumda kadının hakları nasıl savunulacak; ülkemizde yasal olmayan bir düzenleme nasıl kanıt olarak sunulabilecek?

Tüm uzmanlara göre bu sorunun ve donasyonla ilgili yaşanan diğer tüm zorlukların tek bir çözümü var: Ülkemizde donasyonla ilgili yasal bir düzenleme yapılması. Prof. Dr. Bülent Tıraş, bu düzenlemenin bir an önce yapılması gerektiğini şöyle açıklıyor: “ Her yıl 2000-3000 çift ülkemizde yasak olduğu için yurt dışına giderken, bir o kadar aile de sadece ekonomik sebepler yüzünden bu imkandan mahrum kalıyor. O zaman bu yasakla sadece maddi gücü olmayanlar mı cezalandırılacak? Netice de talep de yöntem de ortada. Hem döviz hem de tedavi sürecinin sağlıklı gözlemlenebilmesi açısından, uygulama ülkemizde de yasallaştırılmalıdır.”

Çocuk Da Yaparım Kariyer De Deyince Annelik Erteleniyor

Cocukta-yaparim-kariyerde

Annelik her kadının hayatı boyunca tatmak istediği çok özel bir duygu… Ancak yoğun iş yaşamı ve kadının aldığı sorumlulukların hızlı artışı, ileri yaşta anne olmayı da beraberinde getiriyor. Ama ilerleyen yaşlarda gebelik zorlaşırken, sağlıklı bebek doğurmak da güçleşebiliyor.

İleri yaş gebelikleri sıkı bir takip gerektiriyor. Özellikle 40 yaş üstü gebelerin durumunu mutlaka bir iç hastalıkları uzmanı veya kardiyolog da takip etmeli. Anne adayının hiçbir sağlık sorunu olmasa bile tansiyonu ve kan şekeri ölçülmeli, bunlardan çıkan sonuçlara göre bir diyet programı uygulanmalıdır

Pek çok kadının 50’sinden sonra hamile kalmasını sağlayan Dr. Halil İbrahim Tekin, ileri yaş anneliğinin riskleriyle ilgili merak edilen soruları yanıtladı.

Çocuk Da Yaparım Kariyer De Deyince Annelik Erteleniyor! İleri yaşlarda kadınların doğal yoldan hamile kalması mümkün mü? 

Bazen çok çocuk doğurmuş kadınlarda menopoza girme yaşı uzayabiliyor. ‘Çok çocuk’ derken 7-8 doğumu kastediyorum. Onlarda bazen 45-46 yaşında da hamilelik görebiliyoruz. Ancak son derece nadirdir, 50 yaşından sonra ise çok ender görülen bir durumdur. Mutlaka yardımcı üreme tekniklerinin kullanılması gerekir.

İleri yaştaki hamileleri ne gibi riskler bekliyor? 
Yoğun iş hayatı ve kadınların sorumluluklarının hızlı artışı, ileri yaşta anne olmayı da beraberinde getiriyor. Annelik her kadının tatmak istediği bir duygudur. Ama ileri yaşlarda gebe kalmak zorlaşırken, aynı zamanda sağlıklı bir gebelik dönemini sürdürmek ve sağlıklı bebek doğurmak da güçleşiyor. Düşük riskindeki artışla birlikte bu gebeliklerin çoğu, yardımcı üreme teknikleriyle gerçekleşmiş olmasının verdiği çoğul gebelik riskleri ile birleşiyor. Sistemik hastalıklar ilerleyen yaşla birlikte baş gösteriyor. Bu sorunlardan en önemlileri de şeker hastalığı ve hipertansiyon oluyor. Bu iki hastalığın yanı sıra gebelikte ortaya çıkan kalp yetmezliği, doğum sonrası kanamalar, erken doğum, ölü doğum ve plasenta bozuklukları da görülebiliyor.

Çocuk Da Yaparım Kariyer De DÜZENLİ TAKİP EDİLMELİ

İleri yaş gebelikleri nasıl takip edilmelidir? 
Birçok risk faktörünü bir arada tutan, belki de en riskli gebelikler sayılan ileri yaş gebeliklerinde; çok yakın ve dikkatli bir takip gerekiyor. Her gebelik özen gerektirirken, bu tür gebeliklerde çok daha fazla özene ve bilgiye ihtiyaç duyuyorlar. Bu nedenle gebe takibi mutlaka, işin en ehli ve tecrübeli ellerde olması gerekiyor.

Multidisipliner yaklaşım ve yakın ilgi gerektiren ileri yaş gebelikleri, mutlaka bu konuda uzmanlaşmış ve tecrübe edinmiş merkezlerde takip edilmeli ve gerekli olan tahlilleri yaptırarak, destekleyici tedavilerini almalıdır. Hastaların hiç bir tansiyon sorunu olmasa bile, evinde tansiyon takibi yaptırmaları ve bunları düzenli kayıt etmelerini istiyoruz.

Özellikle 40 üstündeki gebeler mutlaka bir iç hastalıkları uzmanı veya kardiyolog ile birlikte takip edilmeli. Düzenli olarak belirli aralıklarla kan şekeri ölçülmeli ve çıkan sonuçlara göre diyet ayarlanmalı veya insülin kullanılmalı. Birçok menopoza giren veya tüp bebek dahil gebelik şansı elde edememiş kadınlar, yurtdışında yumurta bağışı (donasyon) yöntemi ile gebelik elde ediyorlar. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı bu yöntemin kullanılmasına izin vermiyor. Özellikle bu şekilde elde edilmiş gebeliklerin ilk 3-4 aydaki takibi belirli hormon takviyeleri gerekiyor. Bu sebeple gebelik takipleri tecrübeli ve bu konuda uzmanlaşmış doktorlar tarafından yapılmalı.

BEBEĞİN GELİŞİMİNE DİKKAT! 

İleri yaş gebeliğin bebek üzerinde etkisi var mı?
Anne adayı üzerine riskli bir durum oluşturan ileri yaş gebeliği; bebeğin veya bebeklerin üzerinde de olumsuz etkiye sahiptir. Artan tansiyon şikayeti ile birlikte bebeğe giden kan miktarında azalma, plasenta ayrılması, pıhtılaşma bozuklukları ve sıvı azalması ile birlikte bebekte hafif gelişme geriliğinden anne karnında ölüme kadar geniş bir risk yelpazesi taşıyabilir.

Şeker yükselmesi ve kontrol altına alınmamış diyabet de bebekte aşırı büyüme ve buna bağlı doğum travması, doğum sonrası şeker düşüklüğü, şeker hastalığına ve obeziteye yatkınlık ve ani ölümler beklenebilmektedir. 35 yaşından sonra oluşan gebeliklerde de kromozom anomalileri de artmaktadır. Bu anomalilerden en yaygın olanı ‘trizomi21’ denen ‘Down sendromu’ ya da bilinen adı ile ‘Mongolizm’ tanısı, gebeliğin erken haftalarında yapılan CVS veya amniyosentez ile konulmalıdır.

GENELLİKLE ERKEN DOĞUM 

İleri yaş gebeliklerinde doğum ile ilgili sorunlar var mı?
İleri yaş gebeliklerinde erken doğum 4 kat daha fazla görülmektedir. Bunun sebebi olarak ‘yaş’, tek başına bir faktör olarak gösterilirken, artan gebelik sorunlarını engellemek amacıyla erken gebelik gebelik erken sonlandırılabilir. Özellikle ‘preeklampsi’ denilen artmış tansiyon ve idrarda protein kaybı ile giden oldukça riskli bir durum olan bu hastalığın tek tedavisi gebeliğin sonlandırılmasıdır. Preeklampsi sonlandırılmaz veya fark edilmezse ‘eklampsi’ denilen nöbet atakları ve beyin ödemi ile seyreden ölümcül bir durum ortaya çıkabilir, bu gibi durumlarda da gebelik sonlandırılmalıdır.

Gebelik haftasına bakılmaksızın yapılan bu sonlandırılmalar sonucunda erken doğuma bağlı prematürite oranı artmaktadır. Kontrol altına alınmamış şeker hastalığına bağlı olarak anne karnında bebek aşırı kilo almaktadır ve buna bağlı olarak doğum travmaları görülebilmektedir. Bütün bu nedenlerden dolayı ileri yaştaki anne gebeliklerinde sezaryenle doğum oranı normal gebeliklere göre iki kattan fazla artış gösteriyor

Bebeklerime bakabilecek kadar dinçim 
Uyku sorunum dışında hiçbir problemim yok. Annelik fiziksel performans gerektiren bir durum değil. Zaten bu tedavi yöntemine başlamadan önce check-up’larım yapıldı ve tamamen sağlıklı olduğum anlaşıldıktan sonra anne olmaya karar verdim. Kendimi bebeklerime bakabilecek kadar dinç hissediyorum. Ancak şunu söylemek isterim anne olmak bir kadına verilmiş en büyük nimet. Tıp kaç yaşında izin veriyorsa o yaşta yapılmalıdır

Hamilelik için hiçbir zaman geç değil 
Ancak sekiz yıl önce evlenebildim. Çalışan kadınlar için evlilik ve iş hayatını sürdürmek çok zor oluyor. Benim de yaşam mücadelem 40’lı yaşlarımdan sonra durulunca kendime vakit ayırdım. Eşimle evlendiğimiz ilk günden itibaren çocuk istiyorduk. Ancak yaşımın geç olduğunu biliyordum. 45’ime geldiğimde doktorlar ‘artık çok geç’ demişti. Bugün 51 yaşımdayım ve geç olmadığını gördüm. İki yıl önce de menopoza girdim. Tüp bebek tedavisi maliyetli bir uygulama olduğu için para biriktirmeye başladık. Arkada bıraktığım yılların tam olarak nasıl geçtiğini doğrusu anlayamadım. Ben 51 yaşıma, eşim de 55 yaşına gelmişti. Evleneli tam sekiz yıl geçmişti.

DÜNYANIN EN GÜZEL HABERİ

Sonra artık daha fazla beklememeye karar verdik. Geçtiğimiz yıl işten ayrılıp tazminatımı elime alınca; ‘artık bebek istiyoruz’ dedik ve bu parayla nasıl tüp bebek sahibi olabileceğimi araştırmaya başladım. İnsanlar 130 yaşına kadar artık yaşıyorlar. Mutlaka 20’li yaşlarda hamile kalınacak diye bir zorunluluk yok hayatta. Kıbrıs’a gidip tedavimizin ilk adımını attık. Aradan birkaç hafta geçti, yapılan testlerde hamile olduğum anlaşıldı. Haberi aldığım zaman hissettiklerimi anlatacak kelime henüz yok. Dünyanın en güzel haberiydi benim için.

ARTIK ACEMİLİĞİM YOK 

Şimdi dört aylık hamileyim, ikiz bebeklerim dünyaya geldiklerinde onlara verebileceğim çok şey olduğunu düşünüyorum. Artık 20’li yaşların acemiliğini üzerimden attım ve hayata daha rahat bakabiliyorum. Bu yaşta çocuklarımı büyütmenin tadını çıkartacağım.

Tüp Bebek Tedavisinde Progesteron Kullanımı

Tüp Bebek Tedavisinde Progesteron Kullanımı
Tüp Bebek Tedavisinde Progesteron Kullanımı

Tüp Bebek Tedavisinde Progesteron Kullanımı ;Genellikle yumurta toplama günü başlanan progesteron tüm kliniklerde gebeliğin 12. haftasına kadar kullanılmaktadır. Bu sürenin neden 12. Gebelik haftasına kadar olduğunu kimse bilmemekte ancak gelenek halinde kullanılmaktadır .İnsan fizyolojisi ile yani insan doğasiyla uğraşan bilim adamları embriyo transferini takiben plasenta veya Koryon Villusleri denen (dilimizde Eş olarak adlandırılan) yapının progesteron hormonunu salgılama işlemini 15 gün içinde sağladığını belirtmişlerdir.

Yapılan hayvan deneyleri ise gebelik süreleri farklı olmakla beraber bazı maymun türlerinde buna benzer sonuçlar alınmıştır.

Tüp Bebek Tedavisinde Progesteron Kullanımı Embriyo transferini takiben hangi süreyle Progesteron Kullanılmalıdır?

Dünya üzerindeki tüp bebek kliniklerinin %90 a yakını bu ilacı Embriyo transferini takiben 9 hafta süreyle kullanmaktadır. Biz de klinik olarak tam 18 yıldır aynı şekilde kullanmaktayız. Bu sürenin ne kadar olması gerekli olduğu sorusunu 10 yıldır kendimize sormaktayız. Yaptığımız bilimsel yayınlar ile ilgili taramada bu sorunun cevabını bulamadık. Ancak bu gün bu sorunun cevabını bilmekteyiz. İngilterede yapılan, 5 yıldır süren ve bir çok merkezde birlikte sürdürülen en üst düzeyde metodoloji ile yapılan çalışmanın sonuçları çıkmıştır. Dr. Gazvani ve Kingsland’a minnet borçluyuz. Bu sonuçlar hastaların gereksiz yere progesteron kullanma sıkıntısına son verecek bilgileri bize sunmuştur. Embriyo transferini takipeden 2 hafta ile 9 hafta Progesteron kullanılması gebeliğin devamı anlamında herhangi bir fark yaratmamaktadır. Başka bir deyimle embriyo transferini değilde son adet tarihi baz alınırsa, gebeliğin 6 ıncı haftasına kadar progesteron kullanmakla 12. Haftasına kadar kullanmak arasında gebelik kayıpları açısından bir fark yoktur.

Bu yazının yazıldığı 17.08.2014 tarihi itibariyle Vajinal Progesteron kullanımını 6. Gebelik haftasında bitirmek kararındayız. Böylece 42 gün fazladan ilaç kullanma zahmeti sona erecektir.Maddi olarak da olumlu etkileri olacaktır.

Yumurta ve sperm hücresi döllendikten sonra embriyoyu beslemek üzere endometrium bezleri rahim duvarını uyarır ve kan damarlarının büyümesini sağlar. Progesteron döllenmiş yumurtanın, hazırlanmış olan rahim duvarına tutunmasını sağlar ve gebelik boyunca endometriumu korumaya yardımcı olur. Gebeliğin ilk aşamalarında progesteron ile gebeliği desteklemek ve devamını sağlamak üzere plasenta oluşur. Plasenta kurulduktan sonra, gebeliğin 12. haftası civarında progesteron, üretimi devralır. Gebelik döneminde de progesteron ‘cenin’in gelişiminde önemli bir rol oynar. Ayrıca meme dokusunun büyümesini uyarır, laktasyonu engeller, pelvik duvar kaslarını güçlendirir.

Tüp Bebek Tedavisinde Yaş Başarıyı Etkiler Mi?

Tüp Bebek Tedavisinde Yaş Başarıyı Etkiler Mi? ; “35 yaşından küçük kadınlarda tüp bebek tedavisi sonrası canlı doğum oranı yüzde 35′i bulurken, 40 yaş üzerinde yüzde 5-14 gibi daha düşük oranlardadır. Buna stresi de eklersek, tüp bebek tedavisinde yaşın ne kadar önemli olduğunu  görebiliriz.”

Tüp bebek uygulamasında başarıyı bir çok faktörün etkilediği ancak bunların başında ”kadının yaşı”nın geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bebek sahibi olamamanın günümüzde önemli bir sağlık sorunu olduğunu bilmemizin yanı sıra, aile sağlığının, toplum sağlığını oluşturduğu noktasından hareketle bebek isteyen çiftlere bu mutluluğu yaşatmanın aslında en önemli sağlık hizmetleri arasında yer aldığını biliyoruz.

Bebek sahibi olmak isteyen çiftlere bu konuda en yardımcı yöntemin tüp bebek uygulaması olduğunu, ”doğal yoldan gebelik oranının en fazla yüzde 15-20′yi bulduğunu, tüp bebek başarı oranlarının da bunun çok üzerinde olduğunu söyleyebiliriz.

Tüp bebekte uygulanan tedavi yöntemlerinin, gelişen teknoloji ve gelişen teknikler sayesinde bebek sahibi olamayan çiftler için umut olarak görüldüğü malum. Fakat çiftler bir tüp bebek uygulamasından hemen pozitif sonuç beklemektedirler, ki bu doğru bir beklenti değildir. Burada bilinmesi gereken en önemli nokta tüp bebek tedavisinin ‘eve bebek götürülünce ’ doğru tedavi olduğudur.

Tüp Bebek Tedavisinde Yaş Başarıyı Etkiler Mi? Yaşla birlikte başarı oranı düşüyor

Tüp bebek uygulamasında başarıyı etkileyen infertilite sebebi, yumurtalık kapasitesi, sperm sayısı gibi birçok faktör bulunmakla birlikte, en önemli faktörün kadının yaşıdır. Tedavi uygulanacak kadının yaşı, tüp bebek tedavisinin başarısı için son derece önemlidir. 1-2 milyon yumurtalık rezervi ile dünyaya gelen bir kız çocuğunun yumurtalık rezervi adet görmeye başladığı yaşlarda 250-300 bine kadar düşmekte menopoz dönemine kadar hızla azalmaktadır. 37 yaşından sonra ise hem yumurtalık rezervindeki kayıp belirginleşmekte hem de yumurtanın kalitesi düşmektedir. Bir kadının hamilelik için en verimli yaşı 25-34 yaş arasıdır. Kadının yaşı ilerledikçe hem yumurta kalitesi hem de yumurta sayısı azalmaktadır. Buna paralel tedavinin başarı oranı ilerleyen yaşa bağlı olarak azalmakta, düşük riski de artmaktadır.

Naboth Kistleri Nedir?

Naboth Kistleri Nedir?
Naboth Kistleri Nedir?

Naboth Kistleri Nedir;Rahim ağzında yani Vajinal tarafta olan giriş ile rahim içindeki üçgen şekilde bulunan boşluğa kadar olan kanala servikal kanal denir. Bu kanalda rahimin girişindeki mukus tıkacını üreten salgı bezleri vardır. Bu salgı bezlerinin ağzı tıkanırsa Naboth denilen kistler oluşur. Tedavi etmek gerekmez.

Naboth Kistleri Nedir? Nasıl oluşur?

Serviks kanalı normalde mukus salgılayan ve Naboth adı verilen salgı bezleri ile döşenmiştir. Bu salgı bezlerinin dışarıya açılan ağızları “metaplazi” adı verilen normal bir süreç neticesinde normal hücre tabakası ile kaplanır ve tıkanır. Bu değişimin sonucunda Naboth bezlerinin salgısı dışarıya akamaz ve bez şişmeye başlar. Salgı biriktikçe bez genişler ve rahim ağzı üzerinde yüzeyden kabarık küçük kistik bir oluşum halini alır.

Serviks kanalı normalde mukus salgılayan ve Naboth adı verilen salgı bezleri ile döşenmiştir. Bu salgı bezlerinin dışarıya açılan ağızları “metaplazi” adı verilen normal bir süreç neticesinde normal hücre tabakası ile kaplanır ve tıkanır. Bu değişimin sonucunda Naboth bezlerinin salgısı dışarıya akamaz ve bez şişmeye başlar. Salgı biriktikçe bez genişlemeye başlar ve rahim ağzı üzerinde yüzeyden kabarık küçük kistik bir oluşum halini alır.

naboth kistler nedir

Muayenede yüzeyden kabarık soluk renkli kabarcıklar olarak görülür. Bazen yalnızca ultrason incelemesinde fark edilebilir. Kistler tek ya da gruplar halinde birden fazla sayıda olabilir.

Kist oluşumuna neden olan bu değişimin en önemli nedeni doğum yapmış olmaktır. Kistler genelde üreme çağındaki doğum yapmış kadınlarda görülür ve normal bir bulgu olarak kabul edilir. Naboth kistleri menopoz sonrası dönemde serviks üzerini kaplayan mukoza tabakasının incelmesine bağlı olarak da görülebilir. Daha az rastlanılan bir diğer neden ise kronik serviks enfeksiyonudur.

Bulgular 
Naboth kistleri genelde herhangi bir bulgu vermez. Teorik olarak her kadında da bulunur.  Bazan çok büyüdüklerinde sürekli bir vajinal akıntı ve rahatsızlık hissi yaratabilirler.

Nabothi kistleri teşhisi nasıl konur?
Teşhis başka bir şikayet nedeniyle yapılan ya da rutin muayene sırasında konur. Hemen her zaman normal muayene bulgusu olarak değerlendirilir.

Çok nadiren boyutlarının çok büyük ya da görünüşünün alışılmışın dışında olduğu durumlarda kolposkopi eşliğinde biyopsi gerekebilir.

Naboth kistleri kronik oluşumlardır ve tedavi edilmedikleri takdirde kendiliklerinden kaybolmazlar.

Nabothi kistlerinin tedavisi
Normal muayene bulgusu olarak kabul edildiklerinden genelde tedavi gerekmez. Şart olmamakla birlikte yakma ya da dondurma tedavisi uygulanmasının bir zararı yoktur.

Koruyucu önlemler
Normal muayene bulgusu olarak kabul edildiklerinden oluşmalarına engel olmak için bir önlem almak gerekmez.  Özellikle bir takım enfeksiyonların kronik hale geçmeksizin tedavi edilmesi önemlidir.

Naboth kistleri normal oldukları ve şikayet yaratmadıkları için doktor muayenesi gerektirmezler, ancak cinsel yönden aktif kadınlarda herhangi bir yakınma olmasa dahi yılda bir kez rutin check-up için jinekologa gidilmesi ve jinekolojik muayenelere de smear testinin ilave edilmesi önerilmektedir.

Adenomiyozis Nedir?

Adenomiyozis nedir
Adenomiyozis nedir

Adenomiyozis nedir; Endometrium içinde bulunan, endometriumu oluşturan dokunun rahimde daha içeride bulunan kas tabakasına gitmesidir. Sebebi bilinmemektedir. Tüp bebek yaparken her hangi bir şekilde alınması gerekmez.

Adenomiyozis nedir? Nasıl tanı konur?

Adenomiyozis en çok 30-50 yaşlarında ve doğum yapmış kadınlarda görülen bir hastalıktır. Hastalığın östrojen hormonu yüksekliğine bağlı geliştiğine inanılmaktadır. Bu nedenle yine östrojene bağlı miyom ve endometriyozis (endometriyum tabakasının rahim dışı organlarda da olması) gibi hastalıklarla sıklıkla birlikte görülür. Adenomiyozis sık rastlanan bir hastalık olmasına rağmen tanı koymak zordur. En önemli adım hastalıktan şüphelenmek ve araştırmaktır. Adenomiyoziste en önemli klinik bulgular adet kanamalarında artma ve ağrılı adettir. Ayrıca cinsel ilişki sırasında ağrı ve kısırlık da bulunabilir. Ancak bu şikayetler miyom ve Adenomiyozis de görülebilir.

Adenomiyozis, rahim içi tabakanın (endometrial dokunun) rahmin kas tabakası (myometrium) içine doğru ilerlemesidir. Bu da rahmin kas tabakasının kalınlaşmasına neden olur. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte artmış östrojen düzeyiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Adenomiyozis genellikle menopozdan sonra kaybolmaktadır.

Adenomiyozis risk faktörleri:

  • 40-50 yaşlar arasında olmak
  • doğum yapmış olmak
  • sezaryen ya da myom alınması gibi bir rahim ameliyatı geçirmiş olmak

ADENOMİYOZİS BELİRTİLERİ NELERDİR?

Adenomiyozis hastalarında bazen hiç belirti olmayabilir veya hafif rahatsızlıklar görülebilir. Ancak çoğu hastada belirgin şikayetler mevcuttur. En sık görülen belirtiler şunlardır:

Aşırı ve uzun süren adet kanaması. Adet sırasında ciddi kramplar veya karın bölgesinde bıçak saplanır gibi ağrı. Tüm adet süresince devam eden kramplar ve yaş ilerledikçe artan şikayetler. İlişki sırasında ağrı. Adet dışı dönemlerde de ara kanamalar. Adet sırasında pıhtılı kanama

ADENOMİYOZİS TANISI NASIL KONUR?

Adenomiyozis tanısında ilk adım pelvik muayenedir. Pelvik muayenede büyümüş ve hassas rahim ile kendini belli eder. Ultrasonda fundusun çeşitli kısımları kalın, rahim içi tabaka düzensiz olarak gözlenir. Düzensiz ve aşırı kanamalar myomlarda da görülebildiğinden en çok myomlarla karışır. Ayırıcı tanıda MR görüntüleme en doğru sonucu verir. Çoğu zamanda teşhis çeşitli nedenlerle yapılan rahim alma ameliyatlarında patoloji sonucuyla belirlenir.

ADENOMİYOZİS TEDAVİSİ

Anti-inflamatuar ilaçlar:

Adetten 2-3 gün önce başlamak suretiyle anti-inflamatuar ilaçlar verilebilir. Bu ilaçlar kanamayı azaltmaya ve ağrıyı hafifletmeye yardımcı olurlar.

Hormon tedavisi :

Kombine östrojen – progesteron içeren doğum kontrol hapları, hormon içeren bantlar ya da vajinal halkalar fazla kanamayı ve adenomiyozise bağlı ağrıyı azaltmaya yardımcı olur. Sadece progestin içeren rahim içi araç (MİRENA) ya da sürekli kullanımlı doğum kontrol hapları amenoreye (adetlerin durmasına) neden olarak semptomları azaltır. GNRH analogları tedavide kullanılabilir fakat menopoz benzeri semptomlara neden olduklarından ön planda tercih edilmemektedir.

Uterin arter embolizasyonu:

Bu teknikte adenomiyozisten etkilenmiş bölgeyi besleyen damarlarda kan akımı kesilerek lezyonların küçülmesi amaçlanır.

ERA Testi Kimlere Yapılır?

ERA Testi Kimlere Yapılır
ERA Testi Kimlere Yapılır

ERA Testi Kimlere Yapılır;Çok kaliteli yumurta, sperm ve embriyosu  olup ta tüm diğer faktörlerin incelenmesine rağmen (HSG, genetik testler, endometrial kalınlık, tiroid hormonları) bir sebep bulunamayan, üst üste tüp bebek deneyip (en az 3 kez) gebe kalamayan 35 yaş altı kadınlara yapılır. İyi takip edilen hastalarda Endometriuma bağlı tüp bebek başarısızlık oranı %5 civarındadır.

ERA Testi Kimlere Yapılır?

Progesteron değeri normal olan hastalarda yukarıdaki durumlarda bile ERA yaptırmıyoruz.

ERA testi endometrial biyopsi ile yapılan rahmin genetik durumuna  bakılan bir testtir. Elde ettiğimiz ERA sonuçları için her 4 kadından birinde rahmin normal transfer gününde embriyoyu kabul etme sürecinde olmadığını gösterir. Bunun öncesinde veya sonrasında kabul etme aşamasında olduğunu gördük. Bu kadınlarda normal transfer ya da planlanan 5. Gün transferi yerine bunun ERA sonuçlarına göre rahmin alış kapasitesini ölçerek 5. gün yerine 7. günde veya 4. Gün şeklinde transfer yapılmasının tüp bebek başarılarını arttırması mümkün oluyor. ERA testi normal uyarılmış sikluslarda uygulanan bir test değil.

Çünkü uyarılmış sikluslarda kullanılan yüksek doz hormonlar rahim ortamını genetik çalışmalar bakımından kolay çalışılabilir hale getirmiyor. Dolayısıyla siz ERA testini ya natural-doğal sikluslarda yumurtlama zamanına takiben 7. gün civarında normalde 5. gün transferi yapıyormuşçasına yapabilirsiniz. Ya da progestron verilen uyarılmış sikluslarda progestronu takiben 5. gün ya da 7. gün şeklinde ERA testiyle örnekleme yaparak rahmin embriyo açısından alış kapasitesini ölçebilirsiniz. Bu test sonuçlarına göre planlanan embriyo transferlerinde başarının çok daha ileri aşamalara ulaşması da mümkün. Sadece embriyonun implantasyon transferi değil aynı zamanda rahminde burayı kabul eder açıdaki gün ayarlamaları da tedavide son derece önemli. Yapılan çalışmalarda artık bunu daha iyi gözlemleyebiliyoruz.Daha ileriki çalışmalarda endometrial biyopsi yerine yavaş yavaş sadece sıvı örneklemesiyle de benzer bilgiler almak mümkün olacak.

Era Testi

Başarılı bir embriyo implantasyonu için, endometriyumunun en iyi koşulda olması gereklidir. Embriyo için en ideal durum endometriyumun belirli bir kalınlığa ulaşması ve lokal kan akışının artmasıdır. Adet döngüsü sırasında, endometriyumun en ideal durumda olduğu kısa bir süre vardır. Bu aşama implantasyon penceresi olarak adlandırılır. İmplantasyon penceresi aşamasının, yumurtlama gününden sonraki 6 ile 10 gün civarında olduğu düşünülmektedir. ERA testi, bu implantasyon penceresi aşamasının beklenen zamanda olup olmadığını belirleyebilir. Bu sayede embriyo transferi için planlanacak olan zaman dilimi daha doğru ayarlanabilir.

ERA Testinin Yerini Tutacak Daha Ucuz Bir Test Var Mıdır?

Era Testi
Era Testi

Yumurta çatlatma günü yapılan progesteron testi veya doppler ölçümleri reseptivite ya da tutunma testi kadar bize bilgi vermektedir. ERA testi hem çok pahalı hem de gecikmeye yol açar. Biz progesteron ile takip yapmaktayız.

Era Testi

Tüp bebek tedavilerinde başarı için en önemli 2 faktörden birisi embriyo diğeri de embriyonun bırakıldığı(transfer) edildiği anne rahmidir. Bu iki faktör de iyi olduğunda gebelik elde etme başarısı da iyi olmaktadır. Her iki faktörden birisinin kötülüğü başarıyı olumsuz etkilemektedir. Yani elimizde olan çok iyi bir embriyoyu, gebeliğin  yerleşmesi  için uygun zamanda  olmayan bir rahmin (endometrium) içine transfer edersek  bu embriyo tutunamayacak ve gebelik oluşmayacaktır. Tabii bunun tam tersi de geçerlidir. Yani kötü bir embriyoyu uygun rahim içine transfer edildiğinde de gebelik oluşmayacaktır.

Tüp bebek işlemlerinde embriyo transferi yumurta toplanmasından 2 ile 5 gün arasında yapılmaktadır. Yumurta çatlatıcı iğne verildikten 34-36 saat sonra yumurtlama olmakta(tüp bebekte yumurtalar  toplanmakta) ve  bu hormonun(LH hormonu) etkisi ile yumurtaların içinden çıktığı foliküllerden progesteron hormonu salgılamaktadır.

Ayrıca yumurta toplama işlemi sonucu hastalara destek amaçlı progesteron içeren ilaçlar verilmektedir. Progesteron hormonunun görevi rahimi yani endometriumu embriyonun yerleşmesine hazırlamasıdır. Buna endometrial reseptivite denmektedir, Türkçe tam karşılığı olmasa da “rahim zarının  kabul edebilirliği” diye yorumlayabiliriz. Yani misafir geldiğinde evin hazır olması, yemeğin ve ikramların hazırlanmış olması en önemlisi kapının açık olması gerekir.

Era Testinin Alternatifi

Rahim zarı her zaman embriyoyu yerleşmesi için kabul etmez implantasyon penceresi dediğimiz bu dönem yumurtlamadan (yumutlamayı sağlayan LH hormonu salınımından) 3-6 gün sonradır. Bu dönem sonrası kapı kapanır, yani bu dönem dışında embriyo gelirse  rahime tutunamaz  ve gebelik oluşmaz.

Yapılan bilimsel çalışmalar kadınların çoğunda  implantasyon döneminin  LH salgısında sonraki 3-6 gün içerisinde olduğunu gösterse de tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı olan hastaların incelenmesinde bazı kadınlarda bu rahim içi kabul edilebilirlik (endometrial receptivity) döneminin farklı olduğunu ortaya koymuştur.

Bu hastalarda tüp bebek başarısızlığın sebebi embriyonun uygun olmayan dönemdeki rahime bırakılması olduğu anlaşılmıştır. Bu gelişmeler sonucu rahimin veya rahim zarının gebeliğe uygun olduğunu belirleyen bir test geliştirilmiştir. Bu teste ERA (Endometrial Receptivity Assay) adı verilmiştir.

Kimlere Yapılır?

ERA testi İspanya’da IVI grup denilen grup tarafından geliştirilmiştir. Test şöyle yapılır, tüp bebeğe başlamadan önceki aylarda ultrason ile yumurta gelişimi takip edilir, adetin 11. Günü izleme başlıyor. Yumurta büyüklüğü 15 mm ulaştığında kan veya idrardan LH hormonuna günlük bakılıyor, hormon salınmaya başlayıp en yüksek değere çıktığı gün tespit ediliyor.

Bu gün “0”.  gün kabul edilerek 7. Gün rahim içerisinden 3 mm plastik bir kanül ile  basit bir şekilde örnek alınıyor, alınan bu örnek IVI nin gönderdiği özel tüplere  konularak İspanya’ya inceleme için gönderiliyor. Laboratuvar 238 geni inceleyerek rahim zarının uygunluğunun olup olmadığı 10-15 gün sonra bildiriyor.

ERA testi sonucu 2 şekilde geliyor

  • Endometrial reseptivite uygun(Receptive)
  • Endometrial reseptivite uygun değil (Non-receptive)

Eğer  rahim zarı uygun(receptive) ise embriyo transferi rutin her kadında yapıldığı gibi 3-5 gün içerisinde yapılabilir. Eğer sonuç “uygun değil ise bu kadınların ilave testler( daha sonraki aylarda  belirlenen günün doğrulanması) ile reseptivitenin hangi gün olduğu belirleniyor ve bu kadınlarda transfer klasik olarak 3-5 günde değil testin ön gördüğü – yani rahimin embriyoyu kabul ettiği -zamanda yapılması gerekiyor. Buna kişiye özel transfer zamanlaması denmektedir.

Aslında test iyi çıktığında sevinmek gerekir ama sanıyorum  ERA testi sonucunda  uygun(receptive) iyi teste sevinmemek gerekiyor. Çünkü bu test, normal tüp bebek hastalarına değil de tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı olan hastalara yaptığımız bir test dolayısı ile  başarısızlığa bir sebep aradığımız hastalardır.

Eğer test iyi çıkarsa düzelteceğimiz dolayısı ile başarıyı sağlayacağımız bir faktör bulamadığımızdan sevinemiyoruz. Ancak test uygun değil ( non-receptive)  çıktığında seviniyoruz. Çünkü uygun zamanda embriyo transferini yaparak gebelik yakalama şansımız doğmuş oluyor. İyi çıkanteste sevinmeme paradoksunu burada da yaşıyoruz. Aslında tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı testlerinin çoğunda böyle bir paradoks yaşamaktayız.

Tüp Bebek ve Donasyon Tedavisinde Başarısızlık

Tüp Bebek ve Donasyon
Tüp Bebek ve Donasyon

Tüp Bebek ve Donasyon Tedavisi nde Önem Sırasına Göre Başarısızlığın Sebepleri Nelerdir? Tedavi süreci nasıl işlemektedir?

Tüp Bebek ve Donasyon Tedavisi

1-Laboratuvar ;

Yumurtalar ve spermler vücut dışına alındıkları ve dış ortamda işleme alındıklarından iyi ve kusursuz bir laboratuvar gereklidir. Kullanılan malzemenin tamamına yakını uzak ülkelerden ithal edilirler. Özellikle medyum (sıvı karışımlar) denilen ve hücrelerin yaşamını sürdürdükleri ortam çok hassastır.
PH ,Oksijen konsantrasyonu ve daha da önemlisi medyumların soğuk zincir dahilinde getirilmiş olması çok büyük önem arz eder. Kuluçka makinalarının ısısı, nemi, gaz seviyeleri ve temizlikleri de hayati önem taşır. Havada bulunan toz miktarı da gebelik şansını azaltmaktadır. Hava kalitesi düştüğünde düşük oranlarının artığını gözlemlemişizdir. Her laboratuvarda işlemleri bilen personel bulunur. En önemli beceri laboratuarda oluşan sorunları erken tesbit etmektir. İyi bir embriyolog 15-20 yılda yetişir. Tecrübe hayatidir. Laboratuarda oluşan sorunları
erken tesbit eden ve çare üreten kişi iyi bir laboratuar için şarttır. Donasyon.
Tüp Bebek ve Donasyon Tedavisi
2-Tedaviyi Yapan Doktor;

Başarıda en önemli unsurlardan biri de tedaviyi planlayan hekimdir. Hekim hatalarını anlamak nisbeten kolaydır. Örneğin HSG çektirmeden (özel durumlar dışında ) tedaviye başlayan, ilaç dozunu sürekli değiştiren, rezervi iyi olan hastalarda yeteri kadar olgun yumurta elde edemeyen tiroid hormonlarını tesbit edemeyen, yumurta çatlatma günü Progesteron bastırmayan hekim muhtemelen yanlış yapmaktadır. Ayrıca Endometriyumu ciddiye almayan, gereksiz yere hiç bir ultrason ve HSG filmi olmadan Histeroskopi yapıp bir bakalım diyen hekim yanlış seçimdir.

Yine yanlış ilaç seçimi, eski ve demode olmuş protokolleri uygulayanlar, ilaç  kullanım süreleri ve dozlarını yanlış belirleyen hekimler yanlış seçimdir. Meslek hayatımda yurt dışından gelen bir hastanın günde 12 adet ESTRAFEM ilacından kullandığını görmüşüz ve şaşırmışızdır. Bu ilacın dozunu artırınca Endometriyumun kalınlaşacağını düşünmektedirler.

Rahim içinde hiç bir problem olmayan hastaların gereksiz yere rahim içlerini genişletmek amacıyla kesildiğini üzülerek görmekteyiz. ENDOMETRİYOZİS hastalarında 3 aylık hazırlık tedavisi yapılamadan tedavi başlamaktadır. Sonucu olumsuz etkiler. Hekim arkadaşlarımız genel kabul gören makul yenilikler yerine kimsenin ciddiye almadığı Gebelik Aşısı ve Lenfosit aşısı gibi ilave tekniklere başvurmamalıdırlar. Daha önce çok önemli bir yenilik gibi ortaya atılan Yapıştırıcı,Yuvalama(hatching) ,İVM,ROSİ gibi tekniklerin zaman içinde gebelik üzerinde önemli bir katkısı olamadığı anlaşılmıştır.

Tüp Bebek Tedavisinde Anestezi İşlemi

Tüp Bebek Tedavisinde Anestezi İşlemi
Tüp Bebek Tedavisinde Anestezi İşlemi

Tüp Bebek Tedavisinde Anestezi İşlemi ;Korku konuyu bilmemekten kaynaklanır. Günümüz anestezisi son derecede konforlu ve güvenli bir ağrısızlık ve uyku da sağlamaktadır.

Yukarıda sayılan işlemler  bilindiği üzere anestezi altında yapılabilmektedır. Biz de bu işlemlerde anesteziyi tercih etmekteyiz. Anestezi tekniğinde modern bir uyutucu olan Propafol ve Fentanil gibi çok kuvvetli ağrı kesiciler birlikte verilerek yapılır. Anestezi öncesi alınması gereken önlemler hasta tarafından bilinmeli ve anlaşılmalıdır. Anestezi alacak olan hastalar anestezi öncesi 6 saat bir şey yiyip içmemelidir. Burada amaçlanan şey hasta uyuduğunda midesinin boş olmasıdır.

Midenin dolu olması halinde anestezi ile bilincini ve kontrolünü yitiren hasta istenmeyen kasılmalar ile midesindeki sıvıyı iterek tekrar boğazına getirebilir. Ve bu maddeler nefes alma esnasında nefes borusuna ve akciğerlere gider. Bu durum çok tehlikelidir ve asitli mide sıvısı geçtiği solunum sistemi borularını yakar. Yine katı halde nefes borusuna giden gıda parçası bir noktada nefes borusu dallarını tıkar. Hem nefes darlığına yol açar hem de farkına varılmazsa akciğerlerde iltihaplanmaya yol açar.

Tüp Bebek Tedavisinde Anestezi İşlemi

Çok az bile olsa gıda veya sıvı alınması, ciddi risk yaratabilir.

Daha büyük ameliyatlarda ve acil ameliyatlarda hastaların nefse borusuna kapalı sistem bir kateter sokulur. Mide doluysa nazogastrik sondayla mide muhtevası boşaltılır.

Hastalar bu işlemleri yaptırmaya gelirken istenen testleri yanlarında getirmelidirler. Daha önceden istenmekte olan anestezi ile ilgili Narkoz testleri daha modern ilaçlar kullanıldığından terk edilmiştir.

HSG ve yumurta toplama (opu) işlemi çok kısa sürer. 20 yumurta bile toplam 10-15 dakika içersinde rahatlıkla toplanabilmektedir. Bu işlemler nadiren 15 dakikayı geçer.

Hastaların ayılma süreleri yine modern illaçlar ile çok kısalmıştır. Odaya döndüğünde hasta rahatlıkla konuşabilir olmalıdır. Eğer hasta sözlü uyarılara cevap vermezse odada bulunan refakatçi hemen görevliyi çağırmalıdır.

Odada bulunan ve işlemden çıkan hasta nefes alıp vermeli ki bu karnın ve göğüs kafesinin inip kalmasından kolayca anlaşılır. Yine hastanın morarması hakkında acil doktora haber verilmelidir.

Hastalar işlem saatinden en az 30 dakika önce klinikte olmalı ve gerekli formları okuyarak düzenli bir şekilde doldurmalıdırlar. Daha önce geçirilmiş hastalıklar, kullanılan ilaçlar mutlaka formda sorulmasa dahi söylenmelidir.

Yumurta toplama

Yumurta toplama ve TESE-TESA işlemlerinden önce hastanın ve klinikte çalışan tüm personelin sağlığını ilgilendirdiğinden dolayı bulaşıcı hastalık testleri yapılmış ve hazır olmalıdır.

Yumurta toplama işleminde kanama riski olduğundan işleme girmeden önce hastanın kan sayımı ve pıhtılaşmayla ilgili testleri yapılmış olmalıdır.

Acelesi olan hastalar kliniği terk etmeden önce , mide bulantısı ,ağrı, kulak çınlaması, bulanık görme vs. gibi bulgular olduğunda bu belirtileri mutlaka hekimlerine bildirmelidirler.