Popup Görseli

Kategori: Blog

Home Blog Page 48

AMH Hormonu (AMH Testi) Ne İşe Yarar?

AMH Hormonu Ne İşe Yarar? Anti müllerian hormon testi olarak da adlandırılan AMH testi, kadınların yumurtalık rezervindeki yumurtalık miktarını ölçmek amacıyla kullanılmaktadır. Özellikle kadınlarda ve ereklerdeki kısırlık dengesini ölçmek için yapılan araştırmalarda kullanılan AMH testi, kişilerin üreme sağlığı konusunda kapsamlı bilgiler sunmaktadır. Kadıların yumurtalık rezervlerini ölçmekte kullanılan AMH testi esnasında, yumurtalıklardaki hormon değerleri sorunsuz şekilde elde edilmektedir. Eski zamanlarda, kısırlık teşhisinin konması ve kısırlık riskinin olup olmadığının ölçülmesi için kullanılan FSH testinin yerine, yeni dönemde AMH testi uygulanmaktadır. FSH testinde, hormon değerleri saatlik olarak değişebildiği için yanlış sonuçlar elde edilmekte ve yanılma payı yaşanmaktadır. AMH testi sayesinde, değişkenlik göstermeyen hormon değerleri üzerinden, kaliteli ve sağlıklı veriler elde edilmektedir. AMH Testinin Özellikleri Nelerdir, AMH Testi Ne İşe Yarar? AMH testi uygulamasıyla, kişilerin üreme sağlığı hakkında detaylı bilgi alınmaktadır. Özellikle 35 yaşından büyük olan kadınlarda kendini göstermeye başlayan yumurtalık rezervi azalmalarının tespit edilmesi için AMH testi tercih edilmektedir. Yumurtalıklardaki sağlıklı yumurta sayısını doğrudan belirleyen AMH testinde, kişilerin doğurganlık yüzdesi ve hamile kalma oranları hakkında kesin bilgiler verilmektedir. Hem erkeklerin hem de kadınların üreme sağlığı konusunda detaylı bilgi alınan AMH testi, kadınlardaki öncü yumurta keselerindeki değerleri dikkate almaktadır. Tüp bebek tedavisi düşünen kadın ve erkeklerin, sağlıklı bir üreme yapısına sahip olup olmadığının anlaşılması durumunda, AMH testinden faydalanılmaktadır. Kadınların yumurtalıklarında salgılanan ve glikoprotein türü olan AMH değerleri, anne karnından itibaren salgılanmaya başlanmaktadır. AMH Testinin Önemi Nedir, Neden Yaptırılması Gerekir? AMH testinin gerekliliği ele alındığında, kişilerin üreme sağlığının değerlendirilmesi için kesin tanılar konulmaktadır. Özelikle doğal yollardan gebe kalmada zorluk yaşayan kişiler, tüp bebek tedavisi görmeden önce AMH testinden faydalanmaktadır. Tüp bebek tedavisi için kişilerde kullanılacak yöntemlerin belirlenmesinde etkili olan AMH testi, tüp bebek tedavisinin başarı yüzdesini artırmaktadır. Tedavide kullanılacak metotların doğrudan ele alındığı AMH testi sayesinde, gebelik şansı artırılır ve yumurtalıkların koruma altına alınması sağlanır. Özellikle ileri yaştaki kadınların dikkate alması gereken testlerden bir tanesi olan AMH testi sayesinde, hamile kalma şansı ve hamilelik sürecinin kalitesi hakkında detaylı bilgi alınmaktadır. Yumurta dondurma fikri bulunan kadınlar, işlem öncesinde AMH testinden geçirilmekte ve yumurtalık rezervlerinin temel kalitesi ele alınmaktadır. AMH Testinin Uygulanma Sebepleri Nelerdir, Hangi Durumlarda AMH Testi Yaptırılır? AMH testinin yapılma nedenleri ve uygulamayı gerekli kılan faktörler, aşağıda tüm detaylarıyla ele alınmıştır: AMH testinin uygulanmasındaki en yaygın etken, kadınların yumurtalık rezervlerinin ölçülmesi ve yumurta hücrelerinin genel sağlığı hakkında bilgi alınmasıdır. Kadınların doğuştan gelen yumurtalık rezervleri, yaş ilerledikçe kendiliğinden azalmakta ve menopoz dönemiyle birlikte, tamamen sona ermektedir. Yumurtalık rezervlerinde kalan yumurta miktarının anlaşılması ve tahmini olarak menopoz tarihiyle ilgili bilgi alınması amacıyla, AMH testi uygulanmaktadır. Tüp bebek tedavisine başvuru yapan adayların, sağlıklı şekilde gebelik süreci yaşaması amacıyla, AMH testi uygulanmakta ve tedavi sürecinde tercih edilecek yöntemler belirlenmektedir. Menopoz döneminin başlayıp başlamadığına dair tespit yapılması amacıyla, kadınlara AMH testi uygulanmaktadır. Kadınlarda ve erkeklerde kısırlık riskinin olup olmadığını anlamak amacıyla, kişilere AMH testi uygulanmaktadır. Erkeklerin üreme sağlığının teşhis edilmesinde, AMH hormonunun etkisi oldukça yüksektir ve AMH testi sayesinde hormon değerleri dikkatli şekilde ele alınmaktadır. Menopoz döneminin başlangıcı için tahmini bir tarih belirlenmesinde, AMH testi etkin rol oynamaktadır. Kadınlardaki yumurtalık kanseri şüphelerinin ortadan kalkması ve kişilere kesin tanı konması amacıyla, AMH testi verileri dikkate alınmaktadır. Kanser tedavisi gören kadınların, yumurtalık rezervinde herhangi bir komplikasyonla karşılaşıp karşılaşmadığının anlaşılması için AMH testinden faydalanılmaktadır. Polikistik over sendromunun belirtilerinin yaşanması ve kişilerde Polikistik over sendromunun yaşanması durumunda, yumurtalık sağlığını incelemek için AMH testi uygulanmaktadır. AMH Testinde AMH Hormonu Düşük Çıkarsa Hangi Durumlarla Karşılaşılmaktadır? AMH seviyesinin düşük olması, kadınların yumurtalık rezervlerindeki yumurta sayısında azalmalar olduğunu göstermektedir. Özellikle 1 ve altındaki değerlerde kendini gösteren AMH testi sonuçları, yumurtalıkların rezervindeki azalmaları işaret etmektedir. AMH testi sonuçlarının düşük çıkması durumunda, kadınların gebe kalmak için acele etmesi gerektiğine dair sonuçlar elde edilmektedir. Gebelik şansının düştüğünü temsil eden düşük AMH testi sonuçlarının ardından, AMH seviyesini yükseltecek ve kaliteli hale getirecek çeşitli tedaviler uygulanacaktır. AMH Testi ve FSH Testi Arasındaki Farklar Nelerdir? FSH testinin özellikleri, AMH testiyle kıyaslandığında, iki test arasında farklılıkların olduğu gözlemlenmiştir. AMH testi ve FSH testi arasındaki temel farklılıklar, aşağıda tüm özellikleriyle ele alınmıştır: FSH testi, anlık olarak farklı sonuçlar oluşturabilen, değişken özelliklere sahiptir. AMH testi kapsamında, yumurtalıkların temel kapasitesinin ölçümü yapıldığından, AMH testi verileri her zaman sabit kalmaktadır. AMH testi verilerinde herhangi bir zamansal farklılık görülmezken, FSH testinde farklılıklar gözlemlenmektedir. AMH testinin uygulanması aşamasında, açlık ve tokluk değeri dikkate alınmazken, FSH testi esnasında açlık durumu dikkate alınmaktadır. FSH testinin saatlik olarak değişiklik göstermesi, testin belirli zaman dilimlerinde uygulanmasını gerekli kılmaktadır. AMH testi, doğrudan kadınların yumurtalık rezervlerindeki yumurta miktarını belirtmektedir. FSH testi için adet tarihinin belirli günlerinde işlem yapılması gerekli görülürken, AMH testi için gün sınırlaması bulunmamakta ve adet tarihinin herhangi bir gününde test sağlıklı şekilde uygulanmaktadır. FSH testinin değerleri, kullanılan doğum kontrol haplarından etkilenmekte ve test sonuçlarında yanılmalar görülmektedir. AMH testinde ise kullanılan ilaçların etkisi dikkate alınmaz ve test sonuçlarında yanılmalarla karşılaşılmaz. AMH testinin FSH testinden ayıran temel kriterler, test sonuçlarının başarı dengesini doğrudan etkilemektedir. AMH testinin sonuçları ve testten elde edilen veriler, FSH testine kıyasla daha güvenilir sayılmaktadır. AMH Testi Sonuçları Nasıl Analiz Edilir, AMH Testi Değerleri Kaç Olmalıdır? AMH testi değerleri ve AMH testi sonrasında, uzmanlar tarafından yapılan analizler, aşağıda detaylı şekilde ele alınmıştır: AMH testinin değerleri, kişilerin yaşına bağlı olarak değişiklik göstermektedir. AMH testinin normal seviyesi, (AMH 1.5 > 4 ng / ml ) olarak belirlenmiştir. Bu seviyeler arasındaki AMH testi değerleri, normal olarak kabul edilir ve kişilere herhangi bir müdahalede bulunulmaz. AMH testinin yüksek kabul edildiği referans aralığı (AMH 1,5 – 4 ng / ml) olarak değerlendirilmiştir. AMH testi sonuçlarının belirtilen referanslarda kalması durumunda, AMH değerinin düşmesi için çeşitli tedavi programları hazırlanmaktadır. AMH testi verilerinin düşük olarak kabul edildiği değer aralığı (AMH < 1,5 ng / ml) olarak değerlendirilmiştir. Belirtilen seviyelerdeki AMH değerleri, kişilerin kısırlık riski taşıdığını göstermektedir. kişilerin çocuk sahibi olabilmesi adına, düşük AMH değerlerinin normal seviyeye çıkarılması gerekmektedir. AMH testi sonuçlarının çok düşük olarak değerlendirildiği referans aralığı (AMH < 0,5 ng / ml) olarak ele alınmıştır. Belirten referans aralığında karşılaşılan AMH testi sonuçlarında, kişilerin yumurta üretiminin neredeyse sonlandığı anlaşılmaktadır. AMH testi seviyesinin normale dönmesi için kişilere gerekli tedavi programı uygulanmaya başlanacaktır. AMH testi sonuçlarında çok düşük verilerle karşılaşılması durumunda, yumurtalık rezervlerinde azalmalar yaşandığı bilinmelidir. Kişilerin çocuk sahibi olması için zamanı

Hamilelikte Vitamin ve Mineraller

Hamilelikte Vitamin ve Mineraller şöyledir: Demir: Gebelik sırasında kan hücrelerinin boyutu büyür. Bu nedenden ötürü hamilelerin kanlarında demir oranı düşebilir. Bu durumun önüne geçmek için demir takviyesi alınabilir. Magnezyum: Erken dönemde başlayan kramp ve kasılmalar magnezyum eksikliğine delalet olabilir. Kalsiyum: Bebeklerin kemik oluşumu için gereklidir ve anne adaylarında düşük olması durumunda bebekler var olan stokları tüketmek zorunda kalır. Bu nedenle anne adaylarının yeterli kalsiyum alması gerekir. Çinko: Saç ve deri sağlığı için gerekli bir mineraldir. Tıpkı kalsiyum gibi gebe kadınlarda düşüşe geçer ve bazen dışarıdan takviye ihtiyacı doğar. B, B12, C ve D vitaminlerini de dışarıdan almak gerekebilir. Hamileler için takviye gıdalar daha da artırılabilir. Hamilelikte Vitamin Kullanımı Gebelikte vitamin kullanımı elzem bir durum olarak kabul edilir ve vitaminlerin bünye üzerindeki etkileri şöyle özetlenebilir: C: Demirin emilimini kolaylaştırır. Vücutta depolanamadığı için periyodik olarak alınması gerekir. B12: Kan hücresi oluşumu için kritik bir vitamin olarak bilinir. Kırmızı etle arası pek iyi olmayan yada hayvansal gıdalardan uzak duran (vejetaryen veya vegan) kişilerde eksikliği görülebilir. Kırmızı et, ciğer, yumurta, süt, peynir ve balıkta bulunur. Dışarıdan takviye olarak da alınabilir. B: Mide bulantılarını azaltır. D: Bebek ve annenin kemik sağlığı üzerinde direkt bir etkisi vardır. Tüm bunlara ek olarak A vitamininden de bahsetmek gerekir. Fazla miktarda A vitamini bebeğin sağlığını olumsuz etkiler. Yapılan kan testleri sonucu hekimler gerekli durumlarda anne adayını uyaracaktır. Hamilelikte Vitamin Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler Gebelikte vitamin kullanırken önemli olan konular şöyle listelenebilir: Planlı bir gebelik söz konusuyla cinsel birleşmelerin gerçekleştiği dönemde (herhangi bir vitamin eksikliği varsa) vitamin takviyelerine başlamak gerekir. Sperm hücresi ve yumurtanın buluştuğu vakitteki kan değerleri ve partnerlerin sağlık durumu bebeğin sağlığını etkiler. Kullanılan vitamin takviyelerin içerikleri mutlaka okunmalıdır. Bazı vitaminler fazla miktarda şeker, tatlandırıcı ve boyar madde içerir. Kulaktan dolma bilgilerle takviye gıda kullanmak faydasız olabilir ve fazladan masrafa yol açabilir. Bu konuda hekimlerin oluşturduğu yol haritasını takip etmek uygundur. Kullanılan takviyeler hakkında detaylı bilgi sahibi olmak ve şüphe uyandıran durumlarda önlem almak gerekir. Hamilelikte Gerekli Takviyeler Nelerdir? Gebelik sırasında ihtiyaç duyulan takviye gıdalar şöyle sıralanır: Folik asit: Gebeliği malum olan neredeyse her kadın kullanır. Hatta gebelik öncesi kullanılması da oldukça yaygındır. Bebeklerde anomali oluşma ihtimalini epey azaltır. Omega 3: Bebeklerin beyin ve göz sağlıkları için elzemdir. Balık çeşitlerinde ve cevizde bol miktarda bulunur. Halk arasında balık yağı olarak bilinen omega 3-6-9 takviyeleri de kullanılabilir. Omega 3’ün diğer yağlarla eş zamanlı olarak kullanıldığında etkili olduğunu öne süren çalışmalar vardır. Hamile Beslenmesi Nasıl Olmalıdır? Gebelik beslenmesi mümkün mertebe dengeli bir programla ilerletilmeli ve bu program her türlü aşırılıktan kaçılarak oluşturulmalıdır. Bu süreç içerisinde hamilelere “iki canlı” muamelesi yaparak onları fazla yemeye teşvik etmenin doğru olmaması gibi gebelerin kilo alma korkusuyla ağır diyetler yapması da yanlıştır. Günlük hayatta sahip olunması gereken dengeli beslenme rutini önemli ölçüde takip edilebilir. Sadece bebeğin ve büyümekte olan bebekle değişen kadın bedeninin ihtiyaçlarını karşılayacak takviyeler yapılır. Bu takviyeler genellikle kan değerlerine göre şekillenir. Gebelik sırasında tüketilen besinlerin içeriksel dağılımı şu şekilde olmalıdır: %12-15 kadar protein %25-30 yağ %55-60 karbonhidrat Son zamanlarda oldukça revaçta olan yeme alışkanlarının bir kısmı karbonhidratın ne denli zararlı olduğuna dair yanlış bilgilerin yayılmasına sebep olurlar. Karbonhidrat oldukça temel bir makro besindir ve herkesçe tüketilmesi gerekir. Sadece basit karbonhidrat adı verilen beyaz şeker, işlenmiş un ve şeker oranı yüksek tahıllardan uzak durmak gerekir. Lifli, kepekli ve tam buğdaylı tahıllar tüketilebilir. Bunlara ek olarak hamilelik için takviye gıdalar tüketilir. Hamileler Hangi Besinleri Tüketebilir? Hamilelerin yiyebileceği besinler şöyle sıralanır: Çiğ kuruyemişler Tam tahıllı ekmekler veya lifli olan her tahıl grubu Meyve Sebze Yumurta Peynir (sert olmak kaydıyla) Kuru baklagiller Süt, yoğurt, ayran ve kefir Balık, tavuk ve kırmızı et Tüm bu süreç esnasında anne adaylarının bedenlerini dinlemeleri tavsiye edilir. Aşırı beslenmek bebekleri daha sağlıklı yapmaz. Hekimler sık sık ve doyacak kadar yemek yenmesini salık verir. Tam tersi bir biçimde az yemek de kişileri kilo almaktan alıkoymaz. Vücutta yağ oluşumunu engellemek için benimsenen diyetler bebeğe ve anne adayının bedenine zarar verebilir. Hamilelikte Kilo Artışı Gebelikte kilo alma miktarı genelde kişilerin gebelik öncesi beden kitle indekslerine ve gebelik esnasında beslenmelerine göre değişir. Alınan kilo miktarı genellikle 8 ile 15 kg arasında değişmektedir. Tekil doğumlar için geçerli olan bu sayılar ikiz doğumlarda 18 kg’a dek çıkabilir. Bu seviyenin üstünde alınan kilolar direkt olarak gebelikle alakalı değildir. Gebelikten kaynaklı stres ve endişelerle bir araya gelen yanlış beslenme alışkanlıkları anne adaylarının 40 kg’a kadar kilo almalarına yol açabilir. Sağlıklı düzeyde alınan kiloların dağılımı şöyledir: İlk üç ay: 1-2 kg İkinci üç ay: 5-7 kg Son üç ay: 4-5 kg Sağlıklı sınırların ötesinde alınan kilolar bebeklerde gereğinden fazla yağ dokusu oluşmasına neden olur. Bu durum da doğum işlemini zorlaştırabilir. Hamilelik Öncesi Babalar Neler Yemelidir? Hamilelik öncesi babaların beslenmesi şöyle özetlenebilir: Kaliteli yağ içeren çiğ kuruyemişler tüketilmelidir. Vitamin ve mineral açısından zengin sebze ve meyvelerin oranı beslenme programında artırılmalıdır. Gerekli durumlarda bu ihtiyaçlara yanıt olan takviyeler alınabilir. Tuzu azaltmak gerekir. Tam tahıllı ekmeklere geçilmeli ve bel çevresindeki yağlanma kontrol altına alınmalıdır. Kafein azaltılmalıdır. Baba adaylarının beslenme alışkanlıkları çocukların kalp damar sağlığını direkt olarak etkiler. Araştırmalara göre kilolu babaların kız çocuklarında diyabet, erkek çocuklarında ise kalp hastalıkları daha sık görülür. Gebelikten üç ay öncesinde temiz bir beslenme programı uygulanmaya başlanmalıdır. Ebeveynlerin beslenme düzenlerinin bebeklere olan etkisi şaşırtıcı düzeyde yüksektir ve kötü beslenme bariz bir risk olarak kabul edilir. Son yapılan araştırmalara göre cinsel birleşmenin olduğu esnada babaların mental durumları bile bebeklerin genlerini değiştirebilmektedir. Hamileler İçin Beslenme Önerileri Gebeler için beslenme tavsiyeleri şu şekilde maddelenebilir: Kafein tüketimi azaltılmalıdır. Fazla miktarda kafein stres hormonu olan kortizolü artırır. Bu süre zarfında fazladan stres en son ihtiyaç duyulan şeydir. Ayrıca çay ve kahve gibi içecekler kansızlığı tetikler. Zeytinyağına ek olarak başka bitkisel yağlar da kullanılabilir. Tüm bu süreçte kaliteli yağlar hamile beslenmesi için önemlidir. Yemeklerdeki tuz miktarı azaltılmalıdır. İşlenmiş gıdalarla araya mesafe koymak gerekir. Et ve balık tüketiminin alışkanlık haline getirilmesi tavsiye edilir. Vegan yada vejetaryen olan kişilerin gerekli proteini ve B12 vitaminini mutlaka tedarik etmesi gerekir. Sebze ve meyveler titizlikle yıkanarak kullanılmalıdır. Vücudun dışarıdan enfeksiyon kapması kötü sonuçlar doğurabilir. Kaliteli yağ asitleri içeren çiğ kuruyemişler belli porsiyonlarla tüketilir. Hamilelik için takviye gıdalar sıklıkla kullanılır. En doğru ürünler için hekimlerin tavsiyelerini baz almak ve

Erkekte Varikosel

Erkeklerde varikosel, kısırlık sorunu ile başvuru yapan erkeklerin % 40’ında bulunan ve testislerde yer alan kan boşaltıcı toplardamarların varisleşmesi problemidir. Varikosel, testis toplardamarlarının, bacaklarda yer alan varislere benze şekilde genişlemeleri sonucunda oluşur. Erkekte varikosel, testis ısısının bozulmasına, kirli kan içerisinde yer alan toksit maddelerin testiste birikmesine ve sperm üretim seviyesinin bozulmasına yol açar. Erkekte Varikosel Belirtileri Nelerdir? Erkeklerde varikosel semptomları hakkında detaylar şöyledir: Testislerde şişlik, Testislerde kabarma, Ağrı oluşumu, Testis alanında terleme ve sıcaklık artışı, Bu semptomların gözlemlenmesi halinde erkekte varikosel oluşumundan söz edilir. Varikosel probleminde oluşan damarlarda genişleme bir süre sonra dışarıdan gözlemlenebilecek boyuta ulaşır. Bacaklarda yer alan varis görünümlerinin, testis üzerinde yer alamsı halinde varikosel probleminden şüphelenilir. Semptomların yansıması sırasında testislerde şişme, sıcaklık artışı ve terleme problemleri aynı anda gözlemlenir. Nadir olarak bu semptomlara ek olarak testislerde küçülme gözlemlenir. Erkekte Varikosel Neden Oluşur? Erkeklerde varikoselin oluşma sebepleri hakkında detaylar şöyledir: Sol tarafta yer lan testislerin, sağ tarafta olan testislere göre daha aşağıda yer almaları, Testisin sol tarafında yer alan toplardamarın, sağ tarafta yer alan toplardamara göre daha uzun bir yapıya sahip olması, Sol tarafta yer alan toplardamarın karın içinde yer alan komşu organlar ile arasında yer alan anatomik ilişki ve bozukluklar, Bu sebeplere bağlı olara oluşan erkekte varikosel problemi, % 90 oranında sol testis bölümünde gözlemlenir. Toplumda çocuk sahibi olan erkelerin dahi % 15’inde görülen varikosel problemi, kısırlık sebebi ile tedavi görme talebinde bulunana bireylerde bu oranın daha üstü seviyelerde tespit edilir. Kısırlık problemi ile tıbbi yardım alan erkeklerin % 40’ında görülen varikosel, ikincil infertilite diğer bir ifade ile ikinci kez kısırlık tedavisi ile çocuk sahip olma amaçlı yardım alan erkelerde % 60 oranında görülür. Erkekte Varikosel Nasıl Anlaşılır? Erkeklerde varikosel’in fark edilmesi hakkında bilgiler şu şekilde sıralanır: Uzun süre ayakta kalma, spor yapma ve cinsel aktivitede bulunma işlemleri ardından, testislerde şiddetli ağrı oluşması halinde varikosel probleminin varlığı fark edilir. Varikosel’in tam şekilde anlaşılması ve tespit edilmesi ise kısırlık problemi ile yapılan başvurular kapsamında gerçekleştirilen uzman hekim muayeneleri sonucunda mümkündür. Genital muayenenin bir parçası olarak gerçekleştirilen varikosel kontrolü ile hastalık hakkında tam tanı konulur. Erkeler, 21 ila 22 derecelik oda sıcaklığına sabit olan ortamda, ayakta pozisyonda muayene edilirler. Ayakta dik pozisyonda duran hastanın testis anatomisi ve gerekli olan tüm detaylar kontrol edilir. Kişiye hareket manevraları ve ıkınma faaliyeti yaptırılarak, testis’in durumu gözlemlenir. Bu faaliyetler sırasında testis damarlarında genişleme olup olmadığı gözlemlenir. Muayene ile damarların genişlediğinin gözlemlenmesi halinde, klinik teşhisin doğrulanması amacıyla, Skrotal Doppler ultrasonografi çekimleri yapılır. Bu çekimler sonunda erkekte varikosel oluşumunun varlığı hakkında tam yorum yapılarak, teşhis koyma ve varikosel’in derecesini belirleme işlemleri tamamlanır. Erkekte Varikosel Tedavisi Nasıl Yapılır? Erkeklerde varikosel’in tedavi edilmesi hakkında bilgiler şu şekilde sıralanır: Testislerin Kontrol Aşaması: Bu aşamada, varikosel tanısı ardından, testis boyutları arasında fark olup olmadığı kontrol edilir. Aynı zamanda testislerin sertlik, yumuşaklık derecelerine bakılır. Semen Analizi: Bu analiz yönteminde, sperm parametreleri değerlendirilir. Semen analizi ile sperm parametrelerinde sorun olup olmadığı tespit edilerek, ileri derecede ve tehlikeli sorunların tespit edilmesi halinde ameliyat ile müdahale kararı ele alınır. Sperm Parametrelerini Bozabilecek Durumların Değerlendirilmesi: Bu aşamada bireyden, beslenme alışkanlıkları, sigara ve alkol kullanımı, toksik maddelere maruz kalma durumu hakkında gerekli bilgiler edinilir. Karar Aşaması: Bu aşamada yapılan tüm tıbbi müdahaleler ve alınan bilgiler değerlendirilir. Varikosel teşhisi koyulan fakat infertilite problemine sahip olmayan bireylere, destek tedavileri uygulanır. Anti Oksidan Ajan Kullanımı: Tedavide yer alan bu aşama, çok şiddetli sperm kaybı problemi olmayan, sperm şekli bozukluğu düşük seviyede olan erkeler için antioksidan ajanların verilmesi yöntemidir. Ameliyat: Tedavi kapsamında ameliyat yapılması ise uzaman hekim karına bağlı olarak verilir. İleri derecede kısırlık problemi yaşayan ve sperm parametleri ileri düzeyde bozuk olan hastalar için tercih edilir. Erkekte Varikosel Hakkında Önemli Detaylar Erkelerde varikosel konusunda öneli ayrıntılar şu şekilde sıralanır: Sperm parametreleri normal düzeyde olan, sadece radyolojik varikosel saptanan, reflü problemi bulunmayan hastaların ameliyat edilmesi tercih edilmez. Yetişkinlik periyodunda varikosel problemlerinin oluşmaması için testislerin boyutlarının ve kıvamlarının klinik koşullarda kontrol ettirilmesi öne taşır. Sadece ağrı tespit edilmesi halinde varikosel ameliyatı yapılması yaklaşımı tercih edilmez. Tedavi işlemleri ardından, sperm parametleri üzerinde % 60 ila 70 oranı arasından düzelme gözlemlenir. Tedavi işlemleri ardından 6. Ayda sperm parametrelerinin takip edilmesi gerekir. Ameliyat ile tedavi işlemlerinde tercih edilen yöntem, korkulacak şartlara sahip olmayan mikrocerrahi ile kasık bölgesinden gerçekleştirilen müdahalelerdir. Erkekte Varikosel Daha Çok Kimlerde Gözlemlenir? Erkekte varikoselin yüksek gözlemlendiği kişiler: Kilo değeri yüksek olan bireyler, Karın içi basıncı arttıran yüksek ağırlıklı spor yapan kişiler, Kronik astım ve bundan kaynaklı öksürük nöbetleri geçirenler, Karın içinde yer alan basıncı yükselten kronik kabızlık problemi yaşayan kişiler, Devamlı olara ayakta kalmayı gerektiren meslekleri ömür boyu yapan kişiler, Bu bireylerde varikosel probleminin bulunma riski daha yüksektir. Bu hastalık bir toplardamar hastalığı olduğu için bacaklarda varis problemi olan kişilerde, varis problemi olmayan bireylere oarnla görülme oranı daha yükseltir. Kanın iletiminde sorunlara neden olan kronik hastalıkları taşıyan bireyler, erkekte varikosel problemi ile daha sık şekilde karşılaşırlar. Erkekte Varikosel Kısırlığa Neden Olur Mu? Erkekte varikosel’in kısırlığa neden olması mümkündür. Varikosel, erkelerde kısırlığa sebep olan etmeler arasında ilk sıralarda yer alır. Diğer yandan kısırlığa sebep olma etkisi, varikosel’in düzeyine göre belirlenir. Her tip düzeyde varikoselin kısırlığa sebep olamadığı, tedavi koşulları sonucunda ise sperm değerlerinin düzeltildiği bilgileri dikkate alınmalıdır. Erkekte Varikoselin Dereceleri Nelerdir? Erkelerde varikoselin düzeyleri hakkında detaylar şöyledir: Derece Varikosel: Ayakta muayene edilen hastalarda her hangi bir belirti gözlemlenmeyip, ıkınıldığı zaman el ile varikoselîn tespit edildiği durumdur. Derece Varikosel: Ayakta muayenede hafif derecede gözlemlenen, ıkınma manevrası sırasında belirgin şekilde görülür hale gelen varikoseldir. Derece Varikosel: Ayakta muayene olan hastada ıkınma manevrası gerekmeden belirgin şekilde gözlenen, ıkınma manevrası ile damarların yüksek oranda belirgin hale gelmesi ile tespit edilen varikosellerdir. Erkekte Varikosel Ameliyatı Kararı Ne Zaman Verilir? Erkekte varkosel için ameliyat kararı verilen zaman hakkında bilgiler şöyledir: Testis kıvamında aşırı yumuşama ve testis boyutlarında ileri düzeyde küçülme oluşması anında, Doppler ultrasonografi ile damarların genişlemesinin 3mm üzerinde olduğunun tespit edilmesi halinde, Doppler ile kan geri kaçışlarının belirlenmesi halinde, Semen analizinde sperm parametrelerinin ileri düzeyde bozuk olduğunun belirlenmesi halinde, Bu koşulların tespit edilmesi durumunda erkekte varikosel için ameliyat kararı değerlendirilir.

Hamilelikte Bağışıklık Sistemin Önemi

Kadınların hamilelik dönemlerinde bağışıklık sistemi zayıflaması hamilelikte yaşanan birçok değişikliğin arasında sayılabilir. Hamile kadınlar, bu dönemde hem fizyolojik açıdan hem de psikolojik açıdan birçok değişiklik yaşamaktadır. Bağışıklık sisteminde oluşan değişimler de buna dahildir. Gebelik dönemi süresince kadınların bağışıklık sisteminin normale göre daha zayıf olduğu dolayısıyla da enfeksiyon ve hastalıklara daha açık hale gelebildiği yapılan araştırmalarca saptanmıştır. Hamilelikte bağışıklık sistemi zayıflaması nedeniyle de anne adaylarının hem anne hem de bebek sağlığı için gebelik döneminde kendilerine daha fazla dikkat etmeleri gerekmektedir. Hamilelikte Bağışıklık Sisteminin Zayıflaması Hamilelik döneminde bağışıklık sistemi zayıflamasının en büyük sebeplerinden biri olarak gebelik döneminde vücutta gerçekleşen hormonal değişimler gösterilmektedir. Vücut, gebelik esnasında “hCG” olarak bilinen bir hormon (glikoprotein) salgılamaktadır. Hamilelik ilerledikçe bu hormonun üretimi vücutta beklenmeyen birçok değişikliğe sebep olmakta ve genel olarak hamilelik belirleyici olan durumların ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Bu belirtiler arasında regl (adet) döneminin gecikmesi, ani ruh değişimleri, mide bulantısı ve halsizlik sayılabilir. Bu olumsuzluklar sonucunda ise anne adayı psikolojik ve fizyolojik olarak etkilenmekte ve vücudun savunma sistemi zayıflamaya başlamaktadır. Özellikle gebelik döneminin başlarında mide bulantısı ve değişiklik gösteren ruh halleri nedeniyle anne adaylarında iştahsızlık görülmekte dolayısıyla iyi beslenemeyen vücudun da bağışıklık sisteminin zayıflamasında rolü olduğu görülmektedir. Bunların yanı sıra kişide diş eti hastalığı, sık idrar yolu iltihaplanması, sık tekrarlayan grip, nezle gibi vücuda giren patojenler dolayısıyla da bağışıklık sistemi zayıflamış olabilir. Ayrıca stres altında olmak, hijyen koşulları, uyku problemleri/uykusuzluk vb. durumlar da bağışıklık sisteminin zayıflamasında rol oynayabilmektedir. Hamilelikte Bağışıklık Sisteminin Zayıflamasının Etkileri Hamilelikte bağışıklık sistemi zayıflığının etkileri normalde bağışıklık sistemi zayıflığında yaşanabilecek durumlarla hemen hemen aynıdır. Bağışıklık sistemi vücudu dışarıdan gelen her türlü zararlı ve yabancı maddeye karşı korumakla ve temizlemekle görevli olan bir sistemdir. Bu nedenle bağışıklık sistemi zayıfladığında vücut çeşitli enfeksiyon ve hastalıklara daha açık hale gelmektedir. Vücutta iltihap oluşumu riski artar. Hamilelik belirtilerine ek olarak anne adaylarında aşırı yorgunluk ve halsizlik gibi belirtilere de sebep olabilmektedir. Gebelik süresince ilaç kullanımı da minimize edildiğinden iyileşme süreci de uzun süreli ve yavaş olabilmekte ve kolay geçirilebilecek rahatsızlıklar şiddetli bir şekilde geçirilebilmektedir. Ayrıca normalde kontrol altında olan tansiyonda artış gözlenebilmektedir. Yaşanan olumsuzluk yaratan bu durumlar anne adaylarına zarar verebilmekte hatta ciddiye alınmaması gibi durumlarda bebeğe zarar verici hale bile gelebilmektedir. Bu nedenle bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi ve güçlü tutulması hamilelik dönemi için çok daha önemli bir hale gelmektedir. Hamilelikte Bağışıklık Sistemi Nasıl Güçlendirilir? Hamilelik döneminde bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için gereken en önemli şeylerden biri bağırsak sağlığını güçlü tutmaktır. Bu nedenle de bağırsak sağlığı için gerekli ve florasını düzenleyen gıdaların yani yoğurt, ayran, peynir gibi süt ürünlerinin tüketimi önem taşımaktadır. Yine hamilelikte bağışıklık sistemi güçlendirilmesi ve vücut direncinin artırılması için vücuda alınması gereken mineraller bulunmaktadır ve bunlardan biri çinkodur. Bağırsak için de yararlı olan protein değeri yüksek süt ürünleri çinko da bulunmaktadır. Süt ürünlerinin yanı sıra baklagiller ve kuruyemişler de çinko bakımından zengin gıdalardır. Özellikle ceviz, fındık ve badem gibi yağ bakımından zengin kuruyemişler de E vitamini bulundurması bakımından tercih edilebilir çeşitlerdir. Günlük olarak yaklaşık 2.5-3 litre su tüketimi yapılması gerekmektedir. Su tüketimi bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olurken sindirim ile ilgili problemlerin de çözülmesinde rol oynamaktadır. Doğal besin ve içeceklerin yanı sıra hekim kontrollü olarak ek vitamin tüketiminin yapılması da bağışıklık sistemine fayda sağlamaktadır. Besin takviyelerinin yanı sıra ağırlaşan vücut dolayısı ile normale göre daha çabuk yorulma gibi durumlar oluşabilmektedir. Bu nedenle dinlenme ve uyku için daha fazla zaman ayırılarak bağışıklık sistemine destek olunabilmektedir. Hamilelikte Bağışıklık Sistemini Güçlendiren Besinler Nelerdir? Hamilelikte bağışıklık sistemi güçlendirmek için beslenme en önemli şartlardan biridir. Anne adayının beslenmesi, aldığı vitamin ve mineraller aynı zamanda bebek için kullanıldığından dolayı yeterli ve iyi beslenme bu dönemde iki katı önem taşımaktadır. Bu nedenle anne adayları beslenmelerine hem kendilerinin hem de bebeklerin sağlığını korumak için oldukça dikkat etmelidir. Sebze ve meyve ağırlıklı beslenme; Turunçgiller: Portakal, mandalina, greyfurt ve nar (A ve C vitamini, magnezyum ve kalsiyum) Koyu yeşil yapraklı sebzeler: Brokoli, lahana, ıspanak (Kalsiyum, demir ve potasyum) Soğan, sarımsak, keten tohumu vb. gıdalar Protein bakımından zengin beslenme; Yumurta Süt ve et Balık: Alabalık, hamsi, sardalya, somon (Yüksek oranda civa içermesinden dolayı dip balıkları tercih edilmemelidir.) Hamilelikte Uzak Durulması Gereken Besinler Hamilelik döneminde besin tüketiminin önemi oldukça bilinen bir gerçektir. Anne adaylarının hem kendilerinin hem de bebeklerin sağlığı için tüketmesi gereken gıdalar bulunduğu gibi tüketmemeye dikkat etmesi gereken bazı besinlerde bulunmaktadır. Yüksek cıva içeren balıklar: yüksek miktarda cıva alımı sinir sistemi, bağışıklık sistemi ve böbrekler için zehirli etkiye sebep olmaktadır. Özellikle ton balığı ve diğer dip balıkları yüksek miktarda cıva içermektedir. Az pişmiş ya da çiğ et: tam olarak pişmemiş etler bakteri ve parazit kaynaklı enfeksiyonlara sebep olabilmektedir. Organ etleri: Besin değeri oldukça yüksektir ancak çok fazla miktarda hayvan kaynaklı A vitamini almak sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Kafein: Çay, kahve, meşrubatlar ve kakaoda bulunan kafein, gebelik döneminde 200 mg ile sınırlandırılmalıdır. Yüksek kafein alımı bebek gelişimini yavaşlatabilmektedir. Pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri: bu ürünler çeşitli bakteriler taşımaktadır ve pastörize edilmemiş olarak tüketildiğinde enfeksiyona sebep olabilmektedir. Abur cubur: besin değeri düşük olan bu gıdalar bağışıklık sistemine destek sağlamadığı gibi yetersiz beslenmeye yol açmaktadır. Bu gıdaların bazılarının tüketimi sınırlandırılarak yapılabilmekle birlikte (kafein), bazılarının ise kesinlikle tüketilmemesi gerekmektedir (alkol). Hamilelik ve Probiyotik Bağışıklık sistemini desteklemenin en önemli araçlarından birinin bağırsak sağlığını korumak olduğu bilinmektedir. Yani güçlü bir sindirim sistemi güçlü bir bağışıklık sisteminin adımlarından biridir. Bağırsak sağlığını korumak için tüketilebilecek bazı gıdalar vardır. Bu gıdaların arasında probiyotik temelli gıdalar oldukça önemlidir. Probiyotikler, vücutta bulunan yararlı bakterilerdir ve kalın bağırsak florasını korumak için zararlı bakterilerle savaşmaktadırlar. Bu bakterilerin dışarıdan takviyesi vücutta bulunan yararlı bakteri sayısını arttırmaktadır. Bu artışla birlikte bağırsaklar daha sağlıklı hale gelmeye başlayarak bağışıklık sistemini güçlendirir. Özellikle hamilelikte bağışıklık sistemi çok daha önemli hale geldiğinden probiyotiklerin önemi de artmaktadır. Probiyotiklerin takviyesi probiyotik bazlı gıdalar (yoğurt, kefir, lahana ve salatalık turşusu) ile alınabileceği gibi hekim kontrolünde ve tavsiyesi ile direkt probiyotik takviyesi de yapılabilmektedir. Probiyotikler piyasada toz, kapsül ve şase şeklinde bulunmaktadır. Probiyotik ürünler seçilirken etiketler dikkatlice okunmalı ve gereken bakteri miktarını içerip içermediği kontrol edilmelidir. Toz şeklinde bulunan probiyotikler soğuk su veya asit/karbonat içermeyen içeklere eklenerek veya yoğurt, dondurma gibi soğuk gıdalara eklenerek tüketilebilir. Sıcak yiyecek ve içeceklere katılarak tüketilmemelidir çünkü sıcak yiyecek ve içecekler bakterileri etkisizleştirebilmektedir.

1 47 48 49 54